TİYATRO SÖZLÜĞÜ

22 02 2007

Getto Tiyatrosu: Nazi döneminde, gettolarda uygulanan tiyatro etkinlikleri. Örneğin, Polonya gettolarında üç tip tiyatro etkinliği gelişmişti: Kabare, gece kulübü ve cafe revüleri tarzında gerçekleştirilen küçük sahneli tiyatro; eğitim amaçlı, başlıcalıkla da ulusal Yahudi kimliğini koruyucu çocuk tiyatrosu; Yahudi temaları ve dilini işleyen ve savaş öncesi tiyatro geleneklerini izleyen özel tiyatro etkinlikleri. “Ari” yazarların yasak olduğu Getto Tiyatrosu, temel bir açmaz yaşıyordu; bir yanda, sanat yapma yoluyla kendini gerçekleştirme, insanlaşma; öte yanda, Nazilerin insanlıktan çıkarma politikasına uyma, insani kimliği yitirme. Nazi terörünün hem nedeni, hem de sonucunu oluşturan bu açmaz, Getto Tiyatrosu’nun ana özelliği olmuştur. Getto Tiyatrosu günümüzde oyunlara da konu olmuştur.

Gezici Tiyatro: Yerleşik olmayan tiyatro; gezginci tiyatro topluluklarının etkinlikleri. Gezici Tiyatro, Batı’da profesyonel tiyatroların başlangıcı olarak Rönesans döneminde yer almış ve commedia dell’arte geleneği içinde bütün Avrupa’ya yayılmış; bu dönemde, 16. ve 17. yüzyıllarda İngiliz Oyuncuları, tiyatroyu Avrupa’da yaygınlaştıran başlıca Gezici Tiyatro örneklerindendir. Gezici Tiyatro, 19. yüzyılda yerleşik saray tiyatrosu topluluklarının, daha sonra da kent ve eyalet tiyatroları ile bölge ve devlet tiyatroları gibi yerleşik tiyatroların kurulmasıyla önemini yitirmiştir. Ancak, kapalı burjuva tiyatro çevresini ve kamuoyunu yıkmak için, 20. yüzyılda Gezici Tiyatro geleneği yeniden başlamış, halkla içiçe olma amacını güden bir tiyatro etkinliği halini almıştır.

Gölge Oyunu: Genellikle deriden kesilmiş bir takım insan, hayvan ve eşya tasvirlerinin arkadan ışık verilerek, gölgelerinin gerili beyaz bir perde üzerine düşürülmesiyle oynatılan oyun. Doğu’da ortaya çıkarak yetkinleşen Gölge Oyunu’nun büyüsel -dinsel kökenlerden kaynaklandığı Çin’de 11. yüzyıla uzandığı belirtilmektedir. Çin’de Buddhacı ve Taocu efsaneler ile Çin tarihinden öyküleri işleyen Gölge Oyunu, 13. yüzyılda yer aldığı Hindistan’da hinducu destanları işlemiş, bu yolla da Endonezya Gölge Oyunu üstünde etkili olmuştur. Endoneza’da İslamcı etkiler kazanan Gölge Oyunu, 15. yüzyıldan başlayarak Tayland’da da yer almıştır. Orta Doğu’da, en eski Gölge Oyunu metinleri Mısır kökenlidir. Gölge Oyunu, 16. yüzyılda, geleneksel Tür tiyatrosuyla birlikte yeniden canlanmıştır. Doğu Asya örneklerine karşıt, Türk Gölge Oyunu olan Karagöz, geleneksel dinsel biçimlerin dışında gelişme gösterdiği kadar, dünyevi ve komik içerikli de olmuş, toplumsal eleştirel çizgiler taşımış; bütün Osmanlı topraklarına, Yunanistan ve Balkanlar’a yayılmıştır. Avrupa’da 17. yüzyıldan başlayarak tanınan Gölge Oyunu, kukla oyununun yaygınlığı karşısında gelişme olanağı bulamamış; ancak Fransa’da “Çin gölgeleri”adı altında, kabare tiyatrosu özellikleri içinde ele alınmıştır. Gölge oyunu, bu geniş yayılma süreci içinde birçok kültür etkinleşmesini kendinde barındırmış; temel özelliği aynı kalmakla birlikte, tasvirler ve oynatma bakımından teknik ayrılıklar gösterdiği kadar, değişik toplumlardaki işlevselliği bakımından da içerikçe ayrı özellikler göstermiştir.

Grotesk: Tiyatro ve edebiyatta komik-olanın bir çeşidi: Gülünç-olan ile acıklı-olanın yanyana yer aldığı, tuhaflık ve çarpıcılık kertesinde zorlanmış, bağdaşmaz komik durum; özel olan ile genel olanın uyuşmazlığından, paradokstan komik-olanın çıkarılması; gerçekle ve mantıkla bağdaşmaz görünümü uyandıran tuhaf, çarpıcı, abartmalı ve şaşırtıcı durumlardan alışıla gelmedik gülünçlükler yaratan, daha çok duyumlara seslenen güldürü biçimi; buna uygun oyunculuk. Grotesk’te çelişmelerde içerili komik olan vurgulanmakla birlikte, uyum olanağı dışarda bırakılır. Bu nedenle, Grotesk, yaşanan gerçekle uzlaşmazlık, bağdaşmazlık gösteren oyunlarda kullanılır. Bu bağlamda, Grotesk önce romantik bireyin toplum düzeniyle uzlaşmazlık içinde olduğu romantik tiyatrolarda görülür. 19. yüzyıl farsında ele alınan Grotesk, başlıcalıkla dışavurumcu tiyatroda özel bir anlatım aracı olarak önem kazanmış; İtalyan Grotesk tiyatrosunda başlı başına işlenmiş, gerçeküstücü-avangart tiyatronun başlıca öğelerinden biri olmuş; saçma tiyatrosunda anlamlı bir biçimde kullanılmış, paradokslar kuramının özünü oluşturmuştur.

Gösteri:Bir yönetmenin önderliğinde, yeterli sayıda sanatçı ve görevli ile bir çalışma sonucu çıkan bir oyunun seyirci önünde oynanması.

Göstermeci Tiyatro: Tiyatronun tiyatro, oyunun oyun olduğunu vurgulayan, kişileri ve olayları canlandırmadan gösteren, seyirci ile sahne arasında estetik uzaklık (yabancılaştırma) koyup seyircinin oyuna ussal yoldan katılmasını sağlayan tiyatro anlayışı.

Güncel Oyun: Güncel sorunlar üzerinde duran ya da çağdaş sorunları irdeleyen oyun.

Halk Tiyatrosu: Geniş halk yığınlarına yönelik hem öğretici, hem eğlendirici tiyatro

Hint Tiyatrosu: İS önce 320 tarihinden 8. yüzyılın sonlarına kadar süren klasik dönemden sonra 9. yüzyıl başlarından sonlarına kadar süren “klasik sonrası” dönem içinde gelişen Hint tiyatrosunun kapsamı içine yazılı betikler, gölge oyunu, danslar girer. Hint tiyatrosunda iki temel dram türü vardır: 1- malzemesini mitologya ve tarihten alan, dolayısıyla kahramanları işleyen nataka; 2- malzemesini günlük yaşamdan alan ve olağan insanlarla devlet memurlarını ele alan prakarana.

Hokkabazlık: Bir seyirlik oyun çeşidi. 15. ve 16. yüzyıllarda Yahudiler eliyle Türkiye’ye girmiş, beceriden çok söyleşme niteliğini kazanışıyla, dramatik gösteri haline gelmiştir. Hokkabazlık’ın başkişileri Usta ile onun oyunlarını bozmaya ve taklit etmeye çalışan Yardağı’dır. Hokkabazlık giriş bölümüyle başlar, muhavere’yle yürür, bitiş’le sona erer.

İbret Oyunu: Ortaçağ dinsel tiyatrosunun bir oyun türü. Hıristiyan ahlak öğretisinin propagandasına dayanan İbret Oyunu’nda eylem, “hayır” ve “şer” gibi kişileştirilmiş soyutlamalar, alegorik kişileştirmeler arasındaki savaşım biçiminde geçer. Gizem oyunlarına karşıt, İbret Oyunu, tek perdelik oyunlar halinde, meslekten oyuncularca oynanırdı. İbret Oyunu, üç bölümden oluşurdu: Ölüm dansı, erdemler arasındaki atışma ve insanlığı temsil eden oyun kahramanının kendi ruhunun kurtuluşu adına bir çatışmadan geçmesi. İbret Oyunu, zamanla dünyevi özellikler kazanmış, İnsanlık gibi soyut kişileştirmelerin yerini somut kişiler alırken, soyut kavramlar da güncel yaşama indirilmiştir.

İmge Tiyatrosu: Sahne tasarımcısı Robert Wilson’un imgelere dayanan, sahne plastiği ve ışık anlayışıyla gelişen oyun düzeni biçemine verilen ad.

İşçi Tiyatrosu: 1- İşçi sınıfının çıkarları doğrultusunda, onların sözcülüğünü yapan tiyatro. 2- İşçileri dinlendirip eğlendirirken öğreten tiyatro. 19. yüzyılda işçi sınıfı hareketine bağlı olarak ortaya çıkan tiyatro etkinlikleri; işçi sınıfının çıkarlarını korumak ve işçi sınıfının mücadelesinin sözcülüğünü yapmak üzere, işçi sınıfını destekleyenlerce amatör olarak kurulmuş tiyatro topluluklarınca yürütülen tiyatro. İşçi sınıfının bilinçlenmesinin bir sonucu olarak, ilk kez, 1860’larda Almanya’da Lassalle’ın işçi birlikleri çevresinde yer almış; daha sonra komünist hareket çevresinde uluslar arası yaygınlık kazanmıştır. Uyarma ve propaganda tiyatrosu, proleter devrimci tiyatro, politika tiyatrosu, başlıca İşçi Tiyatro uygulamalarıdır. İşçi Tiyatrosu, işçi koroları, kitle oyunları, gazete tiyatrosu, siyasal revü, siyasal kabare gibi tiyatro tekniklerinden ve anlatım biçimlerinden yararlanarak işçi sınıfının somut siyasal eylem programı ve dünya görüşü doğrultusunda işçileri ve geniş emekçi kitleleri bilinçlendirmeye ve uyarmaya çalışır. 1917 Ekim Devrimi etkisinde başlıcalıkla Rusya ile Almanya’da geniş yaygınlık kazanan İşçi Tiyatroları deneyi, 1930 dünya ekonomik bunalım döneminde de önem kazanmış; özellikle ABD’de geniş çapta bir İşçi Tiyatrosu eylemi yer almış; İşçi Tiyatroları, etkinliklerini işçi sendikalarıyla ve uluslar arası işçi hareketleriyle ortak yürütmüşlerdir. İşçi Tiyatrosu, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra başlıcalıkla Rusya ile Doğu Avrupa ülkelerinde sistemli bir sanatsal etkinlik olarak yer almıştır.

İzlenimci Tiyatro: Simgeci tiyatro, atmosfer tiyatrosu ve biçemci tiyatro ile eşanlamlı olarak kullanılan kavram. 20. yüzyılın başlarında, başlıcalıkla Fransa’da ortaya çıkmış bir tiyatro anlayışı olan İzlenimci Tiyatro, gerçekliğin gösterilmesinden çok, ondan edinilen izlenimin yaratılmasını amaçlar, psikolojik deneyime dayanır. İzlenimci Tiyatro’da, simgeci bir anlatımla, şiir dilinde, söz gücüne, öte yandan, sahne tasarımı, sahne ışığı ve sahne müziği yoluyla sahnede “atmosfer” yaratılmasına, eylemin dış atmosferle bağıntılı olmasına önem verilir.

Japon Tiyatrosu: Belli bir estetik uzaklık uygulayımı ile oynanan oyunları kapsayan bu tiyatro, tiyatralliği sağlayacak tüm öğelerden yararlanır. Bu tiyatroda, müzik, dans, ezgi, sözsüz oyun, maske, giysi önemlidir.

abare Tiyatrosu: Daha çok güncel siyasal konuları, toplumsal ve kültürel gündelik yaşamdaki yozlukları, acı, iğneleyici bir dille, sivri bir biçimde taşlayan; toplum eleştirisi yapan şarkı, parodi, skeç, söylev, sözsüz oyun, şiir ve karikatürden, vb. kurulu; doğmacaya açık gösteri ve oyunların sahnelendiği; oyuncular ile izleyicinin “içli dışlı” olduğu; yazar ve izleyicinin katılabileceği bir küçük tiyatro türü. Başlıcalıkla siyasal taşlama biçimi içinde kendini ortaya koyan ve geniş kendi izleyicisiyle bağımlı olan Kabare Tiyatrosu, tutarlı eylem yapısından yoksun olduğundan revü ve varyeteye yaklaşır. Gerek yanılsamacı anlatım araçlarından kaçınma, gerek dilin gündelik çekiciliğini yitirdiğinden daha önce yapılmış numaraları yineleyememe dolayısıyla, Kabare Tiyatrosu, “gelip geçici bir sanat” olarak da nitelendirilir. İzleyicinin bilme ve beğeni düzeyiyle de yakından bağlı olan Kabare Tiyatrosu, gülünçleme, parodi ve karikatürleştirme yoluyla izleyicinin önyargılarını, gündelik “yanlış bilinç”ini dağıtmaya çalışır. İlk kez, 1881’de, Paris’te R. Salis tarafından açılmış olan Kabare Tiyatrosu, Almanya, İsviçre ve Avusturya’da gelişme göstererek, tüm Avrupa’ya yayılmıştır. Kabare Tiyatrosu, 1. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası dönemlerde iki eğilim göstermiş; bir yanda eğlendirici tiyatro özellikleri içinde kabare-revüleri biçimini alırken, öbür yandan kitleleri aydınlatıcı ve uyarıcı bir işlevle yüklü, siyasal edebi bir biçimde varolmuştur. Fransız Direniş Hareketi içinde chanson olarak önem kazanmış, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ise Kabare Tiyatrosu Rönesansı’na tanık olunmuştur. Kabare Tiyatrosu, tüm dönemlerde ve yönelimler altında yasaklamalara uğramıştır.
Kadın Tiyatrosu: Kadınlar tarafından, kadın sorunları üstüne, kadınlar için yapılan tiyatro etkinlikleri. 1960’larda kadın hareketinin ortaya çıkmasıyla önem kazanan Kadın Tiyatrosu, varlığını kadın hareketine bağlı olarak korumuştur. Daha çok yarı profesyonel ve amatör topluluklarca gerçekleştirilen Kadın Tiyatrosu’nun oyunları kadın yazarlarca ele alındığı kadar, Kadın Tiyatrosu topluluklarınca de kaleme alınıp geliştirilmektedir. Revü ve kabare tiyatrosu biçimi gösteren Kadın Tiyatrosu oyunları, çeşitli sahneleme biçimleri içinde ele alınmakta, genelinde geleneksel sahneleme yöntemlerinden ayrılma eğilimi taşımakta, “kadın estetiği” çizgilerini yakalamaya çalışmaktadır. Biçimce belli bir biçeme ya da okula, akıma bağlı olmayan ve biçemce ortak yanlar taşımayan Kadın Tiyatrosu, içerikçe ortak bir temele oturmakta, geçmişte ve günümüzde kadının toplumda ezilmesi, kadına yanlış bakış, kadınların siyasal ve toplumsal ekonomik hakları, kadın cinselliği ve eşcinselliği gibi sorunları işlemektedir. Kadın Tiyatrosu, başlıcalıkla eş sorununu ele alırken, ataerkil erkek ilişkilerini olumsuzlamakta, kendi tersinlemeli düşüncelerini ortaya koymaktadır. Serbest tiyatro akımı içinde yer verilen Kadın Tiyatrosu, avangart tiyatro ile Off-Off Brodway tiyatrosu üstünde etkili olduğu kadar, çok çeşitli deneyimlere de sahne olmuştur. Kadın Tiyatrosu toplulukları, genellikle, topluca üretimde bulunmayı amaçlamakta, metin ve sahneleme üstünde topluca çalışmalar yürüterek, kendi estetik tasarımlarını geliştirmeye çalışmaktadır. 1970’lerden sonra, Kadın Tiyatrosu, uluslar arası etkinliklere de tanık olmaya başlamıştır. Kadın Tiyatrosu, kendi oyun yazarlarını da, yetiştirmekte (örneğin, G. Reinshagen, E. Jellinek, F. Rame- İtalya); ABD’de ise siyah Kadın Tiyatrosu’na tanık olunmaktadır.

Kitle Tiyatrosu: Sayıları bini bulan oyuncu ve izleyicinin yer aldığı tiyatro. Tiyatro reformu düşünceleri bağlamında yer almış olan Kitle Tiyatrosu kavramı, ilk kez 1920’de Rusya’da, “Kızıl Takvim Yılı” şenliklerinde gerçekliğe kavuşmuş; daha sonra 1920-24 yıllarında Leipzig sendika şenlikleri oyunlarında, E. Toller’ın yazdığı senaryolarda, 1930’larda sosyal demokrat spor şenliklerinde, daha sonra da Nazi döneminin kitlesel gösterileri içinde yer almıştır. Kitle Tiyatrosu’nda, kitlelerin topluca ritmik devinimi , koro halinde konuşma, müzik, ışıldak ışığı, vb. önemli öğelerdir.

Klasik Tiyatro: Tiyatro ve drama sanatında kendine özgü bir norm bütünlüğüne ulaşıldığı ve bu normların daha sonraki dönemlerin tiyatrosuna ve drama sanatına örnek oluşturduğu evreler için kullanılan genel sanat tarihi kavram; örneğin, antik Yunan tiyatrosu, 16. yüzyıl Rönesans İtalyan tiyatrosu, 17. yüzyıl klasik Fransız tiyatrosu, Elisabeth tiyatrosu, Altınçağ İspanyol tiyatrosu, Alman Weimar klasik tiyatrosu, vb.

Kabuki: Japonya’da, soyluların tiyatrosu olan No tiyatrosu karşısında, günlük yaşama dönük halk tiyatrosu.

Kahramanlık Komedyası: Kralların, prenslerin ve soyluların baş oyun kişisi olduğu, serüvenleri kapsayan komedya.

Kahramanlık Tragedyası: İngiltere’de, 17. yüzyıldaki Restorasyon Dönemi’ne özgü tragedya. Fransızların klasik tragedya biçiminden esinlenilerek onur, aşk ve ülkeye bağlılık temalarından hareket eden bu tragedyanın kahramanları daha çok soylulardır.

Kenar Tiyatrosu: Bir kentin kenar semtlerinde gösteri düzenleyen yerleşik ya da gezici tiyatro topluluğu.

Kıyıcılık Tiyatrosu: Antonin Artaud’nun 1938’de öne sürdüğü, oyunculuğu, bilincin yok edildiği trans durumuna kadar götüren, dolayısıyla oyuncuyu yok eden ve seyredeni şoka uğratacak sahneleri kapsayan aşırı bireyci tiyatro anlayışı.

Klasik Komedya: 17. yüzyılda, Fransa’da Moliere ve 18. yüzyılda Almanya’da Lessing komedyaları için kullanılan terim.

Konstrüktivist Tiyatro: İşçi sınıfının sanayileşme sürecindeki emeğini ve üretimini, çalışma tartımını ve devinimini anlatmak için Sovyet yönetmen Meyorhold tarafından ilk kez denenenmiş, Vakhtangov, Tayrov gibi birçok genç kuşak yönetmen tarafından, belli farklılıklarla sürdürülmüş, tiyatralliği öne alan anlayış.

Köşebaşı Tiyatrosu: Köşebaşlarında, yalın, hemen anlaşılabilecek, genellikle siyasal ve toplumsal içerikli, kalın çizgili oyunlar oynayan az kişili topluluk.

Lirik Oyun: Baştan sona ya da bir kesimi müzikli olan oyun.

Maske Tiyatrosu: Maskeyle oyunculuğa dayalı tiyatro. Maskenin kökeni, katılaşmış ölü insan yüzü olarak ölümün trajikliğinden kaynaklanır; bunun için de maske, öbür dünyaya ilişkin olarak gündelik gerçeğin yerine “ikame gerçeklik”i, çifte gerçekliği; “kılık değiştirme” olarak oyunculuğun temel güdüsünü oluşturur; bu anlamda da tiyatro, Maske Tiyatrosu olarak başlamıştır, denebilir. Maske Tiyatrosu’nun ilk önemli uğrağı, antik Yunan tiyatrosudur. İnsan yüzünden büyük olmayan maskelerle oynanan antik tragedyaya 28 değişik maske tipi; komedyada ise 44 ayrı maske tipi vardı. Maskeler, uzaktan görülebilirlik ve tip çizme özellikleri yanısıra, oyuncuların çok çabuk rol değiştirmesine, değişik rolleri oynamasına olanak sağlıyordu. Maske Tiyatrosu’nun ikinci önemli uğrağı commedia dell’arte’dir; burada, tipler, kendilerine özgü maskeleriyle belirlenimliydiler. 20. yüzyılın başlarında tiyatro reformuyla birlikte, üstün kukla anlayışı içinde, maske yeniden önem kazanmıştır. Çağdaş tiyatroda Brecht, Grotowski, Strehler gibi yönetmenler ile Bread and Puppet Theatre gibi topluluklar, Maske Tiyatrosu’nun özgün örneklerini vermişler; Theatre du Soleil (Paris) gibi topluluklar, etnik tiyatro anlayışı içinde, yabancı kültürlerin giysi, dans ve müzik biçimleriyle birlikte maske geleneğini de kendi uygulamalarına almışlardır.

Meddah: Dramatik öykü anlatıcı. Arabisatan’da Hz. Peygamber’i ve ailesini olduğu kadar, hükümdar ve kahramanların da övgüsü yapmak olarak yer alan Meddahlık, Türkiye’de kendine özgü bir tiyatro sanatı türü olmuştur. Meddahlar’ın dağarcıklarında yalnızca görülebilir değil, İslam kaynaklarına dayanan dinsel konular, İran kaynaklarına dayana efsane, destan ve Şehnameler; Türk hikaye, masal ve efsaneleri, romanlar ile tiyatro oyunları da bulunmaktaydı. Genellikle Ramazan akşamlarında, kahvehane gibi kapalı yerlerde ve halkın içinde gösterilerini gerçekleştiren Meddah’ın hem başlık yerine kullanmak için, hem de türlü ses ve ağız taklitleri yapmak için omzuna astığı geniş bir mendil, elinde de oyunu başlatma, izleyiciyi sessizliğe çağırma ve saz, süpürge, tüfek, at, vb. yerine kullanmak için bir sopa vardı. Anlatılarına şiirler, tekerlemeler ve kalıplı sözlerle başlayan Meddahlar, anlattıklarının üslubunu taklitli bir anlatıya ya da temsile uygulayarak, “tek kişilik gösteri”lerini sunar, yine kalıplı sözlerle gösterilerini bitirirlerdi. Günümüzde Meddahlığı yeniden çeşitli biçimler altında yaşatma eylemlerine tanık olunmaktadır.

Mekanik Tiyatro: Oyuncu olarak insanın yerini mekanik olarak hareket eden nesnelerin aldığı ya da insanların mekanik hareketli oyunculuğuna dayanan tiyatro biçimi için kullanılan kavram. 20. yüzyılın başında tiyatro reformu hareketine bağlı olarak Craig tarafından ortaya atılan “üstün kukla” oyunculuk anlayışıyla ortaya çıkmış olan Mekanik Tiyatro, tiyatroyu mekanik bir araç haline getirmeyi amaçlar. Fütürüst tiyatro da “mekanik bale”ler gerçekleştirmiş; tiyatroyu “duyguları üretme makinesi” olarak görmüştür. Fütürüst tiyatronun Mekanik Tiyatro anlayışından etkilenen konstrüktivist tiyatro, Rusya’da Devrim sonrasında “fütürüst opera” örneğinde “elektronik gösteri”ler düzenlemiştir, F. Legger, “insan merkezci gösteri”ler mekanik olarak yenileştirmeye yönelirken, Bauhaus sanatçıları da Mekanik Tiyatro’yla kuramsal ve pratik olarak uğraşmışlardır. Bauhaus “sahne atölyesi”nin yöneticisi O. Schlemmer, insan bedenin mekanik yönünü öne çıkarmaya, mekanik olarak hareket eden geometrik sanatfigürü haline getirmeye çalışmış; L. Maholy-Nagy ise, biçim, ışık, renk, ses ve hareket gibi canlandırma öğelerinin birleşmesinden “eylemsel olay” yaratmayı denemiş; Kandinski soyut bireşimci sahneyi kurmayı istemiştir. Laterna magica ile çokmedyalı tiyatrolar, Mekanik Tiyatro’nun günümüzdeki örnekleridir.

Mimodram: Üst düzeyde sanat ve tekniği gösteren sözsüz oyun.

Monodram: Tek kişilik oyun.

Müzikli Dram: Hem sözlü tiyatronun, hem de operanın bazı özelliklerini iç içe kullanan müzikli oyun türü.

Müzikli güldürü: Müziğin eşliğinde gelişen güldürü.

Müzikli Oyun: Müzik eşliğinde yürütülen, daha çok ABD’deki melodram ve caz müziğinden gelen etkilerle ortaya çıkmış oyun.

Natüralist Tiyatro: Gerçekliğin doğaya bağlı kalınarak yansılanmasını isteyen natüralizmin tiyatrosu. Felsefi pozitivizmin, belirlenimcilik düşüncesinin ve çevre kuramının temellik ettiği Natüralist Tiyatro, gününün gerçeklerden uzakta burjuva tiyatrosuna karşı, gerçekliği bilimsel kesinlik içinde vermeyi, insanı tüm fiziksel ve toplumsal bileşkenleri içinde çözümlemeyi amaçlamıştır. Emile Zola’nın kuramcılığında gelişme gösteren Natüralist Tiyatro, “sanat, tabiatın bir parçasıdır” ve “sanat, yeniden tabiat haline gelmeye çalışır” ilkeleri doğrultusunda ürünler vermiştir. Romantik tiyatroya karşı olduğu kadar, iyi kurulu burjuva oyununa karşı da yer almış olan Natüralist Tiyatro, işçi ve emekçi sınıfların sorunlarına olduğu kadar, toplumdışı kalmış insanlara da eğilmiş, burjuva-kapitalist topluk hastalıklarını gözönüne sermiştir. Ancak, gerçekliği dolayımsız olarak alışıyla, ampirik gerçekliğin ötesine geçememiş; çözümsel yönteme ağırlık vererek, somut, tikel ayrıntısal gerçeklik üstünde durmuştur. Nesnelciliğin öne çıktığı Natüralist Tiyatro’da gerçekliğin bire bir kopyası sergilenmeye çalışılır; oyun dili, gündelik konuşma dili ve bölgesel ağız olarak alınır; sahne tasarımı, sahne giysisi ve donatımlığı doğal gerçeğe ayrıntılarıyla tam uygunluk içinde uygulanır. Karakter çizimi önplana çıkarken eylemde toplumsal ve doğasal koşullanma ve belirlenmeye mutlaklık tanınır; yaşam, yaşam dilimleri içinde verilir; eylem-yer-zaman birliğine uyulur ve izleyici ile sahne arasında “dördüncü duvar” çekilerek, oyunun kapalı bütünlüğü korunmaya çalışılır. Bu nedenle Natüralist Tiyatro, tam bir benzetmeci tiyatro, tam bir yanılsamacı tiyatrodur. Buna uygun olarak, oyunculuk bütün bütüne özdeşleşme yöntemine dayanırken, sahnelemede dış görünüşün doğallığı korunur. Eylemde kısalık, kahraman yokluğu, sahnelerin art arda sıralanması, Natüralist Tiyatronun başlıca dramatik özelliklerindendir; çok çeşitli belirlenimleri içinde çizilen karakter, çevrenin kalıtımsal özelliklerinin bir toplamı olarak ortaya çıkar. Natüralist Tiyatro, burjuva-kapitalist toplumda “herkesin herkesle savaşı”nı, burjuvazinin acımasız olarak kendini gerçekleştirişini, insanda yıkıcı olan yanı sergileyişiyle toplumcu düşünceye hizmet etmiştir. Natüralist Tiyatro’nun başlıca temsilcileri Fransa’da Antoine ve Theatre Libre, Almanya’da, O. Brahm ve Freie Bühne, İngiltere’de Independent Theatre, Rusya’da Stanislavski ve Moskova Sanat Tiyatrosu, İtalya’da verismo akımı yanısıra, yazar olarak Zola, Goncourt, Ibsen, Strindberg, Hauptmann, Gorki ve O’Neill’dir.

No Oyunu: Japon tiyatrosunda ezgili, danslı, dinsel niteliği olan eski oyun biçimi.

Nümayiş: İran’da halk tiyatrosuna verilen ad.

Okuma Oyunu: Sahnede oynanmak için değil, okumak için yazılmış oyunlar. Okuma Oyunları, dramatik biçime önem vermeyen, tiyatro koşullarını gözönüne almayan, retoriği öplana çıkaran ve belirli bir şiir anlayışını dramatik uygulamaya yeğ tutan oyunlardır.

Ortaoyunu: Türk doğaçlama halk tiyatrosu. Kol oyunlarından gelişerek 19. yüzyılda kesin biçimine kavuşan Ortaoyunu, adını, izleyicilerin, çevre oldukları bir orta yerde oynanmasından alır. Ortaoyunu, kendi bir özelliği olarak, açık yerlerde, palanga ya da meydan adı verilen yuvarlak ya da yumurtamsı bir alanda oynanır; burada, erkek izleyicilerin oturduğu mevki ile kadın izleyicilerin oturduğu kafes, ip gerili kazıklarla ayrılmıştır; oyuncular, sahne giysilerini değiştirdikleri, önü perdeyle kapatılmış sandık odası’ndan kapı yoluyla oyun alanına girerler. Ortaoyunu’nun dekoru, 68 cm. -1 m. Yükseklikte, genellikle Kavuklu’nun işyerini temsil eden ve iki kanatlı bir kafes olan dükkan ile 1.5m yükseklikte, iki, üç ya da dört kanatlı, genellikle ev olarak kullanılan ve önünde iskemleler bulunan bir paravanaydı. Ortaoyunu’nun başında köçek, çengi ve curcunabazların müzik eşliğinde raks gösterisi yer alırdı. Gündelik olaylardan yola çıkan, doğaçlama, durum komedyası ve laf oyunlarına dayanan Ortaoyunu dört bölüme ayrılırdı: Pişekâr’ın izleyiciyi selamlayıp, zurnacıyla konuşup oyunu açması, giriş; Kavuklu ile kavuklu-arkası’nın oyuna girmesiyle başlayan muhavere; belli bir olayın temsil edildiği fasıl; Pişekâr’ın izleyiciden özür dileyip, gelecek oyunun adı ve yerini bildirerek oyunu kapatışı, bitiş. Ortaoyunu fasıllarının çoğu Karagöz’ünküyle aynıdır; klasik ve yeni eklenmiş fasıllar olmak üzere iki öbekte toplanır. Ortaoyunu’nun başlıca tipleri şöyle gösterilebilir: Oyunu açıp, yürütüp, kapayan; hem oyuncu, hem sahneye koyucu, hem de yazar gibi davranan, kenarı kürklü kaftan ve külah giyen, elinde şakşak taşıyan Pişekâr; Pişekâr’la birlikte oyunu yürüten; ikinci-oyuncu ve başkomik, kavuk ve kaftan giyen Kavuklu; Çelebi, Zenne, Tuzsuz, Kavuklu-arkası, Denyo; taklit tipleri: Kürt, Arnavut, Acem, Arap, Yahudi, Ermeni, Rum, Frenk. Her tip kendisini simgeleyen müzikle içeri girerdi; müzikçiler oyunla bütünleşmişlerdi. Ortaoyunu, yerini 19. yüzyıl ortalarında yerini tuluat tiyatrosuna bırakmıştır.
Orta Antik Komedya: Antik Yunan komedyasının ikinci evresidir. Eski komedya ile orta komedyayı ayıran kesin bir sınır yoktur. Aristofanes her iki dönemde de vardır. İÖ 423 ile 330 yılları arasında gelişmiştir. Kişisel ve siyasal taşlama yoktur.

Oyun: 1- Bir tiyatro sanatçısının sahnedeki oyunu. 2- Oynanmak üzere yazılmış tiyatro yapıtı.

Oyun Sanatbilimi: Tiyatro tarihçisi, incelemecisi ve kuramcılarının oyun metni üzerindeki çalışmalarını ve sonra da oyunun sahnelenmesi açısından sanatsal bilgileri kapsayan uğraş alanı. Metin üzerinde yapılan çalışmaların tümüne ‘kuramsal dramaturgi’, oyuncular ile sahne üzerinde yapılan çalışmalara da ‘uygulamalı dramaturgi’ denilir.

Oyun Sanatı Uzmanı: Oyun sanatını ve uygulayımını bilen kimse. XVIII. yüzyılda,Alman yazar ve kuramcı Gotthold Ephraim Lessing’in, Yunanca kökten yararlanıp ortaya attığı bu terim, başlangıçta oyun yazarı ve yöneticisi için kullanılmıştır. Bugünkü anlamı ile tiyatronun bilim ve sanat danışmanı. Oyun Sanatı Uzmanı’nın görevleri çeşitlidir: 1- Çalıştığı tiyatro için, seyirciyi, tiyatronun teknik olanaklarını ve sanatçı kadrosunu dikkate alıp oyun seçmek ve önermek; 2- Gönderilen yapıtlar üzerinde, gerektiğinde yazar ile çalışma yapmak; 3- Yeni oyun yazarları bulmak; 4- Dünya tiyatrosundaki gelişmeleri izleyerek çalıştığı tiyatroya yol göstermek; 5- Gerektiğinde bazı konularda yönetmene malzeme sağlamak, ön çalışmalar yaparak gerekli bilgi ve belgeleri sağlamak; 6- Seyirciler için yayımlanan tiyatro dergisini yada oyun izlencesini bastırmak; 7- Tiyatro belgeliğini ve kitaplığını kurmak, yönetmek, tiyatro için gerekli bulduğu kitapların satın alınmasını önermek; 8- Çalıştığı tiyatronun olanakları varsa tiyatroya ya da sanata ilişkin çeşitli sanat etkinlikleri düzenlemek.

Öfkeli Genç Kuşak: İngiltere’de 1950’lerin ortalarında tiyatroyu biçemsel ve içeriksel olarak etkilemiş oyun yazarları için kullanılan, Leslie Paul’ün Öfkeli Genç Adam adlı özyaşamsal romanın başlığından türetilmiş kavram. İngiltere’de savaş sonrası toplumsal gelişmeler karşısında hoşnut olmayan bu “öfkeli” genç oyun yazarları, tiyatroda bakış açısı değişikliği istemişler; toplumsal yaşamı işçi, emekçi ve küçük burjuva kesimlerin, “küçük insan”ın bakış açısından eleştiriye bağımlı kılmışlar; ancak somut çözüm getirememişler, toplumsal çelişmeleri göreneksel natüralist tarzda yansıtmakla kalmışlardır. Öfkeli Genç Kuşak, İngiltere’de serbest tiyatroların gelişmesine öncülük etmiştir. Öfkeli Genç Kuşak’ın oyun yazarları arasında John Osborne, Arnold Wesker, John Arden, S. Delaney; tiyatroları arasında da Royal Court Theatre, Theatre Workshop sayılabilir.

Panayır Tiyatrosu: Panayırlarda, açık havada, genellikle açık saçık güldürüler oynayan tiyatro.

Pandomim: Sözsüz oyun.

Pandomima: Tanzimat ve II. Meşrutiyet dönemlerindeki tiyatroların çoğunda izlenen, oyunlar arasına sıkıştırılmış sözsüz oyun

Parçalı Komedya: Bölümcükleri ya da bölümleri birbirine bağlı olmayan, Fransa’da ortaya çıkan ve tutulan komedya biçimi.

Poetika: Aristotales’in İÖ 363-360 yılları arasında yazdığı, şiir, dram sanatı ve epik konularını içeren ve dramatik yapıtın kurallarını öneren yapıtı. Bu kitabın komedya üzerine olan bölümü ele geçmemiştir.

Pıscator Tiyatrosu: Piscator’un tiyatro eylemini, kendi siyasal estetik programına göre gerçekleştirdiği tiyatro etkinliklerini dile getiren kavram. Piscator, drama ve tiyatro biçiminde devrim yaparak, bilim ve tekniğe upuygun bir sahne estetiği yaratmaya çalışmıştır. Tiyatro ve sahne yapısı olarak çok katlı sahne, kesit-küre sahne ve yürüyen kayışlı sahne tekniklerini uygulamış olan Piscator, göreneksel dramayı ham malzeme olarak almış, siyasal dramaturjik bakış açısından yeniden düzenlemiş; bunun için de iki yola başvurmuştur. 1- Sahnesel malzemenin “epikleştirilmesi”, 2- kendi içinde kapalı dramatik eylemin revü tarzında “tek tek numaralar” halinde çözüntüye uğratılması. Piscator, tarihsel-belgesel tiyatroyu oluşturabilmek için film ve film projeksiyonu ile fotoğraf malzemesinden de yararlanmıştır. Piscator Tiyatrosu’nda üretim, sahneleme, sahne müziği, sahne tekniği ve oyuncu topluluğu arasındaki topluca sahneleme sürecine dayanır.

Politik Tiyatro: Ünlü Alman yönetmen Ervin Piscator’un göstermeci nitelikteki kendi anlayışını içeren ‘Epik Tiyatro’ya verdiği ad. Siyasal gelişimleri konu edinerek insanların daha iyi yaşamalarını savunan, seyircinin duygusundan çok usuna yönelen tiyatro anlayışı. Bu anlayıştaki tiyatroda sinema filmi, diya, hareketli sahne zemini, yürüyen şerit gibi biçimsel özellikler yer alır.

Proleter Devrimci Tiyatro: Sınıf savaşımını, tiyatro eyleminin odağına yerleştiren siyasal tiyatro. 1917 Ekim Devrimi bağlamında, devrimci işçi hareketine bağlı olarak yer almış olan Proleter Devrimci Tiyatro hareketi, başlıcalıkla şu ana biçimler içinde görülmüştür: 1- Rusya’da yeni bir işçi sınıfı kültürü yaratmaya yönelik proletkult hareketine bağlı tiyatro etkinlikleri, topluca tiyatro deneyimine dayanan kitle tiyatrosu gösterileri; 2- Rusya ile Almanya’da çok geniş çapta yer alan uyarma ve propaganda tiyatrosu etkinlikleri; 3- Rusya’da “tiyatro devrimi” etkinlikleri; 4- Almanya’da politika tiyatrosu etkinlikleri.

Radyo Oyunu: Radyoda seslendirmek üzere yazılmış, kulağa yönelik işitsel özel teknik gerektiren oyun.

Reinhardt Tiyatrosu: Reinhardt’ın doğrudan sanatsal ve mali yönetimini üstlendiği tiyatro etkinliklerini belirten kavram. Aynı zamanda tiyatro örgütçüsü ve girişimcisi olan Reinhardt, tiyatro etkinlikleri arasında sahne yapısı ve sahneleme olarak birçok yeniliklere önayak olmuştur. Reinhardt Tiyatroları şöyle gösterilebilir: Schall und Rauch Kabare Tiyatrosu (1902, Berlin), Neues Theater (1903, Berlin), Deutsches Theater (1905, Berlin), Volksbühne (1915- 18, Berlin), Grossen Schauspielhaus (1919, Berlin), Reinhardt’ın bu dönemde Berlin’de etkili olduğu 11 tiyatro vardır. Viyana’da: Theater in der Josefstadt (1923), Schönbrunner Schlosstheater (1928).

Romantik Tiyatro: 1790’lardan 1840’lara kadar Avrupa’da geç Aydınlanma döneminin akılcılığına karşı ortaya çıkmış romantik sanat ve düşünce akımının tiyatrosu. Romantik Tiyatro, başlıcalıkla Almanya’da ve Fransa’da drama kuramı ve dramatik yazın olarak öne çıkmıştır. Almanya’da F. Schlegel, A. W. Schlegel ve Schelling romantik anlayışı öne sürmüşler, Shakespeare’e büyük önem verirken, klasik Fransız tiyatrosunun yer ve zaman birliği kuralını ve katı ölçülerini eleştirmişlerdir. Fransa’da da Romantik Tiyatro anlayışı, üç birlik kuralına karşı olduğu kadar, koşuklu dramaya da karşı çıkarak, dramatik türlerin karışımını istemiş; V. Hugo, Fransız Romantik Tiyatrosu’nun ilkelerini ortaya koyarak, “grotesk olan ile yüce olanı, korkunç olan ile kaba güldürüyü, trajik olan ile komik olanı birbiriyle kaynaştıran edebiyatın çağdaş edebiyat” olduğunu öne sürmüş; komik ve grotesk bedende trajik ve yüce ruhun birleştirilişiyle klasik tragedya-komedya ayrımının aşılacağını göstermiştir. Romantik sanat, gerçekliğin yoğunlaştırılmış bir yansımasıydı; bu nedenle de Romantik dramaturji, gündelik kişi ve olaylarla değil, alışılagelmedik kahramanlarla ve işlerle, insanoğlunun yazgısını temsil eden kişilerle, yazarın düşüncesini dile getiren kişilerle ilgiliydi. Romantik Tiyatro, bu doğrultuda yeni bir ritmik biçimlendirmeye, lirik karakter çizimine yer veriyordu. Romantik Tiyatro, romantik drama kuramının estetik ilkeleri düzeyinde üretime tanık olamamış; daha çok okuma oyunlarına yol açmıştır. Bu arada, Tieck, romantik tersinlemeye dayanan romantik komedyanın örneklerini vermiş; romantik güldürü, yanılsamayı yıkıcı epik drama öğeleriyle öne çıkmıştır. Büchner’de, romantik biçimsel öğelerin parodisel olarak çözüntüye uğrayarak, toplumsal eleştirel taşlama biçimine dönüştüğü görülür. Fransa’da da Romantik Tiyatro uygulayımı kendi kuramsal ilkelerine karşılık verecek düzeyde gerçekleşmemiş; ancak sahne dekorunda ilerlemeler, başarılı oyunculuk ve melodrama kayma özellikleriyle öne çıkmıştır. Fransa’da Romantik Tiyatro’nun başlıca temsilcileri Hugo yanısıra, P. Merimee ile A. de Vigny’dir. Romantik Tiyatro ürünleri daha çok bale ve opera içinde değerlendirilmiş; romantik drama daha çok edebiyat tarihi açısından önem taşımıştır.

Rönesans Tiyatrosu: Rönesans döneminin tiyatrosu; ortaçağdan sonra tiyatroda yenileşmeyi gösteren tiyatro dönemi. Rönesans Tiyatrosu’nun başlıca özellikleri şunlardır: 1- dünyevi, gerçekçi bir tiyatronun yer alması; 2- hümanist düşünce doğrultusunda antik tiyatro ve kültürün yeniden bulgulanması; 3- saray tiyatrosuna bağlı olarak tiyatrosal özelliklerin gelişme göstermesi; 4- komedya ve tragedya yanısıra, pastoral oyun, melodram ve tragikomedya gibi yeni türlerin ortaya çıkması. Rönesans Tiyatrosu, toplumsal deneyim olarak tiyatronun yeniden bulgulanması olarak önem taşır.

Retorik: 1- Etkili, esprili ve güzel konuşma. 2- Aristoteles’in oyuncular için yazmış olduğu, güzel ve etkili konuşmanın önemini belirttiği yapıtı.

Ritüel: Dinsel tören, kutlama. Tiyatronun kaynağında ritüeller vardır. Bolluk törenleri, ölüp dirilme törenleri, üreme törenleri, söylenen ezgiler, danslar ve oynanan oyunlar, homo ludens’i ortaya çıkarmıştır. Antik tiyatronun başlangıcı da ritüellerden var olmuştur. Bağ ve şarap tanrısı Diyonizos adına yapılan bahar kutlamaları giderek tiyatro gösterilerine dönüşmüştür.

Saçma Tiyatrosu: 1950’lerde başlıcalıkla Fransa’da yaygınlık kazanmış bir avangart tiyatro akımı ve anlayışı. Göreneksel burjuva dünyasının alışılageldik beylik değerlerine dayalı yaşam tarzını mutlak olumsuzlayıcı bir tepki olarak ortaya çıkmış olan Saçma Tiyatrosu, toplumsal yabancılaşmayı bir insanlık durumu olarak alarak, bu ikisini özdeşleştirir. Saçma Tiyatrosu, 2. Dünya Savaşı’nın yol açtığı tinsel bunalımdan kaynaklanan kötümser, bilinemezci ve hiçlikçi bir dünya görüşü doğrultusunda, insanın varoluşunu ve yaşamını mantıkdışı, saçma ve anlamsız olarak ortaya koymaya, insanlar arasında iletişimin olanaksızlığını göstermeye çalışmıştır. Saçma Tiyatrosu, bu düşünce yapısına bağlı olarak, göreneksel dramatik biçimleri ve anlamlı diyalog düzenini yıkmış; tarihsellik ve psikolojik dışı gelişim; eylem ve çatışmaya bağlı olmayan bir oyun yapısı kurmuş; paradoksal, mantığa aykırı bir diyalog düzenini oyun dili haline getirmiştir. Saçma Tiyatrosu’nun estetik kökenleri, soytarı edebiyatına, groteske, bilinçaltı akımına, kara gülmeceye, sözsüz oyuna olduğu kadar; dadacı tiyatro, gerçeküstücü tiyatro, vahşet tiyatrosu ve varoluşçu tiyatro gibi tiyatro deneyleri ile Jarry, Apollinaire, Artaud ve Kafka gibi yazarların düşünce ve uygulamalarına uzanır. Camus’nün insan varoluşunun saçmalığı görüşü üzerine kendini temellendiren Saçma Tiyatrosu, varoluşçu tiyatro gibi, “insan varoluşunun saçmalığını tartışmaya girmez, somut bir veri olarak, yeni elle tutulur sahneler içinde ortaya koyar”. Başta Beckett, Ionesco, Adamov ve Arrabal olmak üzere, Saçma Tiyatrosu bağlamında şu gibi adlar yer alır: Pinter, Albee, Kopit, Hildesheimer, Tardieu, vb.

Saray Tiyatrosu: Feodal çağın sonuyla mutlakçılık döneminin başı arasında Batı’da prenslik saraylarında yer almaya başlayan tiyatro etkinlikleri. Saray Tiyatrosu, saraylarda meslekten topluluklarca gerçekleştirilen düzenli tiyatro gösterilerini olduğu kadar, saraya bağlı kişilerce düzenlenen saray oyunlarını da içine alır. Bu anlamda, Avrupa Sarayları, oyuncu topluluklarını destekleyişleriyle meslekten oyuncu tiyatrosunun yaygınlık kazanmasına da yol açmışlardır. Mask oyunları, anti-mask oyunları, komik bale, pantomim bale, bu gibi tiyatro türleri, İngiliz ve Fransız Sarayları’na özgü tiyatro etkinlikleri olmuş; opera ise, İtalyan Saraylarında ortaya çıkmıştır. Moliere, 14.Louis’in Saray Tiyatrosu’nu gerçekleştirirken, Goethe de Weimar Saray Tiyatrosu’nu gerçekleştirmişlerdir. Saray Tiyatrosu, soyluluğun yazgısı doğrultusunda, 18. yüzyılın sonlarından sonra kalkarak yerini devlet, kent ve eyalet tiyatrolarına bırakmıştır.

Serbest Tiyatro: 1960’lardan sonra yerleşik, ticari tiyatro kültürüne karşı ortaya çıkmış bir sanat ve eylem tiyatrosu hareketi. Fringe, siyasal halk tiyatrosu, öğrenci tiyatrosu, amatör tiyatro ve sokak tiyatrosu biçimleri içinde kendini ortaya koyan Serbest Tiyatro, toplumsal, kültürel yozlaşmaya karşı, eleştirel bir sanatsal eylem doğrultusunda, yeni bir tiyatro anlayışını gerçekleştirmeye; tiyatronun bugünkü içeriğini, estetik biçimini, toplumsal anlamını ve kurumsal yapısını değiştirmeye çalışan tiyatro etkinlikleridir. Serbest Tiyatro kuruluşları, devlet ve yerel yönetim tiyatrolarının olduğu kadar, özel ve ticari tiyatroların da kurulu hiyerarşik örgütsel yapısı dışında, modern tiyatro eyleminin gereklerini yerine getirmeyi amaçlar. Serbest tiyatrolar, yalnızca göreneksel tiyatro yapıları dışında, açık doğada, sokakta, cafe’lerde, fabrika ve garajlarda, vb. etkinliklerini sunmakla kalmamakta, ama genelde tiyatronun yapısını değişime uğratacak kökten girişim ve deneylere başvurmaktadırlar. Örneğin, Peter Brook ve E. Barba gibi tiyatro adamları, Afrika’da ve Amazonlar’da “tiyatro safarileri” düzenlemekte; kültürlerarası etkileşimi içinde tiyatro süreçlerini ele almaktadırlar. A. Artaud ve J. Grotowski’nin görüşleri doğrultusunda ilkelerini gerçekleştirmeye çalışan Serbest Tiyatro etkinlikleri arasında başlıcalıkla şu adlar sayılabilir: Off-Off- Brodway (R. Schechner ve Performance Group, J. Chaikin ve Open Theatre, Living Theatre, La Mama, Bread and Puppet Theatre), soytarı tiyatrosu hareketi, İngiltere’de Pip Simmons Group, Almanya’da Rote Rübe ve Berliner Theatermanufaktur. Öte yandan, happening, performance art, eylem sanatı vb. gibi göreneksel tiyatro dışı etkinlikleri de Serbest Tiyatro içinde yer alır. 1960’lardan sonraki öğrenci hareketleriyle başlayan amatör gençlik ve öğrenci tiyatroları ile sokak tiyatroları da yine Serbest Tiyatro bağlamındaki tiyatro etkinlikleridir.

Siyahi Tiyatro: Afro- Amerikan tiyatrosu. ABD’deki siyahi azınlığın tiyatrosu olarak ilk Siyahi Tiyatro topluluğu New York’ta 1821’de kurulmuştur. Siyahi Tiyatro, 1920’lere kadar müzikli komedya ve vodvil tiyatrosu biçiminde yer almış; daha sonra, Federal Tiyatro Projesi çevresinde, ırk ayrımına karşı tiyatro kimliğini kazanmıştır; 1950-60 yıllarında yeni bir siyahi oyun yazarı kuşağı yetişmiş; siyahi hareketin gelişmesine koşut köktenci biçimler almıştır. Son dönemde kendine özgü yeni bir estetik yaratma çabası içinde olan Siyahi Tiyatro, siyahların savaşım ve deneyimlerinden yola çıkan, etnik kültüre dayalı, sözel ve müziksel gelenekten yararlanan, dinsel törensilikleri işleyen, siyahi müziğin çok sesli yapısını kullanan, blues ve cazın ezgisel ritmik yapısını işleyen bir tiyatro yapmakta; kesikli kısa sahnelerden oluşan yeni bir sahne tekniği geliştirmeye; bu arada, tragifantezilerden olduğu kadar, burlesklerden de yararlanarak, zengin bir anlatım, yeni bir kimlik ve ideoloji arayışı içinde, “yeni Afrikalı” tiyatroyu gerçekleştirmeye çalışmaktadır.

Sokak Oyuncular: Sokaklarda çeşitli beceri gösterilerinde bulunan, skeçler oynayan, müzik aletleri çalan, buna karşılık seyredenlerden para toplayan küçük topluluk.

Sokak Tiyatrosu: Geleneksel tiyatro yapıları dışında, açık havada, herhangi bir yerde, sokakta, parkta,alanda ve benzeri yerlerde oyunlar oynayan tiyatro. Tümden siyasal amaçlı olanların bazıları çok sivri olduklarından bunlara “Gerilla Tiyatrosu” adı verilmiştir. Sokak tiyatroları özellikle, genç tiyatrocular tarafından gerçekleştirilen, kısa yoldan iletide bulunan ve gösteri süreleri onbeş dakikayı geçmeyen oyunları içeren topluluklardır.

Stanislavski Sistemi: Stanislavski tarafından sistemleştirilmiş özdeşleyime dayalı oyunculuk yöntemi. Psikolojik gerçekçi oyunculuk sanatının başkuramcısı olan Stanislavski, özdeşleşmeyi oyunculuğun temeline koymuş; oyuncudan her şeyden önce gerçeği istemiştir. Stanislavski’nin psikoteknik yöntemi, “üretici özdeşleyim” kuramı, oyuncunun rolünü rastlantısal esinlenmeye bırakmayarak, önçalışma sırasında çağrışımlanan birçok esinin saptanarak, yaratma anında “duygulanımsal anımsama” yoluyla yinelendirilmesine dayanır. Stanislavski’nin yöntemsel ilkeleri, “duygulamsıl bellek” yoluyla duyumların yeniden üretilmesi, yaratıcı düşlemgücü ve eksiksiz dış dünya bilgisidir. Stanislavski, oyuncunun tasarım ve eylem gücünü harekete geçirmek için düşgücü ve yoğunlaşma temrinleri geliştirmiştir; buna göre oyuncu kendisine şunları söylemelidir: “Benim için önemli olan olaylar değil, benim ne yapacağımdır, sahnede çevremde olup bitenler gerçek olsaydı eğer, benim onlar karşısında ne gibi bir tavır alacağımdır”. Stanislavski, “yaratıcı düşlem gücü” sistemini, “duyguların mantığı”nı, daha sonra “eylem mantığı”, “psişik eylem” kavramıyla gelişmiştir. Stanislavski’nin tüm dünyada oyunculuk eğitimini ve oyunculuk anlayışını derinden etkilemiş olan sistemi, çağımızda başlıcalıkla ABD’li oyunculuk yöntemi Lee Strasberg tarafından geliştirilmiştir

Sürgün Tiyatrosu: Naziler’in iktidara gelmesiyle birlikte yabancı ülkelere sığınan ve sürgün giden Alman tiyatro sanatçıları ve yazarlarınca sürdürülen tiyatro etkinlikleri. 1933’ten sonra, Alman dilinde yaklaşık 4000 tiyatro adamı , yurtdışında yaşamak zorunda kalmış; sürgün döneminde 500 kadar yazar Almanca olarak 900 kadar oyun üretmiştir. Sürgün Tiyatrosu çeşitli evrelerden geçmiş; konuk sanatçılık, gezici tiyatro, yerleşik tiyatro, vb. gibi özellikler göstermiş; yabancı izleyici için tekinliklerde bulunurken, sürgündeki kendi göçmen kolonisi için de kültür gereksinimlerini karşılayacak etkinliklerde bulunmuştur. Volga Cumhuriyeti’nden ulusal-toplumcu tiyatro olarak “Engels Projekt”, Zürich’e Schauspielhaus etkinlikleri, İngiltere’de Freier Deutscher Kulturbund, New York ve Los Angeles’taki etkinlikler, Meksika’da Heinrich Heine Klub, Arjantin’de Frei Deutsche Bühne, vb. Sürgün Tiyatrosu’nun çeşitli örnekleridir. Sürgün Tiyatrosu bağlamında, başlıcalıkla Reinhardt, Piscator, Brecht, Zuckmayer, Thomas ve Heinrich Mann, K. Weill, F. Kortner, F. Bruckner gibi tiyatro adamlarının etkinlikleri önem taşır. Sürgün Tiyatrosu, tiyatrocuların her zorluğa karşın mesleklerini sürdürmeleri için bir ortam oluşturmuş; faşizme karşı güçlerin biraraya gelmesine yol açmış; tiyatronun çağın ve toplumun eleştirisini yapma özelliğini sürdürmesini sağlamıştır.

Tiyatro: 1- Geniş anlamı içinde, dram sanatının yönetmen, oyuncu, tasarım sanatçıları, uygulamacılar, uzmanlar ve seyircinin etkileşimi ile ortaklaşa üretilmesi. 2- Dramatik gösterilerin tümü. 3- Betik dışında kalan tiyatroluk öğelerin tümü. 4- Oyun oynama eylemi. 5- Oyunların oynandığı yapı, alan yada yer. 6- Etkinliğine ilişkin olarak tiyatroluk gereçler yada yöntemler.

Tiyatro Atölyesi: Oyunculuk ve tiyatro eğitimi için özel kuruluşlar. Tiyatro Atölyeleri, oyunculuk ve tiyatro öğrenimi ve eğitimi görmemiş kişilere açık olduğu kadar, eğitimli, meslekten oyunculara da açık özgür çalışma ortamıdır. Tiyatro kursu, tiyatro stüdyosu, vb. olarak da anılan Tiyatro Atölyeleri, belli bir yöntemsel eğitim kurumu niteliği kazanabildikleri gibi, deneme tiyatrosu niteliği de kazanmaktadır.

Tiyatro Bilimi: Gösterim olgusunu ve sanatını tarihsel gelişimi içinde, kuramları ve deneysel öğeleriyle incelemeye, araştırmaya ve yorumlamaya yönelen bilim dalı.

Toplumcu Gerçekçilik: Gerçekçi akımın bu evresi içinde, bir bütün olarak toplumcu sanatı ve tiyatroyu kapsar; sanatçı ya da yazar, emekçi sınıfın ve toplumcu düzenin amaçlarıyla temelde anlaşmıştır. Eleştirel gerçekçilik toplumculuğu benimserken, bu anlayışta olanlar toplumculuğu kurma savaşımı içindedir. Ancak ilk başlarda, Sovyet Rusya’da, bu akımın yazarları rejimin propagandasını yapmışlar ve bu anlayışın dünya görüşünü zayıflatmışlardır. Doğal olarak, günümüze, bu görüşün yalnızca evrensel yapıtları kalmıştır.

Tiyatro Devrimi: 1920-21’de Rusya’da Halk Eğitim Komiserliği Tiyatro Bölümü Yöneticisi V.E. Meyerhold tarafından tiyatronun Ekim Devrimi doğrultusunda dönüşüme uğratılacağının ilan edilmesi. Tiyatro Devrimi’ni doğuran başlıca düşünceler şunlardır: 1- Bütün ülkede yürürlüğe girecek bir tiyatro sisteminin kurulması, 2- Tiyatro programının siyasallaştırılması; 3- Yeni ideoloji biçimlerini işleyecek ve yaygınlaştıracak eğitim kurumlarının kurulması, 4- Komünizm düşüncelerine düşmanca bir toplumsal düzenin propagandasını yapan profesyonel burjuva tiyatrosuna karşı savaş. Tiyatro Devrimi, aynı zamanda, Rusya tiyatrosunun kurulmasının ilk aşaması olarak yer alan tiyatroda devrim hareketidir de. Bu anlamda, Stanislavski’nin oyunculuk yasalarını sistemleştirmesi kadar, Moskova Sanat Tiyatrosu’na bağlı deneme stüdyolarının açması; Tayrov tarafından tiyatronun natüralizmden ve yazarın egemenliğinden kurtarılarak yönetmenin egemenliğinde tiyatrosallaştırılması; Meyerhold tarafından bütün bütüne Devrim’in hizmetine koşulduğu kadar, devrimci tiyatro ve sahneleme tekniklerinin de yaratılması, Oklopkov tarafından kitlesel tiyatronun uygulanması, Vaktangov tarafından “dördüncü duvar”ın kaldırılması, bütün bunlar, tiyatroda devrimler yaratarak çağdaş yönetmen tiyatrosunun kurulmasına ve çağdaş yeniliklerin tiyatroya getirilmesine yol açmıştır. Öte yandan, Mayakovski, Erdmann, Tretyakov gibi yazarların yaratımlarıyla bütünleşen Tiyatro Devrimi, simgeci, fantastik, grotesk, fütürist, kübo-fütürist, konstrüktivist tekniklerin uyarma ve propaganda tiyatrosu teknikleriyle birleştirilerek yeni devrimci anlatım, yöntem ve uygulamaların yaratılmasına neden olmuştur. Öte yandan, yine Tiyatro Devrimi bağlamın işçi-kültür tiyatroları ile uyarma ve propaganda tiyatrosu hareketleri yanısıra, devrimci kitle oyunları ile yurt çapına yayılmış çok geniş amatör tiyatro hareketleri de yer almıştır. Tiyatro devrimi, toplumcu tiyatro kültürü oluşturmaya, tiyatroyu gerek siyasal, gerek estetik yönden devrimci kılmaya yönelik bir hareket olmuş; ancak, 1930’dan sonra dogmatik bir sanat politikasının uygulanması sonunda, bu yenilikçi devrimsel etkinlikler, “biçimcilik”le suçlanarak sona ermiştir.

Tiyatro Eleştirisi: Yazınsal etkinlik olarak tiyatro yapıtlarını değerlendirilmesi. 19. yüzyılda gazeteciliğin yaygınlaşması ve eleştiri gücü kazanmasıyla gelişme gösteren Tiyatro Eleştirisi, gündelik gazeteler ve sanat dergilerinde bir oyunun gösterimi üstüne tümünde değerlendirici, yorumlayıcı bilgileri içerir; yazar, dramaturji, sahneleme, oyunculuk, sahne tekniği olarak oyunun tümünü eleştiri konusu edinerek, okuyucuyu bilgilendirir. Tiyatro Eleştirisi, gazetelerde gazetecilik boyutlarında kalırken, dergilerde daha geniş boyutlu olabilmektedir. Tiyatro Eleştirisi, edebi eleştiri kapsamına girdiğinden edebiyat eleştirisi yöntemlerini, edebiyat estetiği metodolojisini izlemek durumundadır. Eleştiri değerlendirme olduğundan, Tiyatro Eleştirisi de eleştirmenin siyasal-sanatsal dünya görüşüyle bağlanımlıdır; bu nedenle de Tiyatro Eleştirisi’nin ölçütleri hep tartışmaya açıktır. Tiyatro Eleştirisi günlük yayın boyutlarını aştığı, kuramsal çözümleme boyutlarına ulaştığı zaman, tiyatro estetiği düzeyine yükselir. Tiyatro Eleştirisi, bilgilendirici, bilinçlendirici, aydınlatıcı, uyarıcı, eğitici, yol gösterici, kısacası, yapıcı olma durumundadır; sığ ve yıkıcı Tiyatro Eleştirisi, kolayından yargı ve değerlendirmeler, sözkonusu tiyatro yapıtı ile okuyucu arasında doğru iletişim kurulmasına engel olur. Öte yandan, ticari tiyatro sisteminin geçerli olduğu toplumlarda, tiyatro eleştirmenlerinin değerlendirmeleri, tiyatroların ticari başarısı üstünde önemli bir rol oynar.
Vahşet Tiyatrosu: Antonin Artaur’nun Tiyatro Manifestosu’nun ana kavramı. Yaşadığı çağın kentsoylu tiyatrosunu reddeden, bunun yerine ****fizik ve büyüsel tiyatroyu öneren Artaud, tiyatro kaynağındaki ritüellere yönelmiş ve Batı tiyatrosunun hareket kodlarına işaret eden “sözcükler yerine göstergelerden oluşan yeni bir beden dili”ni öne sürmüştür. Onun anlayışındaki tiyatroda, yönetmen, “biricik ve tek yaratıcı”dır. Oyuncu, sahnede, dans, mimik, davranış gibi sözel olmayan tüm anlatım biçimlerini kullanmalı ve bunu ışıklama, plastik anlayıştaki dekor ve oylum duygusu eklenmelidir. Artaud’nun tiyatroya getirdiği bu öneriler, çağdaş tiyatroda etkisini göstermiş, ancak ortaya sürdüğü kavramların bir bölümü uygulama açısından uygun olmamıştır. Artaud’nun oyuncuyu adeta trans durumuna getirebilecek “kara güçlerden arınma” kuramı, tiyatro oyunculuk sanatı açısından yanlış bulunmuştur

Varouşçu Tiyatro: İnsanı evrenin merkezine koyan, idealist dünya görüşüyle dışa ve kendine olan yabancılığını, yalnızlığını vurgularken bireyin davranışlarıyla var olduğunu, karar zorunluluğu ve sorumluluğuyla kendini gerçekleştirdiğini savunan anlayışın tiyatrosu.

Yabancılaştırma Etmeni: Brecht’in Epik Tiyatrosu’nun estetik temellerinden biri. Seyirci ile sahne arasına bir estetik uzaklık koyarak seyircinin oyun kişileriyle özdeşleşmesini engellemek ve ussal yoldan bir yargıya varmasını sağlamak düşüncesiyle geliştirilmiştir. Bunun için oyunculukta, müzikte, sahne tasarımında estetik uzaklığı sağlayacak çeşitli yabancılaştırma etmenleri kullanılmıştır.

Yatra: Hindistan’da dinsel bayramlarda oynan ezgili, danslı halk oyunu.

Yeni Komedya: Antik Yunan komedyasının aşağı yukarı İÖ 330 tarihlerinde ortaya çıkan incelmiş biçimi. Bu komedyada eski komedyanın karikatür tipleri ve mitologya kişileri yok oldu, bunların yerini, o dönemde yaşayan insanlar, onların güncel sorunları ve giysileri aldı. Yeni komedyanın bugüne kalan en önemli yazarı Efesli Menandros’tur.

Yer altı Tiyatrosu: Altmışlı yıllarda ABD’de ve özellikle de New York’ta “Off-Off- Brodway” tiyatroları arasında, var olan düzene, kentsoylu ahlakına ve halkın benimsediği siyasal anlayışa karşı saldırgan, hatta değer tanımaz bir tavır içinde olan ‘anarşist’ tiyatro. Kentsoyluyu şoka uğratmak için en uç politik sloganları ve en yakası açık cinselliği kullanmıştır.Ayrıca dinsel inançları rencide edecek sahnelerde seyredeni kışkırtıcı bir hareket içine girmiştir. Adının ‘Yer altı Tiyatrosu’ olmasının nedeni, yasa dışı bir tiyatro hareketi sayılmasındandır.

Yerel Oyun: Belli bir yerin özelliklerini gösteren konuları, kişileri, töreleri işleyerek yazılmış gerçekçi oyun. Bu çeşit oyunlarda söz konusu yörenin şivesi ve ağzı kullanılır.


İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: