TOLSTOY’DAN N.FAZIL’A VARLIK

1 03 2007

“Ne için yaşıyorum, ne için arzuluyorum, ne için çalışıyorum?” ya da daha başka şöyle dile getirilebilir bu soru: “Hayatımda benim kaçınılmaz olankendi ölümümle yok olmayacak bir anlam var mıdır? Ne için olduğunu bilmeden bir şey yapamam, yaşayamam ben… Bu sıralarda beni meşgul eden iktisat düşüncelerinin ortasında birden şimşekler çaktı kafamda: “Güzel Samara eyaletinde altı bin dönüm arsan olacak, üç yüz altının; peki sonra? İnsan cevap bulamazsa yaşayamaz. “1

Varlığının gayesi konusundaki arayışlarını, “İtiraflarım” adlı eserinde bu şekilde dile getiriyordu Tolstoy.

Rus yazar adeta “Bilmecesine yol arayan” mistik şairin çile yoluna düşmüş var oluşun gayesini arıyordu. Doğulu olsun Batılı olsun, mütefekkirlerin kaderidir varlığın ve kendi varlığının gayesini sorgulamak. Tolstoy yazarlığını sürdürdüğü Samara’daki evinde düşünüyor, düşünüyor, düşünüyordu. Zengin olacağım diyordu; peki ya sonra! Ah gayesizlik! Hedefi bulamamış ve inancı oturmamış büyük beyinlerin kaderi hep fikir çilesi olmadı mı?! Ben neyim, niçin varım ve ne olacağım? İşte bu sorular, mütefekkirin tırnaklarıyla kazıp aşmaya çalıştığı, bağrında granitten kayaların barındığı dev bir dağdır.

Necip Fazıl, pozitivist düşüncenin kara bulutlarla ufkumuzu kapladığı bir dönemde ıssız kaldırımlarda kudsi hakikat düşüncesi arayışıyla sabah ışıklarına dost bir insan. Dünyanın cazibedar güzellikleri Tolstoy gibi onu da hakikati arayıştan alıkoyamaz ve mistik şair kendini sorgular:

“İş Bankası’nda müfettiştim, oturuyordum odamda, büyük bir konfor içindeyim öyle sırmalı elbiseli hademeler…. Bir ayağa kalkışım var orda… Nedir bu mu gayem?”2

Arayışlar arayışlar… Ötelerin hakikati soluklanacağı ana kadar. Entelektüel beyin arayışlar yolunu düşe kalka, kan ter içinde adımlar. ‘Yol O’nun, varlık O’nun” hakikatine ermek için fikrin kaçak ve kurnaz yollarında çile soluklamak gerekmektedir.

”Ufuk bir tilkidir kaçak ve kurnaz
Yollar bir yumaktır uzun ve dolaşık
Her gece rüyamı yazan sihirbaz
Tutuyor önümde bir mavi ışık.”

Fikirleri, ölüm ve ölüm ötesi ilahi hakikatlere, vücudunun sebeb-i hikmetine ulaşamayan entelektüel için ne zor bir yoldur hayat. Tolstoy, teslis (üçleme) inancını reddettiği için Hıristiyanlıktan da uzaklaşmış, fikrin kavurucu çöllerinde ızdırap soluklamış ve bu beyin zarındaki sülük düşünce Çoğu defa onu intihar fikrine yöneltmiştir: ‘Fakat ben ormanda yolunu kaybetmiş, kaybolduğu için de telaşa düşmüş ve yeniden doğru yola çıkmak için elinden gelen bütün gayreti sarf eden biri gibiydim. Bu durumdaki bir insan, attığı her adımın kendini karışıklığın daha bir içine götürdüğünü bilmektedir Ama yine de çabalarını sürdürmeyi kesememektedir. Korkunç olan buydu işte. Kendimi bu korkudan kurtarmak için intihar etmek istedim.”3

Sadece Tolstoy mudur kutsi hakikatin arayıcısı?

Aslında Nietzche’den Andre Gide’ye kadar Batı ‘nın hakikati arayış yolunda beyin törpülemiş nice mütefekkiri vardır ki, onlar da bozulmuş bir dinin inandırıcı olmayan fikir sisteminden sıyrılınca hakikatler hakikatini, solmaz ve pörsümez rengi, ışığı aramış, ışığa kavuşamayınca da hayatları bir çıkmaz sokak olmuş ve bu çıkmaz sokakta sadece bunalımların çığlıkları duyulmuştur.

Necip Fazıl bu bunalımda, kendi ifadesiyle “kriz entelektüel”de, Tolstoy gibi intiharı düşünmediyse de ışığa erene kadar hafakanların girdabında ölüm terleri dökmüştür:

“Evet her şey bende bir gizli düğüm:
Ne ölüm terleri döktüm nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm
Yetişir çektiğim mesafelerden.”

Tolstoy kah inanarak, kah şüphelere düşerek yürüdüğü yolun sonunda bir anlamda hakikate erer. Bu hakikat onu bizim inanç perspektifimizde muvahhit çizgisine getirir. İnanca eren Tolstoy intihar düşüncesinden de kurtulmuştur: “Sebep diyordum kendi kendime, mekan ve zaman gibi bir düşünce kategorisi değil.Eğer beri varsam bunun bir sebebi var ve bütün sebeplerin sebebi var ve her şeyin sebebi Allah’tır(cc),Allah’ı arayarak yaşa.O’nsuz hayat olmaz.Eskisinden çok güçlü bir şekilde içimde ve çevremde her şey ışıdı ve bu ışık beni bir daha terk etmedi.”4

Sanatta gaye, güzellikte sonsuzu yakalamak ve her eserde sonsuzluğa ulaşmak olduğuna göre; sanatçının sonsuzluğun Yaratıcı’sına ulaşmadan ciddi eserler vermesi ve bu düşünceye ermeden huzurla yaşaması mümkün değildir. Sanatçı hakikatin, sonsuz hakikatin arayıcısı değil midir?

“Anladım işi.. sanat Allah’ı aramakmış
Marifet bu gerisi yalnız çelik çomakmış”

Gerçek sanatçı sonsuzun bestecisi
Gerçek sanatçı ötelerin müjdecisi…

T. Taner Kuşoğlu

Kaynaklar:
1) İtiraflarım-Tolstoy-1syf. 33-43
2) Türk Edebiyatı Dergisi N.F.Kısakürek sayısı


İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: