TÜRKÇENİN KAVRAMLAR DÜNYASI

6 03 2007

    TÜRKÇENİN KAVRAMLAR DÜNYASI

a) Eski Türkçe Dönemi ve Sonrası Dilimizin elde bulunan en eski yazılı ürünleri, VIII. yüzyıla ait Köktürk Yazıtları’dır. Bu anıtları, özellikle Tonyukuk yazıtını incelediğimizde Türkçenin daha o çağda bir yazı dili durumunda olduğu, bu ürünlerin sanatlı anlatımlarla işlendiği görülmektedir.16 Taşa yazıldıkları için kısa anlatıma yönelen, ama pek çok söz sanatına yer veren bu dil, somut ve soyut kavramlarıyla zenginliğini belli eder. Köktürk belgeleri askeri ve siyasal olayları, savaşları dile getirmeleri ve taşa yazılmış yazıtlar olmaları dolayısıyla kısıtlı bir sözvarlığına sahiptir. Ancak bu kısıtlı sözvarlığı bile Türkçenin o çağdaki zenginliğine ışık tutacak niteliktedir.17 Bu yazıtlarda insana ilişkin organ adlarının yanı sıra hayvan adları, renk 48 16) Bu yazıtlardaki dilin, Köktürk dönemiyle Uygur döneminin birlikte oluşturduğu Eski Türkçe evresinin, Türkçenin çok daha öncelere uzanan bir yazı dili olduğunu gösterdiği, aşağıdaki yazılarımızda genişçe ele alınmıştır. Türkçe araştırmalarında yeni yollar: TDAY-Belleten 1969, 45-55; Kavram alanı – kelime ailesi ilişkileri: TDAY-Belleten 1971, 253-262; Anlambi-limi ve Türk Anlambilimi, Ankara, 1970, s. 90 ve ötesi; Eşanlamlılık sorunu: Türkoloji Dergisi VI, I (1974), 1-14; Türk yazı dilinin yaşıyla ilgili yeni araştırmalar: TDAY-Belleten 1975-76, 133-141; Zur Frage der semantischen Kriterien: Altaica, Helsinki, 1977, 17-27; Bemer-kungen: Materialia Turcica III (1977), 33-37; Köktürkçenin sözvarlığı üzerine: TDAY- Belleten 1980-81, 17-21. 17) Köktürk yazıtlarında özel adlar dışında 800 kadar sözcük saptanmıştır; bunların % 67’si somut, % 33ü soyut kavramlardı. 49 adları ve birçok somut ad geçer. Örneğin Türkler için önemli ve değerli bir kavram olan “afla ilgili birçok sözcük vardır: Ak at, boz at, torug (doru) at, yegren at gibi.18 Aynı kaynaklarda Türklerin dört yönü ayrı ayrı adlandırdıklarını görüyoruz: İlgerü ‘doğu, doğuda, önde’, kurıgaru ‘batı, batıya, batıda’, birigerü ‘güneye, güneye doğru’, yıngaru ‘kuzey, kuzeye, kuzeyde’. Bunların yanında togsık ‘doğu’ anlamında kullanılırken öndün sözcüğü de ‘önde, doğuda, doğuya’ ve ‘doğu’ anlamına geliyordu. Kün batsık ise ‘batı’ anlamındaydı.19 Uygur metinlerinde bunlara ek olarak kidirti ‘batıda’, öndürti ‘doğuda’, öndüri ‘doğuda’ ve kündiri (gün’den türeme, ‘güneyde’) gibi sözlerle karşılaşılıyordu.20 Köktürk yazıtlarında soyut kavramları incelediğimizde, örneğin bugünkü yazı dilimizde Arapça kökenli rica sözcüğüyle anlatılan kavramın ötüg biçiminde karşımıza çıktığını görüyoruz (Bilge Kağan, doğu, 39); ‘arz’, ‘niyaz’, ‘dilek’ ve ‘dua’ anlamlarına da gelen bu sözcüğün yanında ötünmek eylemi de ‘arzetmek, niyaz etmek, rica etmek’ gibi anlamlarda yaşıyordu (Tonyukuk yazıtı, güney, 12 ve başka yerlerde). Daha sonra, Uygur metinlerinde ‘istek’ anlamında görülen tap sözcüğünün türevi toplamak ‘kabul etmek, uygun görmek’ anlamına, Kök-türkçede vardı (Bilge Kağan, doğu, 35). ‘Kandırmak’ demek olan armak ve ondan türeyen arturmak (aynı anlamda) yine soyut kavramlara örnektir (Kül Tigin, güney 6). Bugün sakınmak biçiminde yaşayan çok eski sözcük Köktürkçede ‘üzülmek’, Uygurcada ‘düşünmek, üzerinde durmak, planlamak’ anlamına geliyordu. Bunun yanı sıra, sakınç, sakışmak, sakışsız, sakmgı gibi türevlerine de rastlıyoruz (Değişik Uygur metinleri, bkz. Uyg. S.). 18) Yazıtlardaki hayvan ve renk adları için bkz. Doğan Aksan, Anlambilimi ve Türk Anlambili-mi, s. 87-89. 19) Sırasıyla Bilge Kağan, kuzey 2; Tonyukuk 1. kuzey, 5; Kül Tigin, güney, 2. 20) Değişik Uygur metinleri, bkz. Uyg. S. 50 Tonyukuk yazıtında21 ve yeni bulunan Taryat yazıtında geçen bulgak sözcüğü ‘bir ülkede çıkan karışıklık’ anlamındadır. Kökeni ise bugün de kullandığımız bulamak eyleminden başka bir şey değildir. Yine Köktürk metinlerinde bir ülke için de kullanılan ve ‘sarsılmış, karışıklığa uğramış’ anlamına gelen kam-şag sözcüğü de vardır.22 Aynı metinlerde ayguçı ‘danışman’, sözleşmek ‘birbirine danışmak, birbiriyle anlaşmak’, ögleşmek ‘akıl akıla vermek, düşünce birliği yapmak, anlaşmak’ gibi sözcüklerle de karşılaşıyoruz. Benim “ileri öğeler” olarak nitelediğim bu sözler, kökeni çoğunlukla somut eylemlere dayanan, soyut anlamlar kazanabilmeleri için genellikle uzun bir sürenin geçmesi gerekli bulunan, bu nedenle de bu dönem dilinin VIII. yüzyıldan çok daha öncelere götürülebileceğine tanıklık eden örneklerdendir.23 Uygur dönemi, Türkçenin değişik kavramların anlatımı için pek çok yeni sözcük türettiği bir türetme dönemidir. Örneğin dilimizin bu evresinde kör (mek) biçiminde yaşayan bugünkü gör- kökünden kurulmuş sözcüklerin zenginliği dikkati çeker.24 Bunlardan birkaçını sıralayalım: Körüm (görüm) ‘görünüş, bakım, fal, düş, görüş; körümçi (görümcü) ‘falcı, yorumcu’; kö-rünç (görünç) ‘görünüm’; körünçlük ‘sergi yeri, sergen’; kö-rünçlemek ‘sergilemek’; körünmek ‘görünmek, gözükmek’; körmez ‘görmez, kör’; körgürmek ‘göstermek’; körketmek, körkitmek ‘göstermek’; körkitdeçi ‘yol gösteren, kılavuz’; kork ‘görünüş, güzellik, güzel, özellik’; körkdeş ‘görünüşte, giyimde, güzellikte, boy boşta eş’; körkle ‘güzel’, körklüg ‘güzel’, körk-süz ‘çirkin’, körklemek ‘güzelleşmek’ gibi. Bugün görklü ve görkemli örneklerinde aynı sözcüklerin yaşadığını görüyoruz. 21) I. Taş, doğu, 5. Bu konuda geniş bilgi için bkz. D. Aksan, Köktürkçenin sözvarlığı üzerine: TDAY-Belleten 1980-81, 18. 22) Kül Tigin, kuzey, 3. satır. 23) Bu örnekler için bkz. Doğan Aksan, Eski Türk Dilinin Yaşı, 135. 24) Aşağıdaki türevler için bkz. Doğan Aksan, Türkçe araştırmalarında yeni yollar, 48. 51 Uygur metinlerinde ‘akıl’, ‘zekâ’, ‘idrâk’ anlamlarına gelen ve Türklerin akıl sözcüğünü Arapçadan almadan önce kullandıkları ög sözcüğüyle birlikte, ondan türeyen ögli ‘zeki, akıllı, düşünceli’, öglenmek ‘akıllanmak, kendine gelmek’, öglentür-mek ‘aklını başına getirmek’, ögsiremek ‘aklını, zekâsını yitirmek’, ögülüg ‘düşünülen’ gibi öğeler de yaygındı. Bunların dışında baş sözcüğünden türetilmiş basamak ‘yenmek, üstün gelmek’, başlag ‘başlangıç’, başladaçı ‘şef, amir, başkan’, baştın ‘ilki, önceki’ gibi sözcükler de vardı.25 Eski Türkçede soyut öğeler için ülüg ‘pay, bölüm, nasip, talih’, ıduk ‘kutsal’, tüz ‘doğru, adaletli’, emgek ‘eziyet, mihnet, ız-dırap’ (bugünkü emek) sözcüklerinin yanı sıra, aynı kavram alanına giren sözcüklerde de zenginlik görülmekte, bir tek ‘ölmek’ kavramı dört ayrı sözle (ölmek, uçmak, uçabarmak, kergek bolmak) anlatım bulmakta, eşanlamlı öğelerdeki bolluk da dikkati çekmektedir: tün ‘gece’ ve kiçe (bugünkü gece); yinçlce (bugünkü ince) ve yuyka ‘ince, dayanaksız’ (bugünkü yufka)… gibi. Öte yandan Eski Türkçede iş küç (bugünkü iş güç), agı barım ‘varlık, servet’, yok çıgany ‘yoksul’ gibi birçok ikileme ve bunların yanı sıra, benzetme ve aktarmayla oluşturulmuş zengin ve sanatlı bir anlatım dili göze çarpmaktadır. Türkçenin daha sonraki dönemlerinden de birkaç örnek vermekle yetinelim: XI. yüzyıl Karahanlı Türkçesinin güçlü dilbilgisi -aynı zamanda sözlük ve ansiklopedisi- Divanü Lûgat-it-Türk’ün sözvar-lığına bir göz atacak olursak bizi şaşırtan öğelerle karşılaşırız. Bir yanda, bugün pek az söz türeten biçimbirimlerle (eklerle) türetilmiş sözcükler görürüz: Bugünkü susamak eylemine benzeyen bagırsamak ‘canı ciğer istemek’ (III, 332), balıksamak ‘balık yemek istemek’ (III, 334), etsemek ‘canı et istemek’ (I, 25) Bu örnekler ve aşağıdaki ötekiler için 16. dipnottaki kaynaklara bkz. 52 275, 279) gibi öğeler vardır; eylem köklerinden türemiş inse-mek ‘inmek istemek’ (I, 278), euısemek ‘ivmek, acele etmek istemek’ (I, 277), okıtsamak ‘okutmak istemek, çağırtmak istemek’ (I, 302), emsemek ’emmek istemek’ (I, 278) gibi sözcüklere rastlanır. Bir yanda da sonraki dönemlerde yabancı öğelerle anlatım bulan güzel Türkçe sözcükler yaşamaktadır; ‘menfaat’ karşılığında çıkış (I, 368), çok eski bir söz olan ve bugün Farsça kaynaklı beddua ile karşıladığımız kargış (I, 274, 461),26 ‘sel’ anlamındaki akın (I, 15, 77…) gibi örnekler, bunlardan ancak birkaçıdır. Aynı dönemin önemli yapıtı Kutadgu Bilig’de de bu türden pek çok sözcük geçmektedir: Um- kökünden türetilme umdu ‘istek, dilek’ anlamında kullanılırken (2516, 2725…) umduçı dilenci’ ve ‘tamahkâr’ demektir (2613, 2723…). Arapça istisna ile karşılanan kavram saçu biçiminde dile getirilmiştir (10). Farsça kaynaklı çoban yerine ‘koyun’ anlamına gelen koy’dan türetme koyçı (1412) da kullanılmaktadır. Divan’daki, çok eski bir sözcük olan, Eski Türkçede geçen ve ‘doğru-gerçek’ anlamına gelen çın sözcüğünden türetilme öğeler çok ilgi çekicidir; çınıkmak ‘gerçekleşmek’ (III, 296), çınlatmak ‘gerçeklettirmek, tasdik ettirmek’ (II, 345), çıngar-mak ‘araştırmak, tahkik etmek’ (II, 182) gibi. Bunların yanı sıra, aynı dönemde aktarmalardan yararlanan ve güçlü bir anlatım sağlayan ilginç sözler de vardır. Örneğin bürge ‘pire’ sözcüğüyle kurulan bürge kişi Divan’da ‘bir yerde durmayan, zevzek, taşkın’ anlamındadır (I, 427). Bürgelen-mek de ‘öfkeden pire gibi sıçramak’, ‘pirelenmek’ demektir (III, 202). ‘Bağır’ ve ‘karaciğer’ anlamındaki bağır ile kurulan bedük bagırlıg (büyük bağırlı) ‘boyun eğmeyen’ kimseler için kullanılıyor (I, 360), bagırlıg da ‘kimseyi dinlemeyen’ demektir. Bu örnekleri kolaylıkla çoğaltabiliriz. 26) Kargamak eylemi ‘beddua etmek’, ‘küfretmek’ anlamında Uygur metinlerinde de vardır (Manichaica 1,9,9).


İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: