Kişisel Egemenlikten Milli Egemenliğe

28 02 2007

   Milli devlet ve tam bağımsızlık ilkeleriyle birlikte Atatürk’ün devlet anlayışının temellerini oluşturan üçüncü ana ilke, milli egemenliktir. Milli egemenlik, devlet içinde en üstün buyurma kudreti olarak tanımladığımız egemenliğin, millete ait olduğunu ifade eder.
Bu anlamda milli egemenlik, kişi veya zümre egemenliği ile, yani monarşik veya oligarşik yönetim biçimleriyle kesinlikle bağdaşamaz. Tıpkı tam bağımsızlık ilkesi gibi milli egemenlik de, Atatürk’ün Milli Mücadele’nin ilk günlerinden beri açıkça ortaya koyduğu, ısrarla vurguladığı bir temel ilkedir. Daha Erzurum ve Sivas Kongreleri’nde ülke bütünlüğünün ve milli bağımsızlığımızın korunması için, “kuvayı milliyeyi amil ve iradei milliyeyi hakim (milli güçleri etken ve milli iradeyi egemen) kılmak” esasının kesin olduğu belirtilmiştir. Atatürk, Ankara’ya gelişinin ertesi günü (28 Aralık 1920) şehrin ileri gelenleriyle yaptığı görüşmede bu konuda şunları söylemiştir:

   “Bir millet, varlığı ve hakları için bütün kuvvetiyle, bütün fikri ve maddi güçleriyle alakadar olmazsa, bir millet kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz… Bu sebeple teşkilatımızda milli güçlerin etken ve milli iradenin egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Milli egemenlik…”

   Padişahlığın resmen kaldırılmasından hemen hemen iki yıl önce ve Büyük Millet Meclisi’nde padişahlık kurumuna ilke olarak taraftar çok sayıda milletvekilinin bulunduğu bir dönemde çıkarılan 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) milli egemenlik ilkesini en açık biçimde ifade etmiştir: “Hakimiyet bila kaydü şart (kayıtsız şartsız) milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. İcra (yürütme) kudreti ve teşri (yasama) salahiyeti milletin yagane ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclis’nde tecelli ve temerküz eder (belirir ve toplanır).”
Bu ifadelerin monarşik meşrulukla bağdaşmasının mümkün olmadığı, o an için adının konulması sakıncalı görülmüş bile olsa, Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin gerçekte milli egemenliğe dayanan bir cumhuriyet olduğu açıktır. Milli egemenlik ilkesi, 1924, 1961 ve 1982 tarihli daha sonraki anayasalarımızdan da temelini oluşturmuştur.

   Atatürk, Milli Mücadele’nin başlangıcından, kendisinin hayata veda ettiği ana kadar, her fırsatta milli egemenliği Türk toplumuna benimsetmeye çalışmış, her zaman kişisel yönetimin sakıncalarıyla milli egemenliğin üstünlüklerini çarpıcı şekilde karşılaştırmıştır. Çağdaş bir topluma ve çağdaş bir devlete yakışan yönetim şekli, ancak milli egemenliğe dayanan sistemdir. Saltanatın kaldırılmasıyla ilgili Büyük Millet Meclisi görüşmeleri sırasında söylediği şu sözler, bunun en güzel ifadesidir:

   “Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman devleti tesis eden ve bunların hepsini hadiselerde tecrübe eyleyen Türk Milleti bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek bütün felaketlerin karşısında doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudretle yerini aldı. Millet, mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve milli saltanat ve egemenliği bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerinden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti. İşte o meclis, yüce Meclisi’nizdir.

   Atatürk’e göre monarşik sistemlerde, “tacidarlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir şahsiyet farzederlerdi. Bir de tacidarların etrafını alan menfaatçiler vardı. Onlar da padişahların zihniyetleri ile zihniyetlenirler ve padişahın bu zihniyetini, bu arzusunu gökten inen bir emir, bir Kur’an emri gibi herkese telkin ederlerdi. Bu gayet koyu ve sürekli telkinler karşısında hakikaten bir gün bütün halk, bu arzu ve iradelerin yapılması lazım gelen ve kayıtsız şartsız gerekli, gökten inmiş iradeler gibi olduğuna inanırlardı. Böyle idare ve egemenlikten vazgeçmeye rıza gösteren bir milletin akibeti elbette felakettir, elbette musibettir”. Atatürk’ün sözleriyle “yeni Türk devleti, bir halk devletidir. Müessesat-ı maziye ise, bir şahıs devleti idi, eşhasın devleti idi”. Bu şahıs devleti, Türk toplumunun tabii gelişme sürecini tıkamış, onun gelişme potansiyelini engellemiş ve toplumu çöküntünün eşiğine getirmişti. Ülkenin kurtarılması ve toplumun tabii sürecinde ilerleyebilmesi, “eşhas devleti”nin yerini “halkın devleti”ne bırakmasına bağlıydı. Gene aynı yönde olarak Atatürk, 16 Ocak 1923’te İstanbul basın temsilcilerine şunları söylemiştir:

   Hadiseler ve tarihi tecrübelerimiz bize, milleti koyun sürüsü halinde keyfin, arzu ve ihtirasların ve hiçbir suretle tatmin edilemeyen menfaatlerin elde edilişine sürüklemekle mahvına yol açar mahiyete dönüşen idare tarzlarının artık memleketimizde tatbik yeri kalmadığını göstermiştir. Millet, egemenliğini değil, egemenliğin bir zerresini dahi başkasına bırakmanın sebep olabileceği felaketin, yok olmanın, hüsranın elemini her an kalp ve vicdanında hissetmektedir”.

Atatürk’e göre milli egemenlik, sadece padişahlığın değil, eski veya yeni bütün kişisel yönetim biçimlerinin karşıtıdır. “Türkiye devletinde ve türkiye devletini kuran Türkiye halkında tacidar yoktur, diktatör yoktur. Tacidar yoktur ve olmayacaktır. Çünkü olamaz… Bütün cihan bilmelidir ki, artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve varlığıdır”. Atatürk, milli egemenliği yeni devlet düzenimizin temeli olarak görür. Toplum ve devlet hayatının temel değerleri, ancak milli egemenlik ilkesi altında gerçekleşebilir: “Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin istikrarının ve korunmasının sağlanması, ancak ve ancak tam ve kesin manasıyla milli egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Dolaysıyla hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir”. Ve nihayet, milli egemenlik, çağımızın önüne geçilmez, karşı konulmaz bir akımdır: “Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar”.

   Atatürk’ün milli egemenlik ilkesine sadece düşünceleriyle değil, derin kişisel duygularıyla da ne kadar bağlı olduğu, annesinin ölümünden birkaç gün sonra onun mezarı başında yaptığı şu konuşmada gözlemlenmektedir: “Valdem bu toprağın altında, fakat milli egemenlik ilelebet payidar olsun. Beni teselli eden en büyük kuvvet budur… Valdemin mezarı önünde ve Allah huzurunda and içiyorum, bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve belirttiği egemenliğin muhafaza ve müdafaası için icabederse valdemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milli egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun”.

(*) Prof. Dr. Ergun ÖZBUDUN

Reklamlar




KIZILDERİLİLER VE TÜRKLER

26 02 2007

Biz Amerikanın yerli kavmi olan Kızılderilileri Kowboy (çoban) filmlerinden öğrendiğimiz kadarıyla savaşçı, kafa derisi soymayı seven, beyazları öldürme alışkanlıkları olan insanlar olarak tanımaktayız…Halbuki onların yüzlerce yıl katliamlara maruz kalan ve de bugün soyu nerdeyse tükenmiş bir millet olduklarını da hatırlamamız gerekiyor.Kimi tarihçilere göre Cengiz Han’ın zulmünden Amerika Kıtası’na kaçan Türklerden oluşan Kızılderililerin  600 lehçesi vardır.

Bazı örnekler:

Yatkı : Ev, yatılan yer

Dodohişça : Dudak

Lı-ık : Vatan, ili

Tamazkal : Hamam, temiz kal

T-sün : Uzun

Hogan : Kerpiç ev, Hopan

Missigi : Mısır

Tepek : Tepe

Hu : Selam

Tete : Dede

Türe : Türe, Töre

Atış-ka : Ateş

Yanunda : Yanında

Aş-köz : Yemek

Tapa : Tuba

Yu : Su, yu-mak, yıkamak

İldiş : Dişleme

 

Bir : Bir

İki : iki- yiki

Beş : Beş 

 

 

Kızılderililer ve Türkler

2-4 Temmuz 1999 tarihleri arasında Denizli’de yapılan “Yedinci Türk Dünyası Dostluk Kardeşlik ve İşbirliği Kurultayı”na katılan Onayda Kızılderili kabilesi reisi ve Amerika Yerlileri Sosyal İşler Daire Başkanı M. Franklin Keel’in konuşması kurultaya katılan delegeler üzerinde derin tesirler bıraktı. Kızılderililer hakkında geniş bilgi veren Keel, Kızılderililerin (atalarının) Baykal Gölü ve Yenisey-Tuva bölgelerinden Amerika kıtasına, Alaska üzerinden göç ettiklerini ifade etti. Kızılderililer ile Türklerin DNA testlerinin aynı olduğunu ve ayrıca “Y” kromozomunun sadece yeryüzünde Türkler ile Kızılderililerde bulunduğunu söyledi. Kızılderililerin konuştukları dillerdeki kelime benzerlikleri gibi, halı, kilim ve el işlerindeki desenlerin aynı olduğunu, örf, âdet ve geleneklerde de çok büyük benzerlik olduğunu ifade etmiştir.  

Kızılderililerin aslının nereden geldiğine dair 40 yıl araştırma yapan Ethel Steawert, belgelerle Kızılderililerin Türk soyundan geldiğini ispatlamıştır.  

Avrupalılar Amerika kıtasına göç etmeden önce Kızılderililerin nüfusu, Avrupa kıtasının nüfusundan fazla idi.  

En az 50 milyon Kızılderilinin soykırım neticesinde katledildiği kesindir. Bazı ABD’li tarihçilere göre ise, bu miktar 100 milyona yakındır.  

Şu anda Kızılderililerin nüfusu 2.5 milyon olup, bu sayıyla bir nevi müzeliktirler ve soylarını koruma mücadelesi vermektedirler.  

Kızılderililerin büyük bir çoğunluğu ise Uygur ve Nayman Türkleri ile diğer Türk kabileleridir.  

M. Franklin Keel kurultayda yaptığı konuşmada: “DNA testlerinde Kızılderililerin Türk asıllı olduklarının anlaşıldığını, ben Türk kurultayına katılarak ve Türkiye’de bulunmak suretiyle daha iyi hissettim. Biz Kızılderililer Türk olmaktan çok mutluyuz… Amerika’da bir çok bölgede yer isimleri Türkçe olduğuna dair bazı bilgiler vardır. Ama bu konu, derinlemesine araştırılmadı… Türk Dünyası kurultayına katılmaktan çok mutluyum. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan Türkler, bu kurultayda toplanmışlardır. Kurultayı çok güzel buldum. Burada çok değişik topluluklar temsil ediliyor. Kültür alışverişinde bulunuyorlar. Kültür çok önemli bir faktör. Türk insanında tespit ettiğim en büyük hazinenin, kalblerinin zenginliği olduğunu gördüm. Dostlukların samimiyeti ve derinliği, bu samimiyet ve derinlik biz Kızılderililerde de aynen böyledir. Yakut Türkleri ile tanışma fırsatım oldu. Çok nazik ve kibar insanlardı. Tıpkı benim kuzenlerim gibi gözüküyorlardı. Benzerlikler çok fazla… Bozkurt, biz Kızılderililerde de semboldür. Hatta Kızılderililerde Bozkurt isimli kabile vardır. Eğer buraya Amerika’daki Kızılderililerden daha çok getirmek kısmet olsaydı, onlar da sizinle görüşmekten çok çok mutlu olacaklardı, tıpkı benim gibi. Gidince Türk asıllı insanlarda gördüğüm, bizimle aynı olan özellikleri kabileme anlatacağım…”  

Amerika’da diğer bir Türk nüfusu da Kamçatka Yarımadası’ndan Alaska’ya göçen Saka Türkleridir. M.Ö. 1500 yıllarında Göktürk alfabesi ile yazılmış Saka Beyinin hikâyesini anlatan taş, bunu ispat etmektedir. 7. Türk kurultayına katılan delegeler Türkiye, KKTC, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkmenistan devletleri ile özerk ve federe Türk cumhuriyetleri olan Altay, Başkırdistan, Cuvaşistan, Dağıstan, Gagauz, Hakas, Balkar, Kırım, Saka, Tataristan, Tuva, Nahçıvan, Doğu Türkistan, Karaçay’dır. Ayrıca kurultaya Kafkasya, Balkanlar, Avrupa, Amerika (Meluncan ve Kızılderili) İdil-Ural, Sibirya, Ortadoğu, Afganistan’da yaşayan Türk topluluklarından temsilciler katıldı.  

Suriye’de 3 milyon, Irak’ta 3 milyon ve İran’da 20 milyon Türk vardır. Kurultaya Sibirya’nın Aktulga bölgesindeki Türklerin temsilcileri de geldi.  

New York Times’ın (Bilim) ekinde Amerika’ya ilk ayak basanlar haritasında, ilk gelenlerin Türkler olduğu gösterilmektedir. Fransız dil bilimcisi Dumesnil, Kızılderili dilinde 320 Türkçe kelime tespit etmiştir.

YAZININ DEVAMI





22 02 2007
BEBEĞİM
Bebeğim kocaman, onu tutamam.
Ninniler söylerim, hiç uyutamam.
Oynayıp gülüyor, bizi süzüyor.
Mamasını yemiyor, beni üzüyor.
Evcilik oynarken bana eş olur.
Hem anne hem baba hem kardeş olur.
Oynayıp gülüyor, bizi süzüyor.
Mamasını yemiyor, beni üzüyor.
NİNNİ
Çocuğum geceler yatağın
Çağırır bir ninniye vücudunu
Bu sesler gecelere
Sanki bir ninni söyler
Gece ninni gibi dinler
Uyusun da büyüsün ninni.
 
   
NİNNİLER
Ninnilerin benim olsun
Uykularım senin olsun
Akan sular ömrün olsun
Ninni yavrum, kuzum ninni
NİNNİ
Hey develer develer
Peynirlidir pideler
Yedi yedi dedeler
Hani bize dediler
Oğluma uyku verdiler.
   
NİNNİ
Gökte yıldız oynuyor
Gözüm yavruma doymuyor
Ellerde yavruma doymuyor
Ellerde yavru çok amma
Benim yavrum uyumuyor
Ninni, ninni bebeğim ninni
NİNNİ
Derin gölde biter kamış
Uzar gider vermez yemiş
Benim oğlum safi gümüş
Kuzum nenni yavrum nenni
   
E E ESİNE
Yavrum gitti teyzesine
Teyzesi çok kibar hanım
Altın koymuş çevresine
Uyusun da büyüsün ninni,
Tıpış tıpış yürüsün ninni
NİNNİ
Dandin dandin danadan
Doğmuş bebek anadan
Böyle güzel doğar mı?
Öyle çirkin anadan.
   
NİNNİ
Al babası al babası
Yağlığımı sar babası
Oğlun mektebe hazırla
Kitap al da sal babası
NİNNİ
Minik minik kolları,
Düşmüş iki yanına,
Başı düşmüş yastığa,
Uyuyor mışıl mışıl,
E bebeğim ee ee ee
E bebeğim ee ee ee
   
NİNNİ
Kavak gibi boylanasın ninni
Söğüt gibi dallanasın ninni
Kazanılmış mal yiyesin ninni
Ninni benim yavrum ninni
NİNNİ
Tilki duymasın ninni
Tilki duyarsa yavrum
Hem seni yer hem beni
Ninni yavrum ninni
   
NİNNİ
Karga seni tutarım
Kanadını yolarım
Yelpazeler yaparım
Hanımlara satarım.
Uyuyacak yavrum ninni
Büyüyecek yavrum ninni
Ninni benim yavruma ninni
NİNNİ
Ninni ninni ninnice
Akşam baban gelince
Hani yavrum deyince
Seni önüne koyunca
Öpüp garnı doyunca
Ninni yavrum ninni
Ninni ninni hu ninni
   
NİNNİ
Yola giden yolcu baba
Bizde giyerik aba
Osmancık’ta Koyun baba
O da sana himmet versin
Allah sana ömür versin ninni
NİNNİ
Gökyüzünde olur ülker
Ciğerciğim yanar tüter
Konya’da ki molla Hünker
O da sana himmet etsin
Allah sana bir can versin
   
NİNNİ
Elime aldım kelebi
Dolaştım Şam’ı Halep’i
Çorum’da yatan Elvan Çelebi
O da sana himmet etsin
Allah sana ömür versin ninni
NİNNİ
Ninni de ninni demekten
Ben kesildim yemekten
Hastayım annem yürekten
Doktor gelsin frekten
Ninni benim yavruma ninni
Ninni benim kuzuma ninni
   
NİNNİ
Gökyüzünde olur ceylan
Oldum cemaline hayran
Ankara’da Hacı Bayram
O da sana himmet etsin
Allah sana bir can versin ninni
NİNNİ YAVRUM NİNNİ
Ninni çaldım beşiğine
Devlet konsun eşiğine
Düşman ölsün keşiğine (sırasına)
Ninni yavrum ninni
   
NİNNİ
Asmaya kurdum salıncak
Eline de verdim oyuncak
Yine de uyumadı gitti
Şu küçücük yumurcak.
NİNNİ
Dandini dandini danalı bebek
Elleri kolları kınalı bebek
Benim de yavrum cicili bebek
Uyusun da büyüsün ninni…Dandini dandini dastana
Danalar girmiş bostana
Kov bostancı danayı
Yemesin lahanayı…

Lahanayı yemez kokunu yer
Benim de kuzum lokum yer
Uyusun da büyüsün ninni
Tıpış tıpış yürüsün ninni…
 





TEKERLEMELER

22 02 2007

Tekerlemeler

TEKİR
Bir iki tombul tekir
Camdan bakar
Başına takar
Hop hop, altın top

MISTIK
Mustafa, Mıstık,
Arabaya kıstık,
Üç mum yaktık,
Seyrine baktık.    

LEYLEK
Leylek leylek havada,
Yumurtası tavada,
Gel bizim hayata,
Hayat kapısı kitli,
Leyleğin başı bitli.

KUZU
Kuzu kuzu me
Bin tepeme
Haydi gidelim
Ayşe teyzeme.    

YAĞMUR
Yağ yağ yağmur,
Teknede hamur,
Bahçede çamur,
Ver Allah’ım ver,
Sicim gibi yağmur.

KARGA
Karga karga “gak” dedi,
“Çık şu dala bak” dedi,
Karga seni tutarım,
Kanadını yolarım.    

PORTAKAL
Portakalı soydum,
Başucuma koydum.
Ben bir yalan uydurdum,
Duma duma dum.
Duma duma dum.
Öğretmeni kandırdım,
Kandırdım. OYUN
Oooo…..
İğne battı,
Canımı yaktı,
Tombul kuş Arabaya koş.
Arabanın tekeri,
İstanbul’un şekeri.
Hop Hop altın top,
Bundan başka oyun yok.    

HANIM KIZI
Çan çan çikolata,
Hani bize limonata?
Limonata bitti,
Hanım kızı gitti.
Nereye gitti?
İstanbul’a gitti.
İstanbul’da ne yapacak?
Terlik pabuç alacak.
Terliği pabucu ne yapacak?
Düğünlerde,
Şıngır mıngır oynayacak.

KEÇİLER
Ayşe Hanımın keçileri,
Hop hop hopluyor,
Arpa, saman istiyor,
Arpa, saman yok,
Kilimcide çok.
Kilimci kilim dokur,
İçinde bülbül okur.
İki kardeşim olsa,
Biri ay, biri yıldız,
Biri oğlan, biri kız,
Hop çikolata çikolata,
Akşam yedim salata,
Seni gidi kerata.    

SINIFLAR
Mini mini birler,
Çalışkandır ikiler,
Mavi gözlü üçler,
Dayak yiyen dörtler,
Misafirdir beşler,
Altılar, altınımı çaldılar,
Yediler, yemeğimi yediler,
Sekizler, semizdirler,
Dokuzlar, doktor oldu,
Onlar bizi okuttu.

EBE
Ebe ebe gel bize
Uzaktan vur elimize
Eğer vuramazsan
Ebesin ebe
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi,
Bunu sana kim dedi?
Diyen dedi on yedi
Yağlı böreği kim yedi?    

TAVUK
Pazara gidelim,
Bir tavuk alalım,
Pazara gidip,
Bir tavuk alıp ne yapalım?
Gıt gıdak diyelim.
Happur huppur,
Happur, huppur yiyelim.

TOP
Bir iki üç
Söylemesi güç
Sana verdim bir elma
Adını koydum Fatma
Hop hop hop
Bir büyük altın top    

 DEDE
Altı kere altı otuz altı
Dedemin sakalı yolda kaldı
Sakalını aldı dereye attı
Dedem sakalsız kaldı EV
Evli evine
Köylü köyüne
Evi olmayan
Sıçan deliğine    

İĞNE
Ooooo
İğne iplik
Derme diplik
Çelik çubuk
Sen çık.

NACAK
Nacak sapına
İki kes
Bir sana
Biri de bana    

HEDİYE
Kızın adı Hediye
Ekmek vermez kediye
Kedi gider Kadıya
Kadının kapısı kitli
Hediyenin başı bitli

EL EL EPENEK
El el epenek
Elden düşen kepenek
Kepeneğin yarısı
Keloğlan’ın karısı    

KARNIM AÇ
Karnım aç
Karnına kapak aç
Değirmene kaç
Değirmenin kapısı kitli
Heybaşı bitli

DEĞİRMEN
Değirmene girdi köpek
Değirmenci vurdu kötek
Geldi yedi köpek
Hem kötek
Hem yedi köpek    

 ALİ DAYI
Ali dayının keçileri
Kıyır kıyır kişniyor
Arpa saman istiyor
Arpa saman yok
Kilimcide çok
Kilimci kilim dokur

ÇARŞI
Çarşıya gittim
Eve geldim hanım yok
Bebek ağlar beşik yok
Çorba taşar kaşık yok
Ali baba öldü tabut yok    

HAKKI
Hakkı hakkının hakkını yemiş.
Hakkı Hakkı’dan hakkını istemiş.
Hakkı Hakkıya hakkını vermeyince
Hakkı da Hakkı’nın hakkından gelmiş.

HASAN
Hasan Hasan
Helvaya basan
Kapıyı kıran
Kızı kaçıran    

 KÜÇÜK DOSTUM
Küçük dostum gelsene
Ellerini versene
Ellerimizle şap şap
Ayaklarımızla rap rap
Bir şöyle, bir böyle
Dans edelim seninle.

ELLERİM PARMAKLARIM
Sağ elimde beş parmak,
Sol elimde beş parmak
Say bak, say bak, say bak.
Hepsi eder on parmak.
Sen de istersen saymak
Say bak, say bak, say bak.
Hepsi eder on parmak.    

ALİ
Ali baksa dum dum
Sakalına kondum
Beş para buldum
Cebime koydum

KUZU
Kuzu kuzu mee
Bin tepeme
Haydi gidelim
Hacı dedeme
Hacı dedem hasta
Mendili bohça
Kendisi hoca    

KOMŞU, KOMŞU
-Komşu, komşu !
-Hu, hu!
-Oğlun geldi mi?
-Geldi
-Ne getirdi?
-İnci, boncuk.
-Kime, kime?
-Sana, bana.
-Başka kime?
-Kara kediye
-Kara kedi nerede?
-Ağaca çıktı
-Ağaç nerede?
-Balta kesti
-Balta nerede?
-Suya düştü.
-Su nerede?
-İnek içti.
-İnek nerede?
-Dağa kaçtı.
-Dağ nerede?
-Yandı, bitti kül oldu

TAVŞAN
Kapıdan tavşan geçti mi?
Geçti
Tuttun mu?
Tuttum
Kestin mi?
Kestim
Tuzladım mı?
Tuzladım
Pişirdin mi?
Pişirdim
Bana ayırdın mı?
Ayırdım
Hangi dolaba koydun?
Çık çık dolaba koydum
Haydi, al getir
Getiremem
Neden getiremezsin?
Kara kediler yemiş.
Vay vay, miyav    

NEREDEN GELİRSİN?
Nerden gelirsin?
Zikzak kalesinden.
Ne gezersin?
Açlık belasından.
Nerde yattın?
Beyin konağında.
Altına ne serdiler?
Perde.
Desene kupkuru yerde.
Bıyıkların neden yağ oldu?
Bıldırcın eti yedim.
Bıldırcın yağlı mıydı?
Gökte uçarken gördüm.
Saçların neden ağardı?
Değirmenden geldim.
Değirmen dönüyor mu?
Zımbırtısını duydum.
Ayakların neden ıslandı?
Çaydan geçtim.
Çay derin miydi?
Köprüyü dolaştım,
İşte geldim sana ulaştım.
CAM
Bir cam
İki cam
Üç cam
Dört cam
Beş cam
Altı cam
Yedi cam
Sekiz cam
Dokuz cam
On cam
Bu da benim amcam.

Eveleme develeme
Evvel altı elma yedi
Seren sekiz serçe dokuz
Tarmanın topu kara
A devenin çatı kara    

EBE
Ebe ebe nerede
Su doldurur derede
Dere boyu çalılık
Derede olur balık
Şu ebe de ne alık
Oltamı attım,
Balığı tuttum.
Balık suya dalamaz,
Ebe beni bulamaz.
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi
Bunu kim dedi,
Diyen dedi on yedi,
Yağlı böreği kim yedi?

ELLERİM
Ellerim tombik tombik,
Kirlenince çok komik
Kirli eller sevilmez
Güzelliği görülmez
Dişlerim bakım ister
Hele saçlar, hele scalar
Uzayınca tırnaklar
Kirlenince kulaklar
Bize pis derler, pis derler
DEVE
Eveleme develeme
Evvel altı elma yedi
Seren sekiz serçe dokuz
Tarmanın topu kara
A devenin çatı kara.
PATLICAN
Patlıcan var patlıcan,
Patlasın senin kocan.
Şisko şisko biberler,
Arabaya bindiler.
Elmalar yedi buçuk,
Onu yedi, bir çocuk.
Patlıcandan bıktım,
Ben oyundan çıktım!
KOMŞU
Komşu komşu huu…
Sırtındaki ne?
Arpa
Kaça sattın
Kırka
Eve ne aldın?
Hırka
Çocuğa ne aldın ?
Halka
BÖREK
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi,
Bunu sana kim dedi?
Diyen dedi on yedi,
Yağlı böreği kim yedi?
SINIFLAR
Mini mini birler,
Çalışkandır ikiler,
Mavi gözlü üçler,
Dayak yiyen dörtler,
Misafirdir beşler,
Altılar, altınımı çaldılar,
Yediler, yemeğimi yediler,
Sekizler, semizdirler,
Dokuzlar, doktor oldu,
Onlar bizi okuttu.
HANIM KIZI
Çan çan çikolata,
Hani bize limonata?
Limonata bitti,
Hanım kızı gitti.
Nereye gitti?
İstanbul’a gitti.
İstanbul’da ne yapacak?
Terlik pabuç alacak.
Terliği pabucu ne yapacak?
Düğünlerde,
Şıngır mıngır oynayacak.
PİTİ PİTİ
Ooooopiti piti
Kremanın sepeti
Terazi lastik jimnastik
Biz size geldik bitlendik
Hamama gittik temizlendik
Dik Dik Dİk
Son dersimiz matematik

KUZU
Kuzu kuzu mee,bin tepeme
Haydi gidelim Ayşe teyzeme.

ÜŞÜDÜM
Üşüdüm üşüdüm,daldan elma düşürdüm,
Elmamı yediler,bana cüce dediler
Cücelikten çıktım,ablama vardım,ablam hasta,çorbası tasta
alçık balçık sen bu oyundan çık.

KEDİ
İğnem düştü yakamdan,kedi geldi arkamdan,
Gelme kedi gelme,annem bakıyor balkondan.

TEK TEK TEKERLEME
Tek tek tekerleme,üstü kaymak şekerleme,
Dereye düşme çok soğuk, söyle bana çarçabuk.

SAKSAĞAN
Saksağan sek sek,kuyruğu tümsek
Kuyruğuna binelim bizim köye gidelim.

 

BÖREK
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi,
Bunu sana kim dedi?
Diyen dedi on yedi,
Yağlı böreği kim yedi?

CAM
Bir cam
İki cam
Üç cam
Dört cam
Beş cam
Altı cam
Yedi cam
Sekiz cam
Dokuz cam
On cam
Bu da benim amcam.

HANIM KIZI
Çan çan çikolata,
Hani bize limonata?
Limonata bitti,
Hanım kızı gitti.
Nereye gitti?
İstanbul’a gitti.
İstanbul’da ne yapacak?
Terlik pabuç alacak.
Terliği pabucu ne yapacak?
Düğünlerde,
Şıngır mıngır oynayacak.

KARGA
Karga karga “gak” dedi,
“Çık şu dala bak” dedi,
Karga seni tutarım,
Kanadını yolarım.

KEÇİLER
Ayşe Hanımın keçileri,
Hop hop hopluyor,
Arpa, saman istiyor,
Arpa, saman yok,
Kilimcide çok.
Kilimci kilim dokur,
İçinde bülbül okur.
İki kardeşim olsa,
Biri ay, biri yıldız,
Biri oğlan, biri kız,
Hop çikolata çikolata,
Akşam yedim salata,
Seni gidi kerata.

KOMŞU, KOMŞU
-Komşu, komşu !
-Hu, hu!
-Oğlun geldi mi?
-Geldi
-Ne getirdi?
-İnci, boncuk.
-Kime, kime?
-Sana, bana.
-Başka kime?
-Kara kediye
-Kara kedi nerede?
-Ağaca çıktı
-Ağaç nerede?
-Balta kesti
-Balta nerede?
-Suya düştü.
-Su nerede?
-İnek içti.
-İnek nerede?
-Dağa kaçtı.
-Dağ nerede?
-Yandı, bitti kül oldu.

MISTIK
Mustafa, Mıstık,
Arabaya kıstık,
Üç mum yaktık,
Seyrine baktık.

OYUN
Oooo..
İğne battı
Canımı yaktı
Tombul kuş
Arabaya koş
Arabanın tekeri
İstanbul un şekeri
Hop hop
Bundan başka
oyun yok.

ÖRDEK
Çık çıkalım
Çayıra
Yem verelim
Ördeğe
Ördek yemi yemeden
Ciyak miyak
Demeden
Aldım baktım
Kimi çıkardım

LEYLEK
Leylek leylek havada,
Yumurtası tavada,
Gel bizim hayata,
Hayat kapısı kilitli,
Leyleğin başı bitli.
 

PATLICAN
Patlıcan var patlıcan,
Patlasın senin kocan.
Şisko şisko biberler,
Arabaya bindiler.
Elmalar yedi buçuk,
Onu yedi, bir çocuk.
Patlıcandan bıktım,
Ben oyundan çıktım!

TOP
Bir iki üç
Söylemesi güç
Sana verdim bir elma
Adını koydum Fatma
Hop hop hop
Bir büyük altın top

Al şu takatukaları, takatukacıya götür.
Takatukacı takatukaları takatukalamazsa,
takatukaları taka tukalatmadan geri getir.

Eller pekmezlenmiş de biz pekmezlenmemişiz.

Bir berber bir berbere
bre berber gel beraber
bir berber dükkanı açalım demiş.

Hakkı hakkının hakkını yemiş.
Hakkı Hakkı’dan hakkını istemiş.
Hakkı Hakkıya hakkını vermeyince
Haklı da Hakkı’nın hakkından gelmiş.

İndin dereye silindim silindim çıktım.

Iramazan
Irgatları ıramazan irgadamadan al da gel.

Yağmur yağarsa raylar ıslanır, yağmur yağar saraylar ulanır.

Karnım aç
Karnına kapak aç
Değirmene kaç
Değirmenin kapısı kitli
Heybaşı bitli

Nacak sapına
İki kes
Bir sana
Biri de bana

Kızın adı Hediye
Ekmek vermez kediye
Kedi gider Kadıya
Kadının kapısı kitli
Hediyenin başı bitli

El el epenek
Elden düşen kepenek
Kepeneğin yarısı
Keloğlan’ın karısı

Incık, mıncık
Sen dur, sen çık
Hasan Hasan
Helvaya basan
Kapıyı kıran
Kızı kaçıran

Değirmene girdi köpek
Değirmenci vurdu kötek
Geldi yedi köpek
Hem kötek
Hem yedi köpek

Ali dayının keçileri
Kıyır kıyır kişniyor
Arpa saman istiyor
Arpa saman yok
Kilimcide çok
Kilimci kilim dokur

İçinde bülbül benim olsa
İki kardeşim olsa
Biri ay biri yıldız
Biri oğlan biri kız

Delmişler, dakmışlar
Bunu böyle yapmışlar
Delmiyelerdi, dakmıyalardı
Bunu böyle yapmıyalardı

Bir ikidir bir iki
Beş altındır, beş, altı
İnanmazsan say da bak
On altı, on altı

Selamün aleyküm
Aleyküm selam
Nereye gidiyon?
Daha gidiyom
Neye gidiyon
Al şu takatukaları,takatukacıya götür.Takatukacı takatukaları takatukalamazsa,takatukaları taka tukalatmadan geri getir.
Eller pekmezlenmiş de biz pekmezlenmemişiz.
Bir berber bir berbere bre berber gel beraber bir berber dükkanı açalım demiş.
Hakkı hakkının hakkını yemiş.Hakkı Hakkı’dan hakkını istemiş.Hakkı Hakkıya hakkını vermeyince Haklı da Hakkı’nın hakkından gelmiş.
İndin dereye silindim silindim çıktım.
Iramazan

Irgatları ıramazan irgadamadan al da gel.
Yağmur yağarsa raylar ıslanır,yağmur yağar saraylar ulanır.
Karnım aç
Karnına kapak aç
Değirmene kaç
Değirmenin kapısı kitli
Heybaşı bitli 
Nacak sapına
İki kes
Bir sana
Biri de bana
Kızın adı Hediye
Ekmek vermez kediye
Kedi gider Kadıya
Kadının kapısı kitli
Hediyenin başı bitli
El el epenek
Elden düşen kepenek
Kepeneğin yarısı
Keloğlan’ın karısı
Incık, mıncık
Sen dur, sen çık
Hasan Hasan
Helvaya basan
Kapıyı kıran
Kızı kaçıran
Değirmene girdi köpek
Değirmenci vurdu kötek
Geldi yedi köpek
Hem kötek
Hem yedi köpek
Ali dayının keçileri
Kıyır kıyır kişniyor
Arpa saman istiyor
Arpa saman yok
Kilimcide çok
Kilimci kilim dokur
İçnde bülbül benim olsa
İki kardeşim olsa
Biri ay biri yıldız
Biri oğlan biri kız
Delmişler, dakmışlar
Bunu böyle yapmışlar
Delmiyelerdi, dakmıyalardı
Bunu böyle yapmıyalardı
Bir ikidir bir iki
Beş altındır, beş, altı
İnanmazsan say da bak
On altı, on altı
Selamün aleyküm
Aleyküm selam
Nereye gidiyon?
Daha gidiyom
Neye gidiyon
Ebe ebe nerede
Su doldurur derede
Dere boyu çalılık
Şu ebe de ne alık
Ebe suya dalamaz
Arasada bulamaz
Ene nene bulamaz
Ben sana küstüm
Mini mini birler
Çalışkan ikiler
Tebmbel üçler
Dayak yiyen dörtler
Beşler makine gibi işler
Altılar altını çaldılar
Yediler yemeğimi yediler
Sekizler seksek olup gittiler
Dokuzlar toktor olup gittiler
Onlar kırmızı donlar
Armudu kestim
Tavana astım
Tap dedi düştü
Ali baksa dum dum
Sakalına kondum
Beş para buldum
Çarşıya gittim
Eve geldim hanım yok
Bebek ağlar beşik yok
Çorba taşar kaşık yok
Ali baba öldü tabut yok
Ooo iğne miğne
Ucu düğme
Filifilince
Kuş dilince
Horoz öttü
Tavuk tepti
Bülbül kızı
Selamına dua etti

Alçık balçık
Sana dedim sen çık
Hakkı Hakkı’dan hakkını istedi
Hakkı Hakkı’nın hakkını vermeyince
Hakkı Hakkı’nın hakkından geldi
Değirmene girdi köpek
Köpeği aldı köpek
Köpeği yedi köpek
Köteği yedi köpek
Kuzu kuzu mee
Bin tepeme
Haydi gidelim
Hacı dedeme
Hacı dedem hasta
Mendli bohça
Kendisi hoca
Kapıdan tavşan geçti mi?
Geçti
Tuttun mu?
Tuttum
Kestin mi?
Kestim
Tuzladım mı?
Tuzladım
Pişirdin mi?
Pişirdim
Bana ayırdın mı?
Ayırdım
Hangi dolaba koydun?
Çık çık dolaba koydum
Haydi al getir
Getiremem
Neden getirimezsin?
Kara kediler yemiş.
Vayı vay, miyav





GAZETELER HABER SİTELERİ

22 02 2007

GAZETELER

Akşam Gazetesi
Birgün Gazetesi
Bugün Gazetesi
Cumhuriyet Gazetesi
Evrensel Gazetesi
Güneş Gazetesi
Halka ve Olaylara Tercüman
Hürriyet Gazetesi
Kurultay
Milli Gazete
Milliyet Gazetesi
Ortadoğu Gazetesi
Radikal Gazetesi
Sabah Gazetesi
Star Gazetesi
Şok Gazetesi
Takvim Gazetesi
Türkiye Gazetesi
Vakit Gazetesi
Vatan Gazetesi
Yeni Asya Gazetesi
Yeniçağ Gazetesi
Yeni Mesaj Gazetesi
Yeni Şafak Gazetesi
Zaman Gazetesi

HABER SİTELERİ

tin
AB Haber
Ayyıldız
Bianet
Derkenar
Gigi Medya
Dördüncü Kuvvet
Eğitim Haber
Kaynak Data
Gazetem Net
Güvercin Evi
Haber 1
Haber 7
Haber Analiz
Haber Manşet
Haberciler
Haber Sağlık
Haber Türkiye
Haber Vitrini
Haber 3
Haber A
Haber Gazete
Haber Turka
Haber Türk
Haber X
Hakimiyet-i Milliye
İnternet Ajans
MyNet
Net Gazete
Net Haber
Net havadis
Net Pano
Objektif Haber
Olay haber
Ortak Haber  
Press Türk
Sansürsüz
Ses Online
Türk Haber
Türk Net
Türk Time
Türk.İnternet
yeni İleri
Yeni Vatan





EĞİTSEL DRAMA

22 02 2007

Çeviren: Ceren Arzu OKUR
——————————————————————————–

SLADE ve WAY’İN ETKİSİ

Peter Slade’in yazdığı ve Brain Way’in editörlüğünü yaptığı, 1954 basımlı ‘Çocuk Draması’ (Child Drama) adlı kitapla, bu iki dramacı günümüzde kullanılan İngiliz doğaçlama drama öğretiminin temellerini attılar. Slade, daha sonra, ilk kitabına da açıklık getirerek, çocuk dramasına yaklaşımını “planlanmış duygusal eğitim yöntemi” olarak tanımladı (1). Slade, Yunanca’da “yaptım ettim” anlamına gelen “drao” kelimesine dayanan drama ile seyirci ve oyuncunun açıkça birbirinden ayrılarak “eğlenceye ve duygusal deneyimlerin paylaşılmasına yol açacak biçimde düzenleme” olarak tanımladığı tiyatro arasında ayrım yapar (2). O’na göre çocuk dramasında çocuk çok önemli olan iki niteliği, algılama ve içtenliği barındıran duygusal ve fiziksel etkinlikler yoluyla hayatı öğrenir.

TİYATRO DEĞİL DRAMA YAPMAK
Dramayı, “yaşam pratiği yapmak” olarak tanımlayan Brain Way (7), dramanın yeni bir okul sorunu olmadığını ama “her bireyin doğal organik gelişiminin”, toplumun kişilik gelişimi ile ilgili olduğunu öne sürer (268). Way, “insanoğlunun mantıklı davranışları ile ilgili olan” drama ile “çoğunlukla mantıksız iletişim koşullarında doğan, mantığın yanılsamasını vermeye yarayan, davranışların yeniden düzenlenmesi ile ilgili olan tiyatro” arasında belirgin bir ayrım yapar. Ward’ün yaratıcı dramanın amacının aktörleri geliştirmek olmadığı fikrini paylaşsa da, “eğitim sırasında, çok çeşitli yollarla samimi yaşantıların geliştirilmesi ile ilgileniyoruz ama başkalarına yaşamın yanılsamalarını verebilmeleri için yeteneklerini geliştirmekle ilgilenmiyoruz” (269) görüşünü ekler. Burada tiyatro deneyimlerine gönderme yaptığını düşünebiliriz.

NEREDESİN’DEN BAŞLAMAK
Brain Way, Ward ve Spolin’in “neredesinden başlama” tezlerine katılır. Aslında planlama, oyun ve değerlendirme sıralaması tezi kapsamlı alıştırmalarla, pantomim çalışmaları ve ses doğaçlamalarıyla açıklar (28). Way’in Ward’den ayrıldığı ancak Spolin’le paylaştığı düşünce; tanımın sürdürülüşüdür: “Neredesinden başlama”nın anlamı, dramanın konusunun mutlaka katılımcılar tarafından yaratılması ve öğretmenlerin katılımcılara kendi konularını bulma için yardımcı olma ve çeşitli yollar sunma zorunluluğudur. Diğer taraftan Ward, öğretmenlerin her grubun ihtiyaçlarını ve ilgilerini çözümlemelerini ve onları uyarıp, ilgilerini çekebilecek edebi eserleri dikkatlice seçmeleri gerektiğini savunur.
ÖZGÜNLÜGÜN VURGULANMASI
Slade ve Way’in, aslında bir çok İngiliz yaratıcı drama uzmanının kullandığı “oyun çıkarma” yönteminde olduğu gibi, gruba başkalarının yazdığı şiir ya da hikaye dramatizasyonunu önerilmesi, çocukların imgeleminin bastırabilir. Böylece özgün öyküler oluşturmanın imgelemi geliştireceği önemle vurgulanmıştır.
Burada Ward’un kitabının kırklarda yayınlandığı, Spolin ve Way’in kitaplarının ise yirmi yıl sonra yazıldığı belirtilmelidir. Ward’un yöntemi, özellikle dramanın eğitsel bir güç olabileceğini kavramış bilinçli öğretmenler tarafından kullanıldığında en az Spolin ve Way’in yöntemi kadar eğitsel değer taşımaktadır. Altmışlı yılların çalkantısında öğrencilerle güncel konularda eğitim yapılmasına odaklanılmıştır. Güncel konulara ilgiyi savunanlar nesilden nesile geçen klasik halk hikayeleriyle peri masallarının, nükleer çağda geçerliliğinin kalmadığını öne sürmüşlerdir. Çocukların, ilgi ve anlayışlarına belirli bir çerçeve kazandıracak, insanlar ve yerler hakkında çağdaş edebiyat eserleri sunmuş ve şöyle demişlerdir; hayal gücü “dışarı”, gerçeklik “içeri”. Dramada özgün kaynakların kullanılmasındaki Way’in ısrarı, Slade’in felsefesine de taşınmıştır. 1967’de yayınlanan Slade’in kitabı geçmişten günümüze gelen bir duyguyu yansıtmıştır; insanların toplumdaki kişisel kimliklerini ve kendilerini ifade etmenin yaratıcı yollarını ararken, bireysellikten daha çok uyumluluğun gerektiği görülür.
Amerikalı drama liderlerinin çoğu bu yeni yaklaşımı hoşnutlukla karşılamış ve Way’in düşüncelerini kendi eğitim çalışmalarına katmışlardır. Way’in yöntemi Ward ve önceki drama liderlerininkine benzer bir yöntemdi. Way çalışmanın duyusal eğitime yoğunlaşarak açık bir hayal gücü geliştirilmesiyle başlamasını, daha sonra hareket çalışmalarıyla, sesin, konuşmanın, kişileştirmenin, ses doğaçlamasının kullanılmasını ve oyun çıkarma veya oyun inşa etmeyle sonuçlanmasını önerir (254).
Way’in ayrıntılı yöntemini ve felsefesini kapsayan pek çok makale ve kitap basıldı; McGregor, Tate, Robinson (1977), Margaret Faulkes (1975), Hodgson, Richards (1966) ve diğerleri. Okuyucu, Way’in takipçileri ve oyun çıkarmayı kullanan Amerikalıların yöntemi arasında bir çok benzerlik fark edecektir. Ancak günümüz İngiltere’sinde tek başına en etkili öğretmen Newcastle-Upon-Tyne Üniversitesinden yeni emekli olmuş bir profesör, okutman, konuşmacı, mükemmel bir öğretmen, kitabı olmamasına rağmen çok sayıda yayının yazarı (“Drama in the Education of Teachers” Ögretmenlerin Egitiminde Drama adlı 66 sayfalık sınırlı sayıda basılan el kitabı hariç), Dorothy Heathcote’tur. O’nun yöntemi Amerika’da düzenlediği atölyelere katılan ve Amerika’da halen bulunan filmleri ve video bantları seyreden öğretmenler tarafından iyi bilinmektedir. Son otuz yılda İngiltere ve diğer ülkelerde yüzlerce öğretmeni eğitmiştir. Onun bir çok öğrencisi halen üniversite ve okullarda ders vermektedir. Heathcote’un hem okul hem de yakın arkadaşı olan, Newcastle’a 15 mil uzaklıktaki Durham Üniversitesinden Gavin Balton İngiliz yazarları tarafından Heathcote ile birlikte dikkate alınan diğer bir kişidir. Ben de Gavin Balton’un çalışmasından bahsetmiştim (1979). Balton, “Drama Teorisine Doğru” (Towards a Theory of Drama) adlı son kitabını Heathcote’a adamıştır. Heathcote’un yöntemini bütünlük ve açıklıkla anlatan tek kitap ise, Amerikalı olan Betty Jane Wagner tarafından 1976’da yayınlanmıştır.
İngiliz uygulamacılarının çoğu Heathcote’ın yöntemi üzerinde çalışıp, onları uyarladılar. Bunların sonuncularından biri 1982 tarihli O’Neill ve Lambert’in kitabıdır. Kitap O’Neill, Lambert, Linnell ve Warr-Wood’dan oluşan bir grup tarafından 1979’da Londra Eğitim Dairesi öğretmenlerinin kullanımı için basılan bir el kitabı niteliğindedir.

DOROTHY HEATHCOTE’UN FELSEFESİ
Dorothy Heathcote 14 yaşında ailesinin geçimine katkıda bulunmak için okulu bırakarak bir yün dokuma fabrikasında işe başlayan kendi kendini yetiştirmiş, mükemmel bir öğretmendir. 19 yaşinda Northern Theatre Scholl’dan burs almış ve orada Rudolph Laban, J.B. Priestly ve Mollie McArther (McCaslin, s. 93) tarafından eğitilmiştir. 23 yaşında Newcastle-Upon-Tyne Üniversitesinde ders vermeye başlamış ve emekli olana kadar öğretmenliği sürdürmüştür.

EĞİTSEL TEMEL
Heathcote drama işleyişinde eğitselliği vurgular. Dramanın öğrenme için bir ortam olduğuna inanır. “Yaşamın pratiği olarak drama” yı açıklar (93) ve yöntemini grubun içinde kişisel yetişme ve gelişmeyi sağlamak için geçerli bir yaklaşim olduğunu düşünür. Time-Life BBC yapımı Three Looms Waiting’i seyretmiş olanlar O’nun ıslahanedeki erkek çocukları ya da normal okul çocuklarıyla çalışırken olduğu kadar, duygusal olarak rahatsız çocuklar ve O’nun asistanları ile çalışırken de aynı rahatlığı duyduğunu fark etmişlerdir. Ögretmen olarak yetisirken, dramanin katilimcilara sagladigi iyilestirici etki ve insanlarin kendilerini daha iyi anlamalari imkanini sunmasi gibi yönleriyle daha çok ilgilenmiştir. “Benim öğretmenliğimin doğasında, gerçeğin oluşumu için yansıtıcı unsurların yaratılması var” (Exploring Theatre 8). “Drama şu yolun takibiyle öğrenilir. Katılımcıların deneyimlerinde kullanmak üzere zamanın içinden bir an alın, onları kendi hareket ve kararlarıyla yüzleşmeye zorlayın ve doyum sağlayabilecekleri inanılır sonuçlara götürün. Bu yaklaşim sınıfa, temel olarak okullarda kaçınılan duygusal kontrol, yerin ve duyguların önemini anlama ve duyguların ifadesi olarak dil alanlarının gelişmesini kazan- dırır” (Children and Drama 104). Öğretmenin, izleyiciler için oyun sahneye koyması, tiyatro sanatının hüner ve tarihi üzerine çalışmasıyla ve oyunlar çıkarmayla öğrenmenin meydana gelebileceğine katılmakla birlikte Heathcote dramanın motivasyon çalışması yöntemi olarak kullanılmasını savunmuştur (Exploring Theatre 12-14). Bu durumda, yaratıcı dramayı kullanmanın en iyi yolu olmamasına karşın dramayı bir şeyler öğretmek için araç olarak kullanan Ward ile tamamıyla ayrı düşer. Heathcote’un eğitsel amaçları, genel yetişme ve gelişme üzerine odaklanmasına rağmen, bu amaçların çok daha ilerisine gitmiştir. Johnson ve O’Neill şöyle ifade ederler; “O’nun amacı çocukların geçmiş yaşantısı üzerine bir şeyler inşa etmek ve onlara sadece kendileri hakkında değil insan olmanın ne demek olduğu kadar yaşadıkları toplumun dününü, bugününü ve geleceğini derinlemesine bilmelerini sağlamaktı” (Collected Writings 12). Heathcote amaçları gerçekleştirebilmek için, çocukların yeni bir bakış açısıyla kendi düşüncelerini ve problem çözme yeteneklerini inceleyebilecekleri yapılar geliştirmiştir.
Bu işleyişte öğrencilerden dürüst olmaları, grubun tüm üyelerini dinlemeleri, diğer grup üyeleri tarafından alınan kararları kabul etmeleri, desteklemeleri veya karşı çıkmaları beklenir. Bu yaklaşımla öğrenciler, kurulmuş durumdan yola çıkarak kendi bulacakları bir yolla çalışmaya devam ederler. Heathcote her ne kadar sınıflarının karakter yaratmadığını yalnızca davranışlarını varsaydıklarını ısrarla söylese de, aldığı oyunculuk eğitiminden etkilenmiştir. Bununla birlikte, çalışmalarının çözümlenmesinde ortaya çıkan tekniklerin, ilk olarak 20. Yüzyılın en etkili oyunculuk öğretmenlerinden Constantin Stanislavsky (1941) tarafından ortaya atıldığı görülür. Heathcote tiyatro terminolojisini kullanmadığı için bunu ayırt etmek zordur ve ısrarla çalışmalarının, oyunda karakter yaratmayla hiç bir ilgisi olmadığını belirtir. Örneğin, eğitsel dramayı “çevrenin doğal kurallarını kabul ederek ve yaşam değerlerini su üstüne çıkararak (hafızaya yönelmeden o anda keşfedilmiş) karakterin değil durumun ilgi noktası olduğu her şey” olarak tanımlar (Drama and Theatre 43). “Hatırlama temelli değil” demekle, tümüyle kendiliğinden doğaçlamaya doğru çalıştığını ve şablon bilgisine göz yummadığını kabul edebiliriz. Bu bütün iyi drama liderlerinin ana ilkesidir. Heathcote’un yaptığı ve söylediği her şeye karşın, Three Looms Waiting programındaki çocukları banttan izleyenler, çocukların görünen davranışlardan daha fazlasını yaptıklarını, yani büyük olasılıkla onların oynadıklarını, başka bir deyişle, kendilerinden daha farklı, ayrıntılı karakterlerle empati kurduklarını kabul ederler.
Heathcote, drama ortamının üç kuralını tanımlar. Birincisi inançsızlığın içtenlikle yok edilmesi; bu üçüncü bölümde tartışılmıştı. İkinci kural “role girmede anlaşma”, yani katılımcılar kendilerinden farklı bir rol almaya anlaşmış olmalılar. Elbette ki bu oyunculuğun özüdür. Üçüncüsü, katılımcılar hayatın yaşayan, hareketli bir resmini yaratabilmek ve böylece seyirciden çok daha fazla sürpriz ve keşifle karşilaşabilmek için o anda grup tarafından kullanılabilecek tüm geçmiş deneyimlerini ve becerebildikleri kadarıyla imgesel varsayımlarını kullanmak zorundadırlar (Drama and Theatre 44). Stanislavsky eğitiminden geçmiş bir aktör bu görüşü, tüm birikimiyle inanılabilir bir fiziksel gerçeklik yaratmak için karakterin tüm içsel kaynaklarının çizilmesiyle “büyülü eğer” (if life)’i (Stanislavsky 43-49) gerçekleştirebilmek olarak açıklar. Heathcote bu deyimi “eğer öyle olsaydı” (as if it were) olarak kullanır (Exploring Theatre). Başka bir deyişle, oyuncular başka biri olarak role girmemeli; onlar o insanların yerinde olsalardı ne yaparlardı gibi düşünmeliler. Aktörlerin çoğu sahnedeki fiziksel çevreyi olduğu kadar karakteri de anlarlar ve rol yaparken karaktere inanabilirler. Heathcote sözlerine şöyle devam eder; “Bunun kapsamı öykünün çerçevesi ve temasıyla belirlenir ve böylece uğraştıkları sorun açıkça tanımlanır”. O, Spolin ve diğer yaratıcılık uzmanlarıyla “problem çözme öğrenmenin ve olgunlaşmanın temelidir” düşüncesinde uzlaşır (Drama and Theatre 43). Böylece Heathcote insanların çok az bir yetenekle bile, göze çarpan bir inanç ve duygu derinliğiyle oynamalarını sağlayacağı çok ince ve karmaşık bir yöntem geliştirmiştir.
Heathcote eleştirmenleri ve O’nun takipçileri tekniklerinin son derece yönlendirici olduğunu ve Heathcote’un daha önce önerdiğinin tersine insanların kendi düşüncelerini ifade etmekte özgür olmadıkları ama yalnızca öğretmenin dramayı sürükleyebileceği katı bir yapıya girmeye zorladıklarını belirtirler. Bu bazılarının serbest bırakılmış ifadeden daha çok, zorlayıcı buldukları bir yapıdır. Buna rağmen diğer kısım, kendilerini sosyal olarak kabul edilebilir bir çerçevede en derin hislerini açıklamada özgür hissettiklerini söylerler. Heathcote gerçektende kendi öğretim yöntemi için belki de en gelişmiş öğretim yolları ile emek isteyen karmaşık bir yapı kurmuştur. Bu yapı gerektiği gibi kullanıldığında iyi çalışan bir yöntemdir ve İngiliz öğretmenlerinin çoğu, bu yöntemi kullanmayı seçer. Tartışmanın amacından dolayı, Heathcote, Bolton ve onları takip edenlerin yöntemi Eğitsel Drama yöntemi olarak adlandırılmıştır.

EĞİTSEL DRAMA SÜRECİ
Sayılamayacak kadar çok eğitsel drama dersleri veren Heathcote, Bolton ve diğerleri yaptıkları bu çalışmaları kolayca ulaşılabilecek yayınlarda ayrıntılı olarak çözümlemişlerdir. Elbette bunların içinde tipik oturum diye bir şey yoktur. Okuyucu, fazla basitleştirme tehlikesine rağmen, diğer yaratıcı drama öğretim yöntemleriyle karşılaştırabilir ve Eğitsel Drama oturumunun neler gerektirebileceği hakkında fikir sahibi olur. Gözlemci, tipik bir oturumda planlama sürecinin kapsamlı ve ayrıntılı olması gerektiğinin farkına varır. Eğitmen, grup ve öğretmen arasındaki güveni geliştirmeye, oynanan oyunun kurallarını koymaya ve grubun drama konusu hakkında anlaşmalarına sağlamaya çalışır.
Öğretmen konunun sınırlarını aşabilmek için gruba rehberlik eder, böylece araştırma için bir grup insanın karşı karşıya gelmesi bir yana, diğer bazı bakımlardan da bireysel gelişim fırsatları doğar. Bu önemli bir noktadır, çünkü genellikle dramadaki karakterler, bir grubun dışında da görülebilen ayrılmış karakterlerden daha çok, yalnızca o grubun bir üyesi gibi olacaktır. Çoğunluk konuya karar verdiği zaman, öğretmen tüm yaratıcı drama öğretmenleri gibi sözü edilen çerçevede yaptıkları her şeyi doğrulamalarını gerektiren bir yol kullanır. Sürecin tasarlanmasında, karakter ve hareket provası kullanılabilir. Bunlar, sahnedeki problemi çözmek için tasarlanmış kısa alıştırmalardır. Örneğin, öğretmen gruptan, küçük gruplar ya da çiftler halinde dramanın can alıcı bir halini resmetmek için, kısa bir sahne yaratmalarını isteyebilir. Bu sahneler yapılan tartışmadan sonra, tekrar grupla paylaşılabilir ya da çiftlerden biri diğerine sahnede nasıl rahat olunacağını öğretebilir.
Daha sonra grup sahneyi oynar. Bu sırada öğretmen sık sık, grup üyelerini dramada sürükleyebilmek için, yavaş yavaş rolün içinde tepki göstermelerini gerektiren rollere girer. Dramanın gelişmesi için dramadaki yan lider (side coaching) gibi role giren öğretmen, grubun ihtiyaçlarına bağlı olarak dramayı ileri doğru götürebilir ya da yavaşlatabilir. Bazen öğretmen dramayı durdurabilir. Bu değerlendirme dönemi boyunca öğretmen, geleneksel öğretmen rolüne geri döner ve gruba ne yaptıklarını iyi düşünmeleri için rehberlik eder. Eğitsel drama liderleri normal yaratıcı drama yöntemlerinin çoğunu kullanmalarına karşın, Oyun Çıkarma (Play making) ve Tiyatro Oyunu (Theatre Games) öğretmenlerinden oldukça farklıdırlar.

ROL İLE EĞİTİM
Ögretmenin rolde olması öncelikle, durumu yaratıp denetlemede, etkinliği düzenlemede, rolü tanımlama ve grubu elde tutmada geniş çaplı kullanım olanağı doğurur (O’Neill ve Lambert 18), Çoğunlukla bu yapı, grubu dramanın içine çekmek, sahne düzenini kurmak, 5 “N”’yi (5 W’s) tanımlama ve rol için iyi alıştırmalar tasarlamada grup rahatlığını sağlamak için bir yöntem olarak kullanılır. Aslında öğretmen rol yapmanın yanında katılımcıları rol yapmaya çağırmakla da tehlikeyi göze alır. İlk oturumlarda, bu yol aslında herhangi birinin rolüne girmeyen bir öğretmen için de söz konusu olan, çok normal sayılabilecek öğrencilerin öğretmenlere tepki gösterme alışkanlıklarıyla dağılan sınıf dikkatini toplamaya yönelik bir tekniktir. Heathcote ve diğerleri ortaya çıkan eğitim gereksinimlerine göre dramada birden fazla rol canlandırmayı bir strateji olarak geliştirmişlerdir. Bu grubun dikkatini probleme yönelmekten uzaklaştıran farklı bir yöntemdir ve bir şeyler oynamanın dışında dramatik oyunda insanların doğal yeteneklerine ilgi çekilmesi bir bakıma, utangaçlığı ve sahne korkusunu giderir. Oturumların sonuna doğru, öğretmen rolü, dramatik anın kavranışını sağlamlaştırmak için sahneyi yavaşlatma veya devam etme için ve yeni bir karşı çıkış gereksinen grubun yönünü değiştirmek için kullanabilir. Öğretmen aynı zamanda rolde otoritedir, polis, sağlık görevlisi, büyücü, hekim gibi grup üyelerinden daha güçlü bir karakter olur. Heathcote’un her zaman rol yöntemiyle ders vermemesine rağmen, rolle eğitimin eğitsel drama yönteminin en belirgin özelliği olduğunu belirtmek gerekir. “Beni yalnızca çalışmanın başinda gördükleri için, insanlar asla başka bir şey yapmadığımı düşünüyorlar. Gruplarla genellikle role girmeden çalışırım” (Exploring Theatre 23). Okuyucu bunu rolün içindeyken ve değilken ders verdiği Notrhwestern University’de yapılan filmleri seyrederek doğrulayabilir. Heathcote rolle eğitimin, dramaya başlamak için çok iyi bir yöntem olduğunu öne sürmüştür.

ROL İLE EĞİTSEL TİPLEMELER
Öğretmenler, gruba rehberlik etmek için genellikle Heathcote’un “Eğitsel Tiplemeler” olarak adlandırdığı karakterlerden bir ya da üç tip seçerler. İlki, grubun belirli etkileri almaları ya da kötü sonuçlara uğramalarını isteyebilecek gardiyan, polis, gemi kaptanı gibi grubu harekete yönlendirecek diğerlerinden daha fazla yetkeye sahip bir karakterdir. Diğer gözde bir rolse, “bu kimdir” oyununun bir parçasını oynayarak, grubun araştırma yapabilmesine kaynaklık edebilecek (bilim adamı, çiftçi, deniz biyologu, doktor, veteriner, avukat gibi) karakterlerdir. Üçüncü tipleme olarak öğretmen, belirli bir grubu hedef alarak suçlayan bir lider rolünü üstlenebilir.
(Ç.N. 5 N terimi söyle açıklanabilir; Ne yapıyor (who), Neyi yapıyor, Neden yapıyor, Nerede yapıyor, Ne zaman yapıyor)

ÖGRETMENIN GRUPLA ILISKI KURMASI
Rolle etkili eğitimde öğretmenim, grubun içindeki her karakterle ilişki kurabilecek bir rol seçmesi gerekir. Bu yol, öğretmenin sınıftaki her bireyin bilgi ve kavrama düzeyi üzerine izlenimler almasını sağlar. Oyun çıkarma öğretmenleri bazıları çalışma sırasında kimi zorluklarla karşılaşırlar. Katılımcıların kendilerini zorlanmış hissederek belirli bir karakterin rolünü üstlenmelerine karşı veya diğer katılımcıları bir kenarda bırakarak bir kişiyle ilişki kurulması gerekebilmektedir. Bu durum, öğretmenin dikkati kendilerinde değilken, dramanın tekrar başlamasını bekleyen grup üyelerinin rolden çıkması sorunlarına mükemmel bir çözümdür. Öğretmenin grubun her üyesiyle kendiliğinden ilişki kurabilmesi halinde, dramadaki karakterler bir çeşit grup üyesi olacaklardır. Böylece herkese, bu belirlenmiş grubun içinde yaşayan bir karakter yaratma fırsatı sağlanır. Eski bir deyişle, her katılımcı öğretmenle oynayabilir, ama gruptaki diğer kişilerle oynayamaz.
SEYİRCİ Eğitsel dramayı seyretmek için belirli sayıda izleyici alınsa da, bu izleyiciler dışarıda oturmak yerine grup üyeleriyle beraber dramanın içinde yer almalıdırlar. Bu teknik olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurabilir. Eğer seyirci, değerlendirmeye yetecek bir uzaklıkta dururken rol yapmayı düşünürse, bu ilgi, etki ve konsantrasyon rolünde içtenlikli olmasını etkileyebilir. Diğer taraftan eğitsel dramada kenarda durma ya da gişe hasılatı gibi bir kaygı hemen hemen hiç yoktur. Grubun bir yarısı diğer yarısını seyretmek ve değerlendirmek için de davet edilmeyecektir.

KAYNAKLAR
Bu yöntemde kaynak olarak genellikle, dramanın temeli olan katılımcıların düşünceleri etkindir. Grup temayı bulmak için drama etkinliğiyle ilişki kurmaya çalışır ve neyin araştırıldığını öğrenir. Ya da bir topluluk olarak ilgi ve endişeleri keşfetme gibi yaklaşımlarla bilgiyi araştırırlar. Daha sonra kendi çıkardıkları temayı ve temayı daha derinden araştırmalarını sağlayacak etkinlikleri yapılandırırlar.
İŞLEYİŞ 1. Öğretmen spor konusunu öne sürerek sınıfının, okulun en iyi takımının sporcuları olmalarını önerir. Sınıf nasıl bir spor takımını oynayacaklarını tartışabilir. Öğretmen, büyük oyundan önce son çalışma için toplanmış bir takım olarak dramanın başlamasını önerir.
2. Grup üyeleri en son oynadıkları karşılaşmada okul müdürü tarafından “sportmence olmayan davranışlar” konusunda iki uyarı almışlardır. Öğretmen bu konuyu tartışmalarını isteyen okul müdürü rolüne girer. Eğer takım bir uyarı daha alırsa sezon boyunca oyun dışı kalacaktır. Bu yüzden öğretmen, sınıf üyelerinden bu iki uyarıyı ve bundan sorumlu olan grup üyelerini tanımlamalarını istemek yoluyla “gerçekleri” belirler. Katılımcılar bu süreçte takım üyeleri, takım kaptanı, antrenör, ekipman sorumlusu gibi rollere girebilirler.
3. Dramada yer alabilecek olası talimatlar;
• Grup, uyarılarla kışkırtılmış takım üyelerinin tarafını tutabilir ve takımlarının uyarılarla sonuçlanan hareketlerini engellemeye çalışabilir.
• Müdür grup üyelerinden, cezalarının ne olacağına kendilerinin karar vermesini isteyebilir.
• Takımın üyeleri tarafsız gözlemciler aracılığıyla uyarıların doğru olup olmadığına karar vermek için, uyarılara neden olan hareketleri tekrar oynayabilirler.
• Takım üyelerinin aileleri, antrenörden açıklama bekledikleri bir toplantı düzenlenmesini isteyebilirler.
• Kendilerini yarışmada bulmaları, kuralları yıkmaları, “doğru ya da yanlış” olduğuna aldırmadan onları bağrına basarak savunmaları gibi olası incelemeler, kardeşlik duygusuna dönüştürebilir.
Öğretmen, grup üyeleri yaptıkları işle meşgulken geri adım atabilir ve dramanın grubun ihtiyaçlarına göre gitmesine izin verebilir. İçinde saklı olan anlamı çalışmak için dramayı durdurabilir. Rolün içindeyken dramayı ileriye doğru götürebilir. Drama, grup ilgi ve katılımını gösterdiği sürece devam eder. Lider, grubun dramanın sonucuna hazır olduğunu hissettiği zaman, bitirmeyi önerebilir.

Özet
Yaratıcı dramanın üçüncü yöntemi, eğitsel temelli olarak Heathcote tarafından geliştirilmiştir. Drama katılımcıların kendi iç yüzlerini anlamaya, başkaları ve çevrelerindeki dünya ile ilişkileri hakkında yeni bir anlayış kazanmalarına yardım etmek için, eğitsel ya da sağaltıcı bir yol olarak kullanılır. Dramanın özgün konuları tercih edilir. Eğitsel drama sürecinde, öğretmenin rolde olmasıyla dramadaki karakterler, bireysel oynandıkları için genellikle grubun üyelerinden birisi olur. Eğitsel drama sürecinde yaşamın kendi hızıyla ilerletilir ve diğer drama süreçlerinden çok daha yavaş hareket ettiği görülür.
NOT: Bu metin Judith Kase-Polisini’nin The Creative Drama Book: Three Approaches (Anchorage Press New Orleans, Louisiana) kitabının 9. Bölümü olan Eğitsel Drama’nın çevirisidir.,

KAYNAKÇA
Bolton, Gavin. Toward of Theoryof Drama in Education. London: Longman Group,1979.
Foulkes, Margaret. “Creative Drama-Improvisation-Theatre.” Children and Drama. Ed. Nellie McCaslin. New York: David McKay, 1975. 13-29.
Heathcote, Dorothy. “Drama and Education: Subject or System.” Drama and Theatre Education. ED. Nigel Dodd and Winifred Hickson. London: Heinemann Educational Books, 1971. 42-62.
_____. “Drama as Education.” Children and Drama. Ed. Nellie McCaslin. London: Longman Group, 1979. 93-108.
_____. “From the Particular to the universal.” Exploring Theatre and Education. Ed. Ken Robinson. London: Heinemann Edu. Books, 1980. 1-50
_____.Drama in the Education of Teachers. University of Newcastle upon Tyne, Institute of Education. No publication date.
Hodgson, John, and Ernest Richards. Improvisation. London: Eyre Methuen, 1966.
Johnson, Liz and Cecily O’Neill. Dorothy Heathcote. Collected Writings on Education and Drama. London: Hutchinson, 1985.
Linnell, Rosemary. Approaching Classroom Drama. London: Longman Group, 1979.
McCaslin, Nellie, ed. Children and Drama. 2nd ed. London: Longman Group, 1979
McGregor, Lynn, Maggie Tate, and Ken Robinson. Learning through Drama. London: Heinemann Educational Books, 1977.
O’Neill, Cecily and Alan Lambert. Drama Structures. London: Hutchinson.
O’Neill, Cecily, Alan Lambert, Rosemary Linnell, and Janet War-Wood. Drama Guidelines. London: Heinemann Educational Books,1979.
Slade, Peter. An Introduction to Child Drama. London: Hodder & Stoughton, 1976.
Stanislavsky, Constantin. An Actor Prepapre. Trans. Elizabeth Reynold Hapgood. New York: Theatre Arts Books,1948.
Wagner, BettyJane. Dorothy Heathcote: Drama as a Learning Medium. Washington, DC: National Educational Association, 1976.
Way, Brain. Development through Drama. Atlantic Highlands, NJ: Humanities Press, 1967.

VIDEOTAPES OF DOROTHY HEATHCOTE AS A TEACHER
Three Looms Waiting. Time-Life Films, Inc.
Building Belief, Part 1. Northwestern University Film Library.
Building Belief, Part 2. Northwestern University Film Library.





EĞİTİMDE TİYATRONUN KULLANILIŞ YÖNTEMLERİ

22 02 2007

ROL DAGITIM TEKNİĞİ :

Kimdir Bu? Tekniği gibi öğrencilerin belirgin özelliklerini dolaylı yolla ortaya çıkarmaya yarayan bir tekniktir. Bu teknik aracılığıyla öğrenciler tanınmak istendiğinde, belli tiplerin tanınmasına yardımcı olacak bir oyun seçilmektedir.

Sınıf ya da gruba bu oyunun sahneye konulmasının düşünüldüğü söylenmekte ve oyunda yer verilmiş oyuncuların kişilik özellikleri anlatılmakta ya da oyun öğrencilere okunmaktadır. Öğrencilerden bu rollere uygun kişilerin seçilmesi istenmektedir.

Eğer imkan var ise bu rollerle ilgili yazı çoğaltılarak, yoksa bu rollerin adları öğrencilere yazdırılarak onlara her rolü tanımlayan cümlenin ya da rolü temsil eden adın önündeki boş yere bu rolleri en iyi yapabilecek öğrencilerin ad ve soyadlarının yazılması söylenmektedir. Yazdıklarını kimseye söylememeleri ve göstermemeleri konusunda öğrenciler uyarılmalıdır.

Her öğrenciye ilişkin olarak elde edilen bu bilgiler, öğrencilerin olumlu ya da olumsuz kişilik özelliklerinin tanınmasına yardımcı olmaktadır.

ROL LİSTESİ

1- Kral …………………………………………………………
2- Kraliçe .
3- İyilik perisi…………………………………………………………………………………
4 – Arabulucu ..
5- Neşelendirici …………………………
6- Yalancı………………………………………………………………………………
7- İki yüzlü………………………………………………………………………..
8- Kendini beğenmiş……………………………………………….
9- Ara bozucu………………………………………………
10- Herkesi seven ve yardım etmek isteyen
11- Dürüst, güvenilir olan…………………………………………..
12- Yalnız, kimseyle ilişkisi olmayan……………………………………..
13- Zorba………………………………………………………………………….
14- Oyun bozan, mızıkçı………………………….
15- Güzel konuşan………………………………………………………………..

7- SOSYODRAMA (TOPLUMSAL OYUN):

Oyun (drama) tekniklerinden yararlanarak kişilere insan ilişkileri konusunda gerekli bilinç ve beceriyi kazandırmak için uygulanan bir “deneysel eğitim”” tekniğidir.

Bu uygulamada ilgi, kişilerden çok kümenin ortak sorunlarına yöneltilmektedir. Kişinin diğer kişilerle kurduğu ilişki biçimleri incelenmektedir.

Oyuncular kişileri değil, belirli tipleri canlandırmaktadır. Örneğin; iş arayan bir kişinin nereye nasıl başvuracağı grup üyelerine oynattırılarak, grubun bu ortak toplumsal sorunu incelemesi sağlanmış olmaktadır.

Bu teknik ayrıca, toplumsal çatışmaların çözümünde, kişilerin kendilerinin ve başkalarının değer yargılarını tanımalarında, ortak bir sorun üzerinde çalışma gibi toplumsal beceri ve davranışların geliştirilmesinde de etkili olmaktadır.
Ayrıca bu teknikle sınıf öğretmenleri, sınıf rehber öğretmeni, özellikle de rehberlik uzmanı, belirli bir kişiyle ilgili olmayan sorunların temsili aracılığıyla okul çalışmalarında öğrencilerin duydukları ihtiyaçları ve türlü konulardaki düşüncelerini öğrenebilmektedirler.

8- PSİKODRAMA (RUHSAL OYUN)

Problemi bulunan kişinin iç dünyasını tiyatro özelliği taşıyan oyunlar aracılığıyla açığa vurmasına olanak veren bir tekniktir.

Bu tekniğin amacı; problemli kişiyi kendi isteğiyle sahneye çıkarmak, duygularım ve iç dünyasını grup içinde özgürce ortaya koymasına yardımcı olmak ve bu yolla kişinin uyumuna yardımcı olmaktır. Oyun oynayan öğrenciye hiçbir kısıtlama olmadan istediği kadar süre kullanarak, sahnede duygu ve düşüncelerini rahatça söyleyebileceği anlatılmaktadır.
Psikodramada sergilenen oyunlar, grup üyeleri tarafından dışarıda anlatılmamalıdır.
Psikodrama tekniğini ancak deneyimli uzmanlar ve ruh hekimleri başarıla uygulayabilirler.

9- OYUN TERAPİSİ

Oyun terapisi, tedirgin çocukların içe atılmış isteklerini, bilinç dışı korku ve yılgılarını öğrenmek ve davranış bozukluklarım gidermek için başvurulan bir tekniktir.
Oyun terapisinde çocuk, özgürce oynayabileceği bir odaya konmaktadır. Bu odada bir evde bulunabilecek eşyalar oyuncak olarak yer almaktadır. Çocuk verilen plana göre ya da özgürce oynarken gözlemci çocuğu izlemektedir. Çocuk bu ortamda, içinde tuttuğu ya da bilinç dışından kaynaklanan kinlerini, kızgınlıklarını, korkularım oyuncaklara geçirerek ortaya çıkarmakta ve yaşamaktadır. Gözlemci gerek duydukça çocuğa sorular sormakta, yorum yapmakta ve gerektikçe aydınlatıcı bilgiler vermektedir.
Bu teknik rehberlik uzmanları ve çocuk psikologlarının uygulayabileceği bir tekniktir.