Türkiye Türkçesi

6 03 2007

    c) Türkiye Türkçesi Bugünkü Türkiye Türkçesi bir yandan Türklerin Anadolu’ya gelmeden önce yaşadıkları topraklardaki kültür birikiminin, bir yandan Anadolu’da gelişip aşağı yukarı 800 yılı geride bırakan bir yazı dilinin kavramlarını içeren, bir yandan da geniş örgütlü, 57 üç kıtaya yerleşmiş bir imparatorluk olarak değişik kültürlerle ilişki kurmuş bir toplumun dilini yansıtan çok zengin bir kavramlar dünyasına sahiptir. Bilindiği gibi her ulusun dili, onun yaşadığı ortamın ve koşulların, o ulusun inançlarının, gelenek ve göreneklerinin, kısacası, maddi ve manevi kültürünün yansıtıcısıdır. Kültür, sözvarlı-ğını sürekli olarak besler. Kültürdeki değişmeler de kendisini sözvarlığında gösterir. Burada belirtmeyi gerekli gördüğümüz bir nokta, dilimizin sözvarlığının sayısal genişliğidir. Türk Dil Kuru-mu’nun Türkçe Sözlük’ü 35.000 dolayında bir sözvarlığını içerir. Ancak bu sözlükte, son 50 yıl içinde yaşanan Türkçeleştirme akımı sonunda dile yerleşen öğeler bulunduğu halde kullanılışı çok dar alanlarda kalmış ya da kullanımdan düşmüş öğelere yer verilmemiş bulunmaktadır. Ancak asıl önemli konu, özleştirme akımına gelinceye kadar yıllar yılı Arapça ve Farsçanın büyük etkisinde kalmış, bu dillerle karışık bir dil durumuna gelmiş olan Osmanlıcanın, Türkçenin gelişmesini olumsuz yönde etkilediği, bu arada, özellikle soyut kavramlardan, Türkçesi bulunan birçoğunun, yabancı karşılıklarının kullanılmış olduğudur. Bu tutum, kimi zaman özel adların bile Arapça ya da Farsçalaştırıldığı göz önünde tutulursa daha da iyi anlaşılabilir. Örneğin İstanbul civarındaki Küçükçekmece ve Büyükçekmece’nin kimi kaynaklarda Çekmece-i Sagîr ve Çekmece-i Kebîr biçiminde anıldığı,34 Türklerin İtalyanca palla e mezza (“orta büyüklükte top”) teriminden balyemez biçiminde Türkçeleştirdiği top adının ile Fars-çalaştırılarak asel nemihored’e dönüştürüldüğü görülür.35 Türkiye Türkçesinin sözvarlığını besleyen kaynakların başında, tarih boyunca doğaya sıkı sıkıya bağlı, tarım ve hayvancılıkla geçinen, savaştan savaşa koşan Türk toplumunun maddi 34) Evliya Çelebi’de (III, 289) böyle geçer. 35) Arapça ve Farsçanın Türkçe sözcükler üzerindeki olumsuz etkisi konusunda bkz. Doğan Aksan, Kelimelerin ölümü olayı: Necati Lugal Armağanı, yayımlayan Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1969, s. 97-108. kültürü gelir. Çevreye ilişkin kavramlar, bitki örtüsü ve hayvanlar, özellikle hayvancılıkla ve yiyecek maddeleriyle ilgili kavramlar, renkler büyük bir zenginlik gösterir. Bugünkü Anadolu ağızlarında bu zenginliğin ne ölçüde süregelmekte olduğunu Anadolu Ağızları Bölümünde ele alacağız. Yazı dilimizde de dilin somuta yönelen, anlatımda doğadan yararlanan anlatım yoluna sahip olması özelliğinden kaynaklanan ve yüzyıllarca doğayla iç içe yaşamayla beslenen bu nitelik, değişik kavram alanlarında kendini apaçık belli eder. Örneğin renk bildiren sıfatlarda Hint-Avrupa dillerine oranla daha zengin olan Türkçede renk tonları büyük bir çeşitlilik gösterir; son derece güçlü bir anlatıma sahiptir. Türkiye Türkçesinden birkaç örnek üzerinde duralım: Türkçe ve çok eski bir renk sıfatı olan yeşilin (yaş’tan türemiştir) yanı sıra aynı rengin zeytuni (zeytin yeşili), zehir yeşili, dudu yeşili (papağan yeşili), küfrengi, limonküfü, ördekbaşı, filizi, tirşe, türbe yeşili gibi birçok tonuna rastlanmaktadır. Dikkat edilecek olursa bu öğeler, anlatım sırasında doğadaki nesnelerin renklerine başvuran, zihinde beliren tasarımlarla renk tonlarını canlandıran sözcüklerdir. Bu renk tonları arasından camgöbeği, pişmişayva, gülkurusu, vişneçürüğü, yavruağzı, ördekgagası, limonküfü, sütlükahve, kavuniçi, soğan-kabuğu, keklikayağı, devetüyü, fildişi, vapurdumanı, tavşankanı gibileri özellikle güçlü bir anlatımın tanığıdır. Bunların yanında kanarya sarısı, çingene pembesi, kömür karası; fesren-gi, kestanerengi, külrengi, pasrengi, samanrengi, kiremit-rengi, tarçmrengi, menekşerengi, leylakrengi, çivitrengi; şarabî, tahinî gibileri de doğrudan doğruya doğadaki nesneleri Çağrıştırarak renkleri aktaran öğelerdir. Kolaylıkla çoğaltılabilecek bu renklerin dışında, özellikle moda ve giyim konularında kullanılan ve çoğunluğu Batı dillerinden alınan renk sıfatlarını da düşünecek olursak öteki lehçelerde olduğu gibi Türkiye 58 59 Türkçesinde de çok zengin bir renkler dünyasının var olduğunu söyleyebiliriz. Bir başka deyişle Türk’ün dünyası başka ulusla-rınkinden çok daha renklidir. Bitkilerin adlandırılışında her dilde, özellikle onların biçimlerini yansıtmak üzere doğadaki benzer nesnelerle ilişki kurma yoluna gidildiği, birçok bitkiye doğadaki nesnelerle benzerliklerine dayanılarak ad verildiği görülmektedir. Örneğin çiçeğinin biçimi aslanın ağzına çok benzeyen Anthirrinum bitkisi Türkçede aslanağzı adını alırken İngilizce (lion’s mouth), Almanca (Löıuenmaul) karşılıkları da aynı anlamdadır. Çiçeği farenin kulağına benzeyen Auricula muris bitkisi de Latincede, Yunanca-da, Farsçada, Arapçada, Fransızcada hep “fare kulağı” diye adlandırılır; Türkçede, eldeki en eski kaynaklardan beri sıçankulağı adıyla karşılaşılmaktadır. Kolaylıkla artırılabilecek olan bu örneklerden bir bölümü yabancı dillerden çevrilerek dile aktarılmışlardır. Hayvan organlarına dayanan, doğaya bağlı anlatımın tanığı olan aşağıdaki bitki adları içinde de başka dillerdeki karşılıklarıyla anlamca yakınlığı bulunanlar vardır:36 tavşankulağı, kuzukulağı, ayıkulağı, eşekkulağı; atkuyruğu, aslankuyruğu, sığırkuyruğu; kuşburnu, itburnu, buzağıburnu, öküzdili (sığırdili); keçisakalı, horozibiği, keçiboynuzu, aslanpençesi, devetabanı, öküzgözü, koyungözü, turnagagası… gibi. Yine doğadaki nesnelere dayanan adlandırma örneklerinden yıldızçi-çeği, kadifeçiçeği, çançiçeği, gramofonçiçiçeği, boruçiçeği, mercançiçeği, patlıcançiçeği, ateşçiçeği, atlasçiçeği; yüksük-otu, kaşıkotu, mercanotu, karacaotu gibileri de burada sıralanabilir. Gelinyanağı, kızgüzeli, kaynanadili, kaynanayumru-ğu, ballıbaba gibi çok değişik adlandırmalar Türk’ün çok özgün ve nükteli benzetmelerinin tanığıdırlar. 36) Bu adlardan hangilerinin doğrudan doğruya Türkçenin kendi öğesi, hangilerinin çeviri yoluyla aktarılmış olduğu, ancak her biri için yapılacak, kaynaklara dayanan araştırmalarla aydınlatabilmekte, kimi zaman da bu araştırmalar kesin sonuçlar vermemektedir. 60 Kuş adları arasında da yalıçapkını, kelaynak, çayırgüzeli, çobanaldatan gibi özgün ve nükteli adlandırmalara rastlanmakta, bu adların da büyük bir çeşitlilik gösterdiği göze çarpmaktadır. Burada Türkiye Türkçesinin sözvarlığının bir kesimine de değinmek gerekir, sanıyoruz: Türk mutfağındaki zenginlik ve çeşitlilik, yemek adlarına da yansımakta, bunlar arasında belli bir olayı, yerinde bir benzetmeyi, nükteli bir anlatımı dile getiren imambayıldı, kalburabastı, hünkârbeğendi, bülbülyuvası, dilberdudağı, hanımgöbeği, kadınbudu (köfte), karnıyarık, vezirparmağı, sarığıburma gibileri özellikle dikkati çekmektedir. Türkçenin, dolayısıyla Türkiye Türkçesinin önemli ve sosyolengüistik açıdan ilgi çekici bir özelliği de akrabalık kavramlarıdır. Türklerin bugün de süregelen toplum yaşamının niteliklerinden biri, aile ilişkilerine birçok toplumdan daha çok önem verilmesi, hısım ve akrabalarla yaşam boyu sıkı ilişkiler içinde bulunulmasıdır. Bunun sonucu olarak Türkçede akrabalık ilişkilerinin ayrıntılarıyla kavramlaştırıldığı görülmekte, bunların İngilizce, Fransızca, Almanca gibi, bugün kültür dili sayılan dillerden sayıca yüksek olduğu dikkati çekmektedir. Örneğin Alman-cada bir tek Schwagerin sözcüğüyle, İngilizcede sister-in-law, Fransızcada belle-soeur’le dile getirilen dört ayrı ilişki Türkçede baldız, elti, görümce, yenge gibi dört ayrı kavramla anlatılır. Aynı biçimde, Türkçedeki kayın birader (kayın), enişte ve bacanak, bu üç dilde birer sözcükle karşılanır: Almancada Schwa-ger, İngilizcede brother-in-law, Fransızcada beau-frere. Ayrıca, yukarıda geçen Schuuagerin’in, bu Schvoager sözcüğünün dişisi olduğu da gözden uzak tutulmamalıdır. Bugün Türkiye Türkçesinde kullanılan bu gibi kavramların sayısının kırktan fazla olduğunu ve bunlardan büyük bir bölümünün Türkçe kökenli bulunduğunu görürüz: anne (ana), büyükanne, anneanne, nine, ba- 61 ba, büyükbaba, dede; oğul, kız, torun; kardeş, kız kardeş, erkek kardeş, abla, ağabey (Far. hemşire, birader); kardeş çocuğu, yeğen; dayı (Ar. hala), (Far. zade ile kurulmuş dayızade, amcazade, halazade); gelin, güveyi (Ar. damat), kayın (Ar. valide), kayın (Far. peder), kaynana, kaynata, kayın (Far. birader), dünür. Bunlara Anadolu ağızlarındaki öğeleri de ekleyecek olursak sayının daha da yükseldiği görülecektir. Burada Türkiye Türkçesinin söz zenginliğini tanıklandır-mak üzere değişik kavram alanlarından örnekler vermek istiyoruz: “Gücenmek” Bu soyut kavramın çok zengin bir alan oluşturduğu görülmektedir. Aralarındaki anlam ayrımları kimi zaman küçülen, kimi zaman büyüyen çeşitli eşanlamlıları sıralarken gücen mek’le birlikte darılmak, küsmek gibi, kavramı doğrudan doğruya yansıtan öğeleri başta saymak gerekir. Aynı kavramı daha hafif ölçüde ve farklı derecelerde yansıtan kırılmak, incinmek, alınmak, kalbi kırılmak, gönlü kırılmak, hatırı kırılmak, burulmak, gönül koymak ise III. 2. b. bölümünde değineceğimiz somutlaştırma eğilimiyle türetilmiş aktarmalı öğelerdir. Bunlara içerlemek, çarpılmak, gücüne gitmek, ağrına gitmek, canı sıkılmak, araları açılmak, aralarından kara kedi geçmek, araları şekerrenk olmak ve özellikle son yıllarda genelleşen bozulmak gibi başkaları da eklenebilir. Surat asmak, somurtmak, selamı sabahı kesmek de aynı kavram alanı içinde düşünülebilir. “Sevgi” Arapçadan gelme aşk, muhabbet, meyil, Farsça kökenli sevda gibi öğelerin yanı sıra tutkunluk, vurgunluk, yangmhk, düşkünlük gibi sözcüklere rastlanır. Tutkun, vurgun, yangın öğeleri ise bunların temeli olan sıfatlardır. Tutulmak, vurul- 62 mak, gönül çekmek, sevda çekmek, kara sevda, kara sevdaya tutulmak, gönül bağı, gönül belası gibi öğelerin yanı sıra aktarmalardan yararlanan abayı yakmak, yanıp tutuşmak, bayılmak, delisi olmak, üstüne titremek, gözünün içine bakmak, canına (içine) sokacağı gelmek, kanı kaynamak, âşıktaşlık etmek, gönül eğlendirmek, mercimeği fırına vermek, ateş bacayı sarmak gibi eylemlere de rastlanır. Seven ve sevileni belirtmek üzere Farsça kökenli canan, yâr, dost sözcüklerinin yanında sevgili, sevdicek, yavuklu, sevdalı, ilk göz ağrısı gibi öğeler de vardır. “Öfkelenmek” Bu kavram alanında hiddetlenmek, kızmak, sinirlenmek öğelerinin yanı sıra, hepsi birer deyim aktarması sayılabilecek olan köpürmek, küplere binmek, ateş püskürmek, barut kesilmek, tepesi atmak, tepesinin tası atmak, kanı beynine sıçramak, gözü dönmek, gözünü kan bürümek, kalkıp kalkıp oturmak, hop oturup hop kalkmak, cinleri başına toplanmak, ifrit kesilmek, kafası kızmak, parlamak, dinden imandan çıkmak, kanma dokunmak gibi birçok deyimle karşılaşılır. “Üzülmek” Bu alanda da değişik değerler taşıyan ve birbirinden farklı kullanım yerleri olan anlatım biçimleriyle karşılaşıyoruz: Yanmak, dert etmek, dert olmak, derdi depreşmek, içine işlemek, yüreğine işlemek, içi içine sığmamak (bu deyim ayrıca, ‘meraklanmak’ ve ‘sevinmek’ için de kullanılır), içi parçalanmak, kan ağlamak, içinden kan gitmek, içi içini yemek, dövünmek, ağzını bıçak açmamak, dokuz doğurmak, karalar bağlamak, karalara bürünmek, yüreğine inmek, zehir olmak, başından kaynar sular dökülmek, kendini yerden yere atmak, kendi kendini yiyip bitirmek, yıkılmak gibi. 63 “Sarhoşluk” …. Bu kavram alanı birçok deyim aktarmasına başvuran, nük-; teli anlatıma yönelen değişik anlatım biçimleriyle doludur: Farsçadan alınma mest ve sarhoş (ser-höş)’un yanında değişik dereceleriyle aynı kavramı yansıtan çakırkeyif, başı dumanlı, kafası dumanlı, keyifli, olmuş, küfelik, körkütük, dut (gibi), kandil, zilzurna, fitil (gibi), akşamcı, alkolik gibi, söz sanatlarından yararlanan öğeler bulunmaktadır. “Sarhoş olmak” için de kafayı bulmak, kafayı tütsülemek, parlatmak, kafayı çekmek, olmak, sızmak deyimlerinin yanı sıra pek çok argotik öğe dilde kullanılmaktadır. “Çok konuşmak” Bu kavram alanında “geveze” sıfatının yanında Türkiye Türkçesi ortak dilinde aynı kavramı değişik değerlerle yansıtan boşboğaz, gevşek ağızlı, ağzı kalabalık, (Far.) lafazan, konuşkan, dilli düdük, laf ebesi, Cicero özel adına dayanan ça-çaron, argotik bir öğe olan tıraşçı sözcükleriyle karşılaşılmakta, “çene” kavramından yararlanan çenesi düşük, çenesi kuvvetli, çalçene, çene kavafı, Türkçe – Farsça karışımı çenebaz deyimleri kullanılmaktadır. “Gevezelik etmek” anlamında da çançan etmek, çene çalmak, çene yarıştırmak, çeneye kuvvet, çene, boğuntuya getirmek, tıraş gibi sözcüklerden yararlanılıyor. “İlgisizlik” İlgi göstermeme, ilgisiz davranma anlamını dile getirmek için ise oralı olmamak, aldırmamak, aldırış etmemek, üstüne mal etmemek, elini eteğini çekmek, hesabı kesmek, seyirci kalmak, kılını (bile) kıpırdatmamak, parmağını bile oynatmamak, inşallah bana değildir demek, istifini bozmamak, alar- 64 ga durmak, yüz çevirmek gibi, çoğu aktarmalara dayanan, durumları somut bir anlatımla yansıtan deyimlerle karşılaşılır. Daha binlercesi gösterilebilecek olan bu zengin kavram alanları içindeki bütün bu anlatım biçimleri ve değişik söz sanatlarını içeren kullanımlar üzerinde, bundan sonraki bölümlerde uzun uzadıya duracağız.


İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: