ATASÖZLERİ VE TÜRKİYE TÜRKÇESİNDEKİ ÖRNEKLERİ

6 04 2007

    ATASÖZLERİ VE TÜRKİYE TÜRKÇESİNDEKİ ÖRNEKLERİ

Pek çok açıdan insan, dünyanın her yerinde aynıdır. Değişik durumlar ve olaylar karşısındaki davranışlarında, yaşam boyunca kazanılmış deneyimlerinde, duygu, düşünce ve yaşantılarını dile getiren sözlerinde ve yargılarında, toplumlar değişse de benzerlikler, hatta eşlikler vardır. Bu yüzden, başka başka toplumların, birbiriyle hiç ilişkisi olmayan dil birliklerinin sözvarlığı içinde atasözü adını verdiğimiz sözler kimi zaman birbirine yakınlık gösterir; kimi zaman da değişik kültürlerin bilgeliklerini yansıtır biçimde, birbirinden ayrılır. Birkaç örnek üzerinde duralım: Türk’ün yaşam boyunca edindiği deneyimler sonucunda dile getirdiği, Gözden uzak olan gönülden de uzak olur yargısı, güçlü bir atasözüdür. Bu sözün daha XI. yüzyılda Divanü Lûgat-it-Türk’te,119 eski biçimiyle geçtiğini görüyoruz: Közden yırasa kön ülden heme yırar (Gözden uzaklaşsa gönülden dahi uzaklaşır). Aynı yargıyı Fransızcada da çok eskiye giden şu atasözünde buluyoruz: Loin des yeux, loin du cceur (Gözlerden uzak, gönülden uzak). Almancadaki, Aus den Augen aus dem Sinn atasözü de bu gerçeği aynı biçimde dile getiriyor. 119) Çeviri, III, 366. 146 Türkçedeki, Besle kargayı oysun gözünü atasözü de aynıyla Fransızcada karşımıza çıkıyor: Nourris un corbeau il te crevera l’oeil. Demir tavında dövülür ise, yine Fransızcada // faut battre le fer tandis (pendant) qu’il est chaud (Demir sıcakken dövülür) biçiminde vardır. Bu örnekleri, değişik dil birliklerinden atasözleriyle, kolayca çoğaltabiliriz. Ancak bu yakınlık ve eşlikler kimi zaman çeviri yoluyla, dilden dile aktarmalar sonunda ortaya çıkar. Batı dillerindeki birkaç atasözünün Doğu dünyasından masallar, edebiyat ürünleri aracıyla ve çeşitli ilişkiler sonucu olarak çevrildiğini görüyoruz. Aynı biçimde, Batı dillerinden Doğu dillerine yapılan çevirilerle bu kez, Batıdan Doğuya aktarıldığı göze çarpan örnekler de vardır. Türkçenin sözvarlığını atasözleri açısından ele alacak olursak en eski ürünlerinden bugünkü Türkiye Türkçesine, Asya’ya yayılmış çok çeşitli lehçelerden Balkanlar’daki Türkçeye kadar son derece zengin bir atasözleri hazinesiyle karşılaşırız. Bu sözler bir yandan Türk’ün bilgeliğini, zengin düşünce ve ruh dünyasının ürünlerini, karşılaşılan değişik durum ve olaylardan çıkarılan yargıları dile getirmedeki başarısını yansıtmakta, bir yandan da söylenişlerindeki şiirli anlatımla, etkileyici, kolay hatırda kalan anlatım biçimleriyle dikkati çekmektedir. En eski atasözlerimiz içinde, bugün unutulmuş, kullanımdan düşmüş olanlar bulunduğu gibi, yüzyıllardan beri dilden dile dolaşan, kimi az çok değişmiş, kimi hiç değişmeden günümüze ulaşmış olanlar da vardır. Bugün unutulmuş, artık kullanılmayan atasözleri arasında, XI. yüzyılda, Divanü Lûgat-it-Türk’te120 geçen şu örnek ilgi çekicidir, sanıyoruz: Yitiglig anası koyun açar. 120) Çeviri, III, 18-3. 147 İlk bakışta, bugün anlamı kolay çıkarılamayacak olan bu atasözü, yitikli (bir şeyi kaybeden) kişinin, onu annesinin koynunu bile açarak aradığını anlatmakta, bir şeyini yitirenin ısrar ve telaşını, her çareye başvurusunu dile getirmektedir. Konuyu somutlaştırma yoluyla dile getiren söz, bu durumdaki kişinin yapılmayacak şeylere bile yönelebildiğini anlatır. Aynı atasözünü, XVI. yüzyılın başlarında, Güvahî’nin Pendnâme adlı, atasözlerini şiire dönüştürerek biraraya getiren kitabında121′ Yitiklü anasının koynun arar biçiminde görüyoruz. Divanü Lûgat-it-Türk’te122 Avcı nece al bilse adhıg anca yol bilir biçiminde geçen ve avcı ne kadar hile bilirse ayının da o kadar yol bildiğini ortaya koyan atasözü 900 yıldan beri Türkçede yaşamaktadır. Tag tagka kavuşmaz, kişi kişiye ka-uuşur123 sözü ise bugün Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur söylenişiyle yaşamını sürdürüyor. Bugünkü Kar ne kadar çok yağsa yaza kalmaz atasözünün ise XV. yüzyılda Dede Korkut Kitabı’nın başında124 Yapa yapa karlar yağsa yaza kalmaz biçiminde görüldüğünü eklemeliyiz. Bu örneklerin daha pek çoğunu gösterebiliriz.125 Ayrıca, bugüne çok değişerek gelen ve yitenlere de pek çok örnek gösterilebilir. Atasözlerimiz çok değişik konuları ve kavram alanlarını kapsamakta, kimi zaman hissedip de söze dönüştüremediğimiz olguları büyük bir başarıyla sahneleyerek dile getirmektedir. Bu durum özellikle Anadolu ağızlarında kendini belli eder; bundan sonraki bölümde ele alacağımız, ağızlardan derlenmiş örnekler, yazı dilimizde bulunmayan birçok sözün Anadolu’da yaşamakta 121) Yayımlayan Mehmet Hengirmen. Ankara, 1983, s. 35; 1766 numaralı beyit. 122) Çeviri, I, 63. 123) Çeviri, II, 53. 124) M. Ergin, Dede Korkut Kitabı, I, 74 (V. 3): “Yapa yapa karlar yağsa yaza kalmaz, yapağu-lu gökçe çemen güze kalmaz”. 125) Divan’da geçen ve bugüne kadar gelen atasözleri için bkz. Kaya Türkay, Kaşgarlı’dan günümüze gelen atasözleri. TDAY-Belleten, 1980-81, 39-42. 148 olduğunu gösterecektir. Burada, hem ortak dilimizde, hem de ağızlarda geçen ilginç bir örneği vereceğiz. Bir annenin yavrusunu, başkalarından çok değişik bir gözle gördüğü, dünyanın her yerinde bilinen, gözlemlenen bir gerçektir. Türkçe bu gerçeği dile getirirken değişik anlatım yollarından gider. Yazı dilimizde; Kuzguna yavrusu ankâ (şahin, güzel) görünür atasözü bu gerçeği anlatmaya yöneliktir; bu anlatım sırasında kuzgun gibi çok çirkin bir kuş seçilmiş, onun yavrusunun bile anasına güzel göründüğü söylenmiştir. Yazı dilimizdeki Karga yavrusuna bakmış, ‘benim ak pak evladım’ demiş biçimi de buna benzer bir anlatımın tanığıdır. Anadolu ağızlarında aynı durum daha değişik bir biçimde dile getirilir: Kirpi de yavrusunu ‘pamuğum’ diye severmiş (Malatya, ! Sivas, Bölge I). Bu sözle kirpi gibi, her yanı batan bir hayvanın bile yavrusunu, ona hiç yakışmayacak bir sıfatla sevişi örnek gösterilir. Ayrıca; Yapalağın™6 yavrusu, gözüne şahin görünür (Niğde, Bölge I) biçimi de vardır. Ahmet Caferoğlu’nun Kars’tan derlediği; Ellerin balası külden torpahdan Benim balam gülden yarpahdan biçimindeki ninniyi de buna eklemeliyiz.127 İlgi çekici bir durum, Türkiye dışındaki Türk lehçelerinden (Karadeniz-Hazar lehçeleri ya da kuzeybatı lehçelerinden) Kumuk lehçesinde aynı atasözünün yaşamakta olmasıdır. Türkiye Türkçesine “Ayı, yavrusunu ‘bembeyazım’ diyerek, kirpi de ‘yumuşacığım’ diyerek sever” biçiminde aktarılabilecek olan sözün Kumuklardaki söylenişi şöyledir: 126) ‘Baykuş’ anlamında. 127) Ahmet Caferoğlu, Doğu, 152 (Yerli Kars ağzı). 149 Ayuv süyer balasın appagım dep, kirpi süyer balasın yumşagım dep^28 Burada, ilgi çekici bir örnek üzerinde daha durmak istiyoruz: Eski Romalılar, karşılıklı olarak birbirini aşırı ölçüde öven kimseler için “eşek, eşeği okşar” anlamındaki atasözünü kullanırlardı (Asinus asinum fricat). Bu sözün benzerini Rize dolaylarından (îkizdere’den) derlenen şu sözde buluyoruz: Eşek eşeğin gerdanını yalar (Bölge I). Bu örnekte olduğu gibi, yazı dilimizde kullanılan atasözleri-mizde, aşağıda, Anadolu ağızlarında büyük oranda görüleceği gibi, havyanlardan yararlanılarak insanlarla ilgili kavramların, gerçekliği ortaya çıkan olguların dile getirildiği birçok öğe vardır. Bu sözler bir somutlaştırmaya giderek kimi zaman hayvanları konuşturur, onlardan alınan yanıtlarla dünyada karşılaşılan durumları, kimi zaman da onların niteliklerine dayanarak insanların tutum ve davranışlarını ortaya koyar. Örneğin: Ayıya (kurda) ‘Neden ensen kalın?’ demişler, ‘Kendi işimi kendim görürüm’ demiş Eşeği düğüne çağırmışlar, ‘Ya odun eksik, ya su’ demiş Yengece ‘Niçin yan yan gidersin?’ demişler, ‘Serde kabadayılık var’ demiş Köpeğin ahmağı baklavadan pay umar Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir Eşek hoşaftan ne anlar? (Suyunu içer tanesini bırakır) Fare, çıktığı deliği bilir Yörük at, yemini artırır Koyun sürüsüne kurt parasız bekçilik eder Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olur Aç köpek fırın deler İtle yatan bitle kalkar 128) ilhan Çeneli, Kumuk, s. 17. 150 Kedinin kanadı olsaydı serçenin adı olmazdı… gibi. Bu örnekleri kolaylıkla artırabiliriz. Yazı dilimizdeki atasözlerinde, aşağıda ele alacağımız Anadolu ağızlarındaki örneklerde olduğu gibi, bir ritm ve ses uyumu yaratarak sözü çekici kılan, onun bellekte kalmasını sağlayan birtakım öğelerden, sanatlardan yararlanıldığı görülür. Bu tutuma, bir de bu sözlerin içeriklerindeki değer, anlatımlarındaki canlandırma gücü eklenirse atasözlerimizin bu denli kalıcı, sevilen ve güzel olmalarının nedeni ortaya çıkar. Türk atasözlerinin birçoğunda, şiirdeki ölçü, uyak ve ses yinelemesi (Fr. alliteration) gibi öğelerden, kimi zaman bunların birine, kimi zaman da hepsine birden başvurularak, güçlü bir anlatım sağlandığı görülmektedir. Değişik konularla ilgili sözlerden seçtiğimiz aşağıdaki örneklere bu açıdan bir göz atalım: Kürkçünün kürkü olmaz, börkçünün bör/cü129 örneğinde hem kürkçü ile börkçü, hem de kürkü ile börkü, uyaklı sözcüklerdir. Eskiden düzyazıda “seci” adı verilen uyaklardan yararlanılmıştır. Öte yandan aynı sözde kürk ve börk öğelerinin yi-nelenmesiyle bir alliteration sağlanmıştır. Dazlayan daza düşer, kel başlı kıza düşer sözünde ise hem uyak (daza ve kıza) kullanılmış, hem ses yinelemesi (dazlayan daza) yaratılmış, hem de 7 heceli ölçüden yararlanılmıştır (Dazlayan daza düşer, ilk dize olarak düşünülebilir.) Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşur sözünde ve Delikli taş130 yerde kalmaz, deli kız evde kalmaz örneğinde ses yinelemesi kendini belli etmektedir. Anasına bak, kızını al, kenarına bak, bezini al atasözü hem 9 heceli ölçüdedir; hem de uyaktan yararlanmıştır. Ecel geldi cihane, baş ağrısı bahane Yaş kesen baş keser 129) Börk, eskiden kullanılan bir başlık türüdür. 130) Delikli taş, burada “boncuk, değerli süs taşı” anlamındadır. 151 Yaş yetmiş, iş bitmiş Gidip de gelmemek var, gelip de görmemek var Sabreden derviş, muradına ermiş Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır… gibi pek çok örnek de değişik hece sayılarıyla halk şiirindeki ölçülerden yararlanmışlar, aynı zamanda çoğunlukla uyaklara dayanarak ses uyumu sağlamışlardır. Görmemiş görmüş, güle güle ölmüş ve Sen ağa ben ağa, bu ineği kim sağa… gibi atasözleri de hem ses yinelemesi, hem de uyaklarla bezenmiş sözlerdendir. Bütün bu örneklerin daha yüzlercesini gösterebiliriz. Kimi araştırıcılar, bu atasözlerinden biraz daha uzun olan, ancak yine, atasözü niteliği taşıyan örnekleri ölçülü söz diye adlandırmaktadırlar.131 Anadolu ağızlarında çok özgün örnekleri bulunan bu sözler, bundan sonraki bölümün sonunda ele alınacaktır.

    Anadolu Ağızlarında Atasözleri Anadolu ağızlarındaki atasözleri üzerinde çalışacak araştırıcının hemen ilgisini çekecek iki önemli özellik vardır, sanıyoruz. Bunlardan biri, yukarıda da değindiğimiz, atasözlerinin bolluğu ve çeşitliliğidir. Gerçekten, ağızlarda hemen her konuda, her kavram alanında pek çok atasözüyle karşılaşıyoruz. İkinci bir özellik ise deyimlerde de karşımıza çıkan, somutlaştırma dediğimiz aktarmalara atasözlerinde de çok sık rastlanmakta olmasıdır. Bunlar insan davranışlarını hayvanlara uygulayarak dile getirmekte, bir sahne düzenleyerek durumu canlı bir biçimde ortaya koymaktadır. Örnek olarak içki içen bir 131) Örneğin bu sözleri biraraya getiren şu kitaba bakılabilir: Nail Tan, Folklorumuzda Ölçülü Sözler, Ankara, 1985. 152 kimsenin birden yüreklenmesi, atıp tutmaya başlaması olayını canlandıran; Keçiye rakı içirmişler, kurdun evini sormuş ya da Keçi şarap içerse deveye meydan okur (A.Çay, s.70) sözleri böyle bir somutlaştırmayla bir gerçeği dile getirmektedir. Eşeğe rakı içirmişler, çulunu bahşiş vermiş (Gaziantep, Bölge I) sözü ise içki içen kimsenin bonkörleşmesi, kimi zaman elindeki avucundakini armağan etmesi durumunu anlatır. Yazı dilimizde, Fakir hırsızlığa çıkmış, ay akşamdan doğmuş biçiminde anlatım bulan atasözünün çok ilgi çekici ve nükteli olan; Kısmeti kesik köpek Kurban ayında sılaya gider (Ordu, Samsun, Bölge I) ve bunun değişik biçimi olan İtin akılsızı (durur durur da) Kurban Bayramında sılaya gider (Gaziantep, Bölge I) gibi benzerleri, yine hayvanlara uygulanarak anlatılan birtakım dünya gerçekleri, ya da bunlara dayanılarak ortaya konan yargılardır. Horoz kendini çöp tepesinde görmüş de müezzin oldum sanmış (Samsun dolaylan, Bölge II) sözü de yine insanlara özgü tutum ve davranışların dile getirilmesi örneğidir. Eşek at ile yarışmış, kuyruğu kulağı karışmış (Kocaeli dolayları, Bölge II) atasözü, yeteneklerine, gücüne bakmaksızın kendinden çok üstün durumdaki kimselerle boy ölçüşmeye kalkışanların sonunu anlatır. Aşağıdaki örnekler de, ağızlardaki hayvanlardan yararlanan anlatım biçimlerinin tanığıdır: Eşeğe dediler gerdan kır, kuyruğunu kaldırdı, marifetini gösterdi (Bitlis)^ Tosbağayı havadan atmışlar, ya göle, ya harmana! demiş (Malatya, Bölge I) 132) Hamza Zülfikar, Bitlis’te derlenmiş atasözleri, deyimler, alkış, kargış ve bilmeceler, s. 72′de özgün biçimi veriliyor: “Eşeğe didile gerdan kır, kuroğuni kaldırdi m’erifeti gösterdi.” 153 Alçak eşek her gün sıpo133 (Kırklareli, Bölge I) Göç geri dönerse topal eşekli (topal deve) öne düşer (İçel, Bölge II) Her horoz zibiUiğinde yavuz™* ya da Herkes zibilliğinin horozu (Gaziantep, Bölge I) Deve deveden geviş, kız kızdan nakış öğrenir.^35 Katır ziyan yapar, eşeklerin kulakları kesilir (Hakkari, Bölge I) Köpek arabanın gölgesinde yatmış da araba benim sanmış (Malatya, Bölge I) Köpek ‘yaza çıkarsam kemikten saray yaptıracağım’ dermiş (Bolu, Bölge I) Tilkinin yüzüne bak da sütünü öyle sağ (İsparta, Bölge I) Anadolu ağızlarında bu türden örneklerin daha yüzlercesi gösterilebilir. Bunların yanı sıra, ağızlarda değişik konular ve durumlarla ilgili, çok çeşitli atasözleriyle karşılaşıyoruz. Türk toplumunda yerleşik olan birtakım yargılar, ağızlarda kimi zaman birden çok sözle dile getirilir. Burada önce, akrabalık ilişkileri, evlenme ve geçinme konusundaki örnekler üzerinde durmak istiyoruz: Yazı dilimizde geçen, Ortak gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş’in yanı sıra ağızlarda Eltinin bohçası eltinin bohçasıyla kavga edermiş (Samsun, Bölge II) Elti eltiden hoş olmaz, elti eteğinden peş’136 olmaz (Tokat, Bölge II) gibi başkaları da vardır. Buna karşılık, bacanakların birbirleriyle iyi geçindikleri, şu atasözünde yankı buluyor: 133) Yazı dilimizdeki “Bodur tavuk her gün piliç” sözüyle karşılaştırılabilir. 134) Yazı dilimizdeki “her horoz kendi çöplüğünde öter” sözüyle karşılaştırabilir. 135) Alanya Folkloru, III, 50′da özgün biçimi şöyle verilmektedir: “Deve deveden geviş, giz gız-dan naaş öğrenir”. 136) Üçetek denen kadın giysisi. 154 İki kardeş bir evde geçinememiş, yedi bacanak bir çavdar sapının gölgesinde geçinmiş (İsparta, Bölge II) Kayın ve baldızı değerlendiren şu söz de ilgi çekicidir: Etler içinde koyun, erkekler içinde kayın, altınlar içinde yaldız, kadınlar içinde baldız (İsparta, Bölge I) Evlenme ve geçinmeyle ilgili olarak Alanya’da derlenen şu sözler de gerçekten özgün ve güzeldir: Alması bir alaca kuş, geçinmesi zemheri ile kış137 (Alanya Folkloru III, 41) sözü, evlenmenin çekiciliği ve kolaylığını, geçinmenin güçlüğünü bir karşıtlık sağlayarak anlatıyor. Yine aynı yörede kullanılan, Soğan çimlendi, gelin dillendi (Alanya Folkloru III, 83) atasözü, evlenen kızın zaman geçtikçe, evliliği eskidikçe dillendiğini, konuşmaya, yakınmaya başladığını anlatır. Anası evinde eşkin olan, kocası evinde düşkün olur”*33 (Alanya Folkloru III, 41) sözü de başka bir gerçeği dile getirmektedir. Evlenmeden önce anasının evinde hızlı, hareketli olan kızın koca evinde düşkün bir duruma gelebileceğini belirtir. Anası besler hurmayla, eloğlu karşılar yarmayla’139 (Burdur, Bölge II) sözü ile anasının evinde el üstünde tutulan kızın koca evinde, alışık olmadığı tutumlarla karşılaşabileceğini özlü u bir anlatımla ortaya koyar. Gelinin, getirdiği çeyize önem verişi, çeyizin gelin için çok fdeğerli olduğu, aşağıdaki sözde dile getirilmiştir: Gelin iskemle getirir, üstünde kendi oturur^40 (Alanya ‘Folkloru III, 61) Yeme içme olmadan, karın doymadan sevginin olamayacağını anlatan, 137) Kuş. sözcüğü kaynakta guş, kış ise gış olarak veriliyor. 138) Eşkin, eşgin biçiminde, düşkün de düşgün olarak veriliyor. Eşgin aynı yörede atın tırısla rahvan arası gidişini anlatır. 139) Yarma, ‘kalın kesilmiş odun1 anlamındadır. 140) İskemle, isgemle; kendide gendi biçiminde verilmektedir. 155 Seviş, gevişten gelir (Alanya Folkloru III, 82) atasözü de aynı yörenin bir deyişidir. Birden fazla kadının aynı evde iş yapmasının sakıncaları ise, İki kanlı, bitten; iki analı, sütten ölür (Denizli, Bölge II) sözüyle ortaya konmaktadır. Aşağıdaki örnekler de yine evlenme, geçinmeyle ilgilidir: Dırdırcı karı, sokucu arı (Afyon, Bölge II) İyi koca, karıyı gül yaprak; kötü koca kül toprak yaparmış (Samsun, Bölge II) Geçinmeyene dokuz koca, okumayana dokuz hoca az gelir (İsparta, Bölge II) Dur dur, durmuşa var; askerden gelmişe var, karısı ölmüşe var (Trabzon, Bölge II) Kız anası köşe bağlar; oğlan anası sinek avlar ve Kız anası minder kabası, oğlan anası kapı arkası (Alanya Folkloru III, 73) Ağızlarda, yine aynı konularla ilgili, daha pek çok örnek gösterilebilir. Anadolu’da değişik konularla ve yaşam boyu karşılaşılan olaylar, tanık olunan gerçeklerle ilgili bulunan binlerce sözden, fazla tanınmayan ve ilgi çekici olduğunu sandığımız örnekleri de aşağıya sıralamak istiyoruz. Yazı dilimizde, Gönül kimi severse güzel odur sözü, bilindiği gibi, çok kullanılmaktadır. Sevilenin insanın gözünde güzelleşmesini, değer kazanmasını dile getiren, Konya, Çankırı, Merzifon ve Malatya dolaylarında söylenen şu atasözü de benzetmedeki ve anlatmadaki ustalığıyla ilgiyi çekiyor: ‘ Gönül düştü kediye, kedi döndü duduya (Bölge, I)141 141) Dudu, Farsçadaki tüt! sözcüğünden (papağan) gelen bir öğedir; sevilen kedinin papağana dönüşmesi, papağan gibi gösterişli ve marifetli, makbul bir kuş olması gibi bir imge yaratılmıştır. 156 !•;. Ağızların son derece özgün ve bir gerçeği tanımlayan çok başarılı sözlerinden biri de şudur: Yaramdan ölmedim, sorandan öldüm (Niğde, Bölge I) Bu atasözünden, bir derdi olan, bir felakete uğrayan kimsenin bu dertten çok, onun sürekli sorulusundan rahatsız olduğu anlatılır. Buna yakın bir kavram alanındaki şu atasözü de can sıkan bir şeyin, üzerinde durulursa insana üzüntü olduğu, başkalarına söylendiğinde ise abartılarak yayıldığı dile getirilir: Ele desen dört olur, içe atsan dert olur (Niğde, Bölge II) Elde bulundurulan değerli bir nesnenin her zaman için alıcı bulacağı, değerli ve başkalarına gerekli bir şeyin mutlaka aranacağı gerçeği ise ağızlarda şöylece söze dönüştürülmektedir: Çanakta merhemim olsun, Bağdat’tan kel gelir (Niğde, Bölge II) Aynı gerçek, şu değişik biçimlerde de anlatılır: Ayranım olsun, çıbinim142 Bağdat’tan gelir (Bitlis, Bölge I) Alanya yöresinden derlenen, Sine/c, pekmez satıcıyı bu-Jur143 (Alanya Folkloru III, 83) sözü ise herkesin, kendisine gerekli olan nesneleri, çıkarlarını sağlayacak kişi ve yerleri, onların ardına düşerek kolaylıkla bulabileceğini anlatır. Aşağıdaki sözler de yaşam boyunca edinilen deneyimlerin özlü bir biçimde dile getirildiği örneklerdir: Çocuğu babanın akçasıyla ananın bohçası okutur (Niğde, Bölge I) Çocuklu avrat, sıpalı eşekle yola gidilmez (İçel, Bölge II) Bu sözün bir başka biçimi şöyledir: Çocuklu kadınla gitme yola, başına getirir bela (Adana, Bölge I) Yola çıkan kişinin işi, gabış144 keçinin yaşı belli olmaz 142) Çibin “sinek” anlamındadır; dilimizdeki cibinlik sözcüğü buradan türemektedir. Ayran, ey-ran biçimindedir. 143) Pekmez burada bekmez biçiminde veriliyor. 144) Gabış, “boynuzsuz” anlamındadır. 157 (Alanya Folkloru III, 92) Dokuz kadın birikse, zahmeti doğuran çeker (Niğde, Bölge I) Kadın eşik dibinde değil, beşik dibinde belli olur (Ankara, Bölge I) Venedik’ten tiryak gelinceye kadar Mısır’da yılan adamı helak eder (İçel, Bölge I) Abalıda kese yatar, çuhalıda tasa yatar (Afyon, Bölge II) Miskin asmanın kel koruğu, bir gün gelir tepene çıkar (Afyon, Bölge II) Bin ahmak olmayınca bir akıllı geçinemez (Sivas, Bölge II) Başına gelmeyenin hoşuna gelir (Kayseri, Bölge II) Minareyi yaptırmayan, yerden bitmiş sanır (Niğde, Bölge I) Çarşıda mum pahalı, körün neyine? (Erzurum, Bölge II) Ağzı yambıldayanın^4^ sırtı gümbürder (Samsun ve Ordu, Bölge II) Kolu kırık işlemiş, gönlü kırık işlememiş (Niğde ve İçel, Bölge I) ve değişik biçimi: Kolu kırılan çalışmış da gönlü kırılan çalışmamış (Amasya, Bölge I) Çorbada tuzun, yemeğe yüzün olsun (Alanya Folkloru III, 48) Anasına yakın, kızdan; ormana yakın, domuzdan ırak olur (Burdur, Bölge II) Kocam gitti, evim şaştı; kocam geldi, evim taştı (Ordu, Bölge II) Görgüsüzden hamur alacağına, eğil de yerden çamur al (Muğla, Bölge II) Her delinin başına bayrak dikilse bedestende bez kalmaz (Gaziantep, Bölge I) 145) Ağzı yambıldamak “gelişigüzel konuşmak” anlamındadır. 158 Bu sözün benzeri: Her ite taş atılsa dünyada taş kalmaz (Malatya, Bölge I) Yorgan verdim, örtündü, beri beri sürtündü (Burdur, Bölge II) Anadan sıska, ne yapsın muska (Bolu ve Kayseri, Bölge I) Ne bartıla kömbe yerim, ne keşişe dayı yerim^46 (Malatya, Bölge I) Zalim olma, asılırsın, mazlum olma, basılırsın’147 (Ordu, Bölge I) Elin hastası ele uyur gelir (Afyon, Bölge I) Üzümüm çok diyene küfenin küçüğünü götürmeli (Samsun, Bölge I) Bundan önceki bölümde değindiğimiz ve kimi araştırıcıların ölçülü söz adı altında ele aldıkları sözlerin Anadolu ağızlarında özgün ve çekici olan pek çok örneği vardır. Belki ötekiler kadar tanınmamakla birlikte, yine de atasözü yapısı ve niteliği taşıyan bu öğelerin atasözleriyle aynı çerçeve içinde, birarada ele alınması bizce doğru olur: Var yiğidin gencine, her gün kalbini incite; var yiğidin kartına, çık bağrının tahtına^48 (Alanya Folkloru III, 87) Alma karının dulunu, peşine gelir kulunu; senden yer, senden içer, kendine yığar pulunu (Artvin, Bölge II) Kocalıkta genç alma el için, yüksek yere harman yapma yel için, dere içine ev yapma sel için (Malatya, Bölge I) Misafirin iyisi geçer gider kış gibi; misafirin kötüsü oturur baykuş gibi (Amasya, Bölge I) Okumak istersen eliften başla, üşümeyim dersen şehirde kışla, geçineyim dersen iddiayı boşla (Niğde, Bölge I) 146) Yazı dilindeki “We Şam’ın şekeri, ne Arabın kara yüzü” ile karşılaştırınız. Bu sözde geçen bartıl “rüşvet”, kömbe ise “hamurdan yapılan bir çeşit yağlı ekmek” anlamındadır. 147) “Ne yavuz ol asıl, ne yavaş ol basıl” ile karşılaştırınız. 148) Kaynakta “gaibini incide”, “gartına” ve “tahdına” biçimleri verilmiştir. 159 Komşunun sıpası tay gibidir, anasına kızı ay gibidir (Amasya, Bölge I) Avrat vardır, arpadan (arpa unundan) aş eder (yapar); avrat vardır, bulguru (buğday unundan) keş eder (Niğde, Bölge II) Dirgeni yeyen sıpa, bi daha gelmez sapa (Alanya Folkloru III, 52) Kara kuru deme, evde kan bulunsun; darı diri deme, evde un bulunsun; çalı çırpı deme, evde odun bulunsun (Alanya Folkloru III, 59) Hizmetkârdan ağa olsa ahırı yıkar sesiyle, beslemeden hanım olsa hamamı yıkar taşıyla (Elazığ, Bölge I) Deh demeden yürürse at, gir oyna, çık oyna; eve gelince yüzün gülerse avrat, gir oyna çık oyna (Artvin, Bölge II) Bu örnekler de kolaylıkla artırılabilir. Yazı dilimizdeki atasözlerinde olduğu gibi, Anadolu ağızlarında yaşayan örneklerinde de ölçü, uyak, ses yinelemesi gibi, şiirin yararlandığı öğelere başvurulduğu görülmektedir. Burada birkaçı üzerinde duralım: Anası evinde eşkin olan, kocası evinde düşkün olur sözünde 10′luk hece ölçüsü kullanılmış, ayrıca düzyazıda seci adı verilen uyaklardan yararlanılmıştır. Gönül düştü kediye, kedi döndü duduya sözü ise hem 7lik hece ölçüsündedir (4+3, 4+3) hem de -kediye/duduya sözlerindeki- halk şiirinde çok rastlanan türden uyaklardan yararlanır. Ne bartıla kömbe yerim, ne keşişe dayı derim örneğinde ise 8′lik hece ölçüsünün yanında yerim/derim uyağına başvurulmuştur. Misafirin iyisi geçer gider kış gibi; misafirin kötüsü oturur baykuş gibi sözünde de 7′li ölçünün ve kış/baykuş uyaklarının yer aldığını görüyoruz. Ayrıca, birçok sözde ses yinelemesinden yararlanılmıştır.

About these ads

İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: