SES BİLGİSİ

30 04 2007

 Dilin temelini sesler oluşturur. Seslerin yazıya çevrilmesinde kullanılan işaretlere harf denir. Harflerin belli bir sıraya göre bir arada gösterilmesi ile de alfabe oluşur. Türkçede 29 harf vardır. Bunlar sesli, sessiz olmak üzere ikiye ayrılır. ·                                Sesli harf : Ağzımızdan hiçbir zorlama olmadan çıkan sesleri karşılayan harflerdir. 4’ü kalın 4’ü ince olmak üzere 8 adettir. Bir tabloyla bunları gösterelim.

Sesli Harfler Geniş Dar
Düz a e ı i
Yuvarlak o ö u ü

·                                Sessiz harf : Tek başına söylenemeyen, ancak bir ünlü yardımıyla söylenebilen sesleri karşılayan harflerdir. 21 tanedir. Alfabedeki sessizler yanına “e” ünlüsü getirilerek okunur; be, ce, de… gibi. Şimdi bunları bir tablo hâlinde gösterelim.

Sessiz Harfler Süreksiz Sessizler Sürekli Sessizler
Sert Sessizler p-ç-t-k f-s-ş-h
Yumuşak Sessizler b-c-d-g ğ-j-l-m-n-r-v-y-z

Ünsüz harflerin bazı özellikleri vardır. ·                                Türkçe sözcüklerin başında iki ünsüz bulunmaz. Bulunanlar başka dillerden geçmiştir. Plân spor... ·                                Türkçe sözcüklerin kökünde aynı türden iki ünsüz yan yana bulunmaz: millet, dükkân… ·                                Türkçe sözcüklerden genel olarak “f, h, j” ünsüzleri bulunmaz : fare, havlu, jeton… ·                                Türkçe kökenli sözcükler yansımalar ve bazı istisnalar dışında “c, l, m, n, r, v, z” ünsüzleriyle başlamaz. Türkçe sözcüklerin başında iki ünsüz bulunmaz. Bulunanlar başka dillerden geçmiştir. Plân spor...   Türkçe sözcüklerin kökünde aynı türden iki ünsüz yan yana bulunmaz: millet, dükkân…   Türkçe sözcüklerden genel olarak “f, h, j” ünsüzleri bulunmaz : fare, havlu, jeton…   Türkçe kökenli sözcükler yansımalar ve bazı istisnalar dışında “c, l, m, n, r, v, z” ünsüzleriyle başlamaz. Şimdi sesli ve sessiz harflerle ilgili ses olaylarını görelim.   1. Ünlü Uyumları Büyük ve küçük ünlü uyumu, sesli (ünlü) harflerle ilgili özelliklerdendir. Büyük ünlü uyumunda kalınlık – incelik; küçük ünlü uyumunda düzlük – yuvarlaklık söz konusudur. Büyük ve küçük ünlü uyumu, sesli (ünlü) harflerle ilgili özelliklerdendir. Büyük ünlü uyumunda kalınlık – incelik; küçük ünlü uyumunda düzlük – yuvarlaklık söz konusudur.a. Büyük ünlü uyumu : Türkçe bir kelimenin ilk hecesindeki ünlü kalın ise (a, ı, o, u), diğer hecelerdeki ünlüler de kalın olmalı; ince ise (e, i, ö, ü), diğer ünlüler de ince olmalıdır. Buna büyük ünlü uyumu denir. “Evlerimiz” sözcüğü, büyük ünlü uyumuna uyar. Çünkü bu sözcükteki bütün ünlüler incedir. Sözcük ince ünlülerle başlayıp ince ünlülerle devam etmiştir.” “Karıncalar” sözcüğü, büyük ünlü uyumuna uyar. Çünkü bu sözcükteki ünlüler kalındır. Kalın ünlülerden sonra kalın ünlüler gelmiştir. “Kalemler” sözcüğü ise kalın ünlüden sonra ince ünlü geldiğinden büyük ünlü uyumuna uymaz.

“-ki, -ken, -yor, -leyin, -ımtrak” ekleri büyük ünlü uyumuna uymaz. “kapıdaki, çalışırken, geliyor, sabahleyin, yeşilimtrak” örneklerinde bu görülmektedir. Genel olarak “-ki, -ken, -yor, -leyin, -ımtrak ve -daş” ekleri büyük ünlü uyumuna uymaz; ama uyan kullanımlarının da olduğunu unutmamalıyız: “Evdeki, gelirken, bakıyor, geceleyin, sarımtrak, vatandaş” örneklerinde görüldüğü gibi.

 

“Elma, kardeş, anne…” gibi bazı sözcükler Türkçe olduğu hâlde büyük ünlü uyumuna uymaz.”

b. Küçük ünlü uyumu : Türkçe bir sözcük düz ünlülerden biri ile başlamışsa, bu ünlülerden sonra gelen ünlüler de düz olmalıdır: Örneğin; “tanımak” sözcüğündeki bütün ünlüler düzdür. Düz ünlülerden sonra yine de ünlüler geldiğinden bu sözcük, küçük ünlü uyumuna uyar. Türkçe bir sözcük yuvarlak ünlülerden biri ile başlamışsa, bu yuvarlak ünlülerden sonra ya dar-yuvarlak (u, ü) ya da düz-geniş ünlüler (a, e) gelmelidir. Örneğin; “olaylar” sözcüğünü ele alalım. Bu sözcük yuvarlak ünlü ile başlamış, yuvarlak ünlüden sonra da düz ünlü gelmiş. O hâlde sözcük küçük ünlü uyumuna uyar. “Salon” sözcüğü ise düz ünlüden sonra yukarıdaki ünlü geldiğinden küçük ünlü uyumuna uymaz. Küçük ünlü uyumuna uyan bir kelime büyük ünlü uyumuna da uymalıdır.

“-yor” eki, hiçbir zaman küçük ünlü uyumuna uymaz.

“Çalışıyor, gülüyor, ağlıyor” gibi kelimeler ilk hecesinin dışında “o” sesi bulunduğundan küçük ünlü uyumuna uymaz. gibi kelimeler ilk hecesinin dışında “o” sesi bulunduğundan küçük ünlü uyumuna uymaz. Ayrıca şuna da dikkat etmek gerekir: Küçük ünlü aranırken kelimenin büyük ünlü uyumuna bakılmalıdır. Örneğin; “kalem” kelimesi normalde küçük ünlü uyumuna uyar. Ancak büyük ünlü uyumu kuralı dikkate alınmazsa. Öyleyse büyük ünlü uyumuna uymayan sözcükler küçük ünlü uyumuna da uymaz.   2. Ünsüz Uyumu Türkçe bir kelimenin son hecesi sert ünsüzlerden biri ile bitiyorsa, o kelimeye getirilecek ekin başındaki ünsüzün de sert olması gerekir. Buna ünsüz uyumu ya da ünsüz benzeşmesi denir.   

  kitap – cı   balık – dan   1923’de değil değil değil   kitap – çı   balık – tan   1923’te

3. Ünsüz Yumuşaması Türkçe bir kelimenin son hecesi sert ünsüzlerden biri ile bitiyorsa, bu kelimeye ünlü ile başlayan bir ek getirildiğinde, kelimenin sonundaki sert ünsüz yumuşar. Buna ünsüz yumuşaması denir.

kitap – ı ilâç – a yurt – um renk – i kayık – ı kitabı (p – b) ilâca (ç – c) yurdum (t – d) rengi (k – g) kayığı (k – ğ)

 

Özel isimlerin yazımında sert ünsüzlerin yumuşaması kuralına uyulmaz.

 

  Zonguldağ’ı   Karabüğ’e   Ahmed’e değil değil değil değil   Zonguldak’ı   Karabük’e   Ahmet’e

  4. Ses Düşmesi Değişik nedenlerden dolayı Türkçe kelimelerin aslında olan bazı sesler düşer. Buna ses düşmesi denir. ·                                İkinci hecesinde dar ünlü bulunan kelimelere ünlü ile başlayan bir ek getirildiğinde dar ünlü düşer. Buna hece düşmesi denir.

  fikir   burun   ömür değil değil değil   fikri   burnu   ömrü

·                                Yardımcı fiillerle yapılan birleşik fiillerde yardımcı fiilden önce gelen ismin ikinci hecesindeki ünlü düşer.

kayıp olmak şükür etmek kayıt olmak fikir etmek kaybolmak şükretmek kaydolmak fikretmek

·                                Bazı birleşik isimlerin oluşumunda ses düşmesi (ünlü düşmesi) olur.

kahve altı pazar ertesi kahvaltı pazartesi

·                                Sonu “k” sessizi ile biten kelimelere küçültme eki (-cık, -cik, -cuk, -cük) getirildiğinde “k” sessizi düşer. Buna “ünsüz düşmesi” de denir.

ufak – cık minik – cik ufacık minicik

  5. Ses Türemesi Değişik sebeplerden dolayı Türkçe bir kelimeye aslında olmadığı hâlde ses ilâvesi olur. Bu olaya ses türemesi denir. ·                                Yardımcı fiillerle yapılan birleşik fiillerde yardımcı fiilden önce gelen ismin son sesi çiftleşir. Buna “ünsüz türemesi” de denir.

zan etmek af etmek zannetmek affetmek

·                                Tek heceli kelimelere küçültme eki (-cık, -cik, -cuk, -cük) getirildiğinde ekten önce bir ses gelir. Buna “ünlü türemesi” de denir.

bir – cik az – cık genç – cik biricik azıcık gencecik

6. Daralma Son hecesi “a, e” geniş seslileriyle biten Türkçe bir kelimeye “-yor” eki getirildiği zaman bu geniş sesler daralarak “ı, i, u, ü” ye dönüşür. Buna ünlü daralması denir.  
 

temizle – yor anla – yor temizliyor anlıyor

7. Kaynaşma Türkçede ünlü ile biten bir kelime, yine ünlü ile başlayan bir ek geldiğinde kelime ile ek arasına “n, s, ş, y” ünsüzlerinden uygun olanı gelir. Buna kaynaşma denir. “Açılan solar, ağlayan güler.” cümlesinde “ağlayan” sözcüğünde “y” kaynaştırma harfi, “Akşamın işini sabaha bırakma.” cümlesinde “işini” sözcüğünde “n” kaynaştırma harfi, “Akşamın işini sabaha bırakma.” cümlesinde “işini” sözcüğünde “n” kaynaştırma harfi, “Fakirin tesellisi ölümdür.” cümlesinde “tesellisi” sözcüğünde “s” kaynaştırma harfi, “Öğrencileri ikişer üçer içeri alın.” cümlesinde ise, “ikişer” sözcüğünde “ş” kaynaştırma harfi kullanılmıştır.   8. Ulama Ünsüzle biten bir sözcükten sonra yine ünlü ile başlayan bir sözcük gelirse, iki sözcük birbirine bağlanarak okunur. Buna ulama denir.“Bizden_evvel buraya inen_üç dört_arkadaş vardı.” cümlesinde üç yerde ulama yapılmıştır. “Ben, akşam_eve gelirken kiraz_aldım.” cümlesinde ise iki yerde ulama vardır. Herhangi bir noktalama işaretinin bulunduğu yerde ulama olmaz. Bu cümlede “ben” sözcüğünden sonra virgül kullanıldığından “ben, akşam” kelimeleri arasında ulama yoktur.   9. Vurgu İki ya da daha fazla heceli kelimelerin herhangi bir hecesinin; birden fazla sözcükten oluşan cümlelerin herhangi bir sözcüğünün ötekilerden daha baskılı, güçlü söylenmesine vurgu denir. Dolayısıyla vurgu kelime vurgusu ve cümle vurgusu olmak üzere ikiye ayrılır. Cümle vurgusunu ögeler konusunda gördük. Şimdi sözcük vurgusu ile ilgili ayrıntıları görelim. ·                                Her kelimede vurgu vardır ve bu çoğunlukla kelimelerin son hecesindedir. Ek aldıkça da vurgu son heceye kayar. ·                                “İp, aç, kalk …” gibi tek heceli kelimelerde vurgu “ekmek, ekmekçi, ekmekçiler, ekmekçilerden” ·                                Olumsuzluk eki “-ma, -me”nin, soru eki “-mı, -mi, -mu, – mü”nün vurguyu kendinden önceki heceye ya da kelimenin son hecesine kaydırır. ·                                “Gittim” sözcüğünde vurgu son hecededir; ama “gitmedim” sözcüğünde vurgu ilk hecededir. Çünkü “-me” olumsuzluk eki vurguyu ilk heceye kaydırır.  





TÜRKLERİN KULLANDIĞI ALFABELER

29 04 2007

Türk Milletinin Kullandığı Alfabeler
Türkler, çeşitli yerlerde ve yerleştikleri sahalarda başka başka alfabeler kullandılar. Sesin ifadesi olan harf denen işaretler itibaridir, iğretidir, takmadır. Aynı ses ayrı alfabelerde, değişik harfler/şekiller ile yazılır. Alfabeye, İslam dininin kabulüyle Osmanlı terbiyesinde yetişen yaşlıların hala kullandıkları şekliyle, Elifba, Ebced de denilmiştir.
Kültür tarihimize bakıldığında daha ilk yazılı abidelerimizde Türkçe yazma endişesi kendisini göstermektedir. Buna paralel olarak, edebiyatımızın menşeine doğru gidersek, saraylarda ve halk arasında Türkçe söylemek; kamlarda, bahşılarda ve ozanlarda milletin dertlerine deva olmak gerçeği vardır. Bütün bunlar, bir millete dili ile seslenmek, anlatmak, millet fertlerini en iyi şekilde yetiştirmek ve birleştirmek içindir. Şu halde her millette olduğu gibi bizde de dil ön sırada yer almıştır. Şair ve müellifler tarafından işlenen dile türlü emekler sarf edilmiştir. Alimlerimiz onunla bildiklerini açıklamışlardır. Fakat Türkçe’nin tarih içinde zaman zaman talihsizliğe uğradığı da bir gerçektir. Böyle olmasına rağmen kesintisiz devam eden Türk tarihi içinde ona arka çıkan hakanlar olmuş, Türkçe yazan şair ve müellifler mükafatlandırılmıştır.Türk tarihi, düğümler ve bu düğümlerin açıldığı dağınıklıklarla doludur. Göktürkler devrinde millet, tek bir hakanın etrafındadır. Dili, dini ve alfabesi tektir ve her bakımdan bir birlik mevcuttur. Uygurlar devri bu birliğin az çok bozulduğu, Türklüğün bilhassa dini açıdan dağılmaya yüz tuttuğu bir devir olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygurlardan sonra Türklük, İslam medeniyetine dahil olmuştur. İslamiyet, Uygurlar zamanında görülen dağınıklığı gidermiş, Türklüğü kurtarmış ve milleti yeniden bir bütün haline getirmiştir. Karahanlılar’la başlayan ve Selçuklular’la yeniden tesis edilmeye çalışılan birliğin ve bütünlüğün gerçekleşmesi de İslam dini sayesinde olmuştur. Ancak, bu iki devleti birbirinden ayıran en mühim şey, birincisinin Türkçe’ye verdiği değerdir. Selçukluların bunun yanında belirtilmesi gereken hizmetlerinden biri alfabede birliği sağlamış olmalarıdır. Zaten bu büyük devlet, tarihe mal olurken İslami – Türk yazısını Türk birliğinin kurulabilmesi için en mühim unsurlardan biri olarak miras bırakmıştır.Selçuklulardan sonra her beylik, Türkçe sayesinde tutunmaya ve hükmetmeye çalıştı. Böylece anlatım ve ifadede birlik ile Türkçe’ye verilen değer önde geldi. Dil düşüncesinin yanında alfabede de birlik sağlandı ve her beylik İslami-Türk yazısını kullandı. O devirde bütün Türk illerinde durum aynı idi. Beylerin sınırları olsa bile yazı birliği bütün Türklüğü birleştiriyordu. Bu, doğu ve batı Türklüğü için de söz konusu idi.

Bugün Türk dünyası dil ve din birliğine sahiptir. Fakat alfabede birliği kaybetmiştir. Bu birlik, Rusya’daki Türkler arasında bile mevcut değildir. Ancak onlar da görülen çözülme üzerine yazıda birlik tarafına yönelmişlerdir.

Türklerin tarih boyunca kullandığı alfabeler:

Göktürk (Orhun) alfabesi: Metinleri Orta Asya’daki Orhun Nehri kıyısında bulunduğu için Göktürk veya Orhun ismi ile anılır. Orhun’da yerleşen Türkler tarafından kullanıldığı için de Türük, Türk Alfabesi denir. Türklere mahsustur ve Esik Kurgan yazısına benzer. Hunlar, Göktürkler ve sathi olarak da Asya ve Avrupa’ya yayılan Türk kavimleri, kullanmıştır. Bu alfabede resmin göze hitap ettiği ve ses haline geldiği açıkça görülür. Göktürk alfabesi otuz sekiz harften meydana gelir. Dördü sesli olup, sekiz sesi karşılar, gerisi sessizdir. Ayrıca ok, ko, uk, ku, ük, kü, nç, nd, gibi heceler ayrı harflerle gösterilmiştir. Sesli harfleri, sessizler okutur. Sağdan sola doğru yazılır. Tonyukuk, Kültigin ve Bilge Kağan hatırasına yazılıp, dikilen Orhun Abideleri bu alfabenin şaheser numunesidir. Bunlar ayrıca Türkçe’nin bilinen ilk yazılı metinleridir.

Uygur alfabesi: Göktürklerden sonra Türkistan’da devlet kuran Uygurlardan adını alır. Uygurlar ve Türkistan’daki Türkler kullandı. On sekiz işaretten meydana gelir. Dördü sesli, gerisi sessizdir. Harfler umumiyetle birbirine bitişiktir, çok defa başta, ortada ve sonda olmak üzere üç şekli vardır. Sağdan, sola doğru yazılır. Sekizinci asırdan, on ikinci asra kadar yaygın, on beşinci asra kadar mevzii bir şekilde görülür. Bu yazının kâtiplerine, bakşı, bakşıgeri veya serbahşı adları da verilmiştir. 

-İslam alfabesi: Türklerin topluca İslamiyet’i kabulünden, yani 10. asırdan sonra geniş bir sahada bütün Türk-İslam devletleri tarafından kullanıldı. Arap Alfabesi yirmi sekiz harf olmasına rağmen Türklerin kullandığı İslam harfleri otuz bir ile otuz altı harften meydana gelir. Sağdan sola doğru yazılan bu alfabe, bütün Türklüğü kucaklamış ve Türkçe’nin çeşitli lehçelerinde, pekçok kitap, kitabe yazılmıştır. Muazzam ve kesintisiz abidevi eserler bu alfabe ile verildi. Türkiye, İslam alemi ve dünyanın her yerindeki kütüphane ve kitapseverlerin kitaplıklarında İslam harfleriyle yazılmış milyonlarca Türkçe eser mevcuttur. Dünyanın en büyük ve muazzam arşivi, Türk – İslam alfabesiyle yazılan Türkçe evraklarla doludur.

Kiril alfabesi: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği hudutları içinde yaşayan Türkler tarafından kullanılmaktadır. Kiril Alfabesi, ihtiyari olmayıp, Rus ve komünist emperyalizmin zoraki tatbikidir. Komünist idare, Türklere tek bir alfabe kullandırmayıp, milli birliği bozmak için on sekiz Türk boyuna değişik işaretli alfabe kullandırmıştır. Sunî bir Slav alfabesidir. Otuz sekiz harftir. On biri sesli, gerisi sessizdir. Soldan sağa doğru yazılır. Kullanma alanı, Rusya’daki Türkler içindir.

Latin alfabesi: Bu alfabe, 1925 yılında ilk defa Azeri Türklüğü tarafından kullanılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra; 1928’de Türkiye’de kullanılmaya başlandı. Günümüzde, Türkiye ve Avrupa Türkleri kullanır. Latin asıllı yirmi dokuz harften meydana gelir. Sekizi sesli, gerisi sessizdir.Türkler; Orhun-Türk, Uygur-Sogd, Arap-İslam, Kiril-Slav ve Latin alfabelerinden başka Sogd, Mani, Brahmi, Süryani, Rum, Slav vs. gibi alfabeleri de kısmen kullanmışlardır.

 





Kızılderililer Türk Mü?

26 04 2007

İndiana Üniversitesinden Amerikalı Profesör Denis Sinor Sibirya
Türklerinden Tunguz kabileleri ve Yukagir’lerin Tunç çağı evrelerinden

beri Kızılderililerle ortak bir kültüre sahip olduklarını tespit
etmiştir.

Huş ağacından oyulmuş kayıklar,
Pirok yani deri, ağaç kabukları örtülerek yapılmış barınaklar
ya da Kızılderililerin yarı küresel (Wigwam) veya konik(tepec) çadırları tipinde ortak kültürler, önünde yarık bulunan hafif giysi türleri,
makosenler,
karlı ormanlarıntemel ulaşım aracı kayak gibi donanımlar tespit etmiştir.
(Erken iç Asya Tarihi- Prof. Dr. Sinor- S. 102)”
(Tanrının Türkleri- Cilt.1- S.314- Semih Tufan Gülaltay)

Sümer Tanrıçası İnanna’yı sembolize eden İnanna’nın “Ay kayığı”
simgesi olan hilal şeklindeki, boğaza takılan kolyeye Tork denilmektedir. Anadolu’da Hitit devleti kurulmadan evvel yaşayan Tork-lar (Torkom) Hitit devleti sonrası kralları Pamba devrinde Hititlere boyun eğmek zorunda kalmışlardı.
(The Hitites-Gurney-Pelican-U.S.A.) (Age. Sayfa:315)

“Tork isimli, Tanrıça İnanna timsali kolyeyi tıpkı Torkom’lar gibi Bozok (Etrak) kabileleri olan sarışın Kızılderili kabilelerinden Navajo’lar, Şanı’lar, Ocibya’lar kemikten yapılmış olarak boyunlarına takmaktadırlar. Bu “Tork”ları, Çokta Kızılderilileri hilalin ortasına
yıldız koyarak göğsü kaplayan geniş bir Ay yıldız kolye olarak
kullanırlar.

(H.C. Tanju- Tunçderililer- S.68)” (Age. Sayfa:315)

“Sümer alfabesinde “Tork” timsali C hilal “N” harfi yerine geçer.
Fin-ogur dilinde de “Tork” kelimesi boğaz, boyun anlamına gelen C
hilal ile sembolize edilirdi.”
(Age. S.315)

“Mayalar kendi dillerine aynı bizim ifademizle “Mayanca”
demektedirler. Maya’ların Orta Amerika’daki önemli yerleşim

yerlerinden olan “Yuka-tan” isminin Türkistan’ın Yok-Tan bölgesinden
gelme olduğu anlaşılmıştır. Bu bölge Sümer Türklerinin Mezopotamya’ya
göçmeden evvelki yerleşim sahası idi…

Tahiti adasına ayak basan Captan Cook Kızılderililerin başlarına
taktıkları çiçekten başlığa Türk adı verdiklerini
1769 yılında tespit
etmiştir.
(Papau Mailu Language- D’Argingy- Luzac- New Guiness) (Age.

S.315)

“Fiji adalarında Rotuma yerlilerinin dillerinin Altaik dil olduğu
tespit edilmiştir.
Ayrıca Endonezya adalarının dillerinin de Altay
dillerinden olduğu anlaşılmıştır.”
(H. Cemil Tanju-Tunç derililer. S.106) (Age.s.316)

“Doktor kelimesi yerine “Ah-men”, kırık çıkıkçıya “Kak-bak”, şifacı
hekime”Ah-bak”, çocuk doğurtan ebeye “ilk-alan-zah” derlerdi.” Bütün

Altaylılar gibi Kızılderililer birbirlerine amca, baba, teyze, hala,
ağabey diye hitap ederler.
Maya Kızılderililerinde 1878 yılında el
öpme adeti tespit edilmiştir
.
(Tunç derililer. S.162) (Age. S. 316)

“Mohavk Kızılderilileri uzun eşek oyunu da dahil 12 Anadolu oyununun
11 tanesini bilmektedirler.
Güreş ise bütün Kızılderili kabilelerinde
dua ile başlanılan en önemli ata sporu olarak tatbik edilmektedir.”

“Brezilya ormanlarında Zakuma Kızılderililerinde güreş, rakiplerden
birisi can verene kadar devam eder. Bizdeki “Kırkpınar” efsanesinde de

pehlivanlar can verene kadar güreşmişlerdir.”

“Anadolu Türklerinin parmaklar arasına sicim gererek oynadıkları sicim
oyunu Atabaşkan ve Keçuva kabilelerinde de oynanmaktadır. Üstelik
figürler ve isimler de aynıdır. Eğer Anadolu’da bir figüre yıldız

deniliyorsa, Kızılderililerde de yıldız denmektedir.”

(Tunç derililer. S. 181) (Age. S. 316)

“İnka’lar kök sülalesine “Ay-ullu” yani ulu soy demekle beraber, kendi
yöneticilerine Kur-Hakan demekteydiler. İnka’lar çocuklarına bir

kahramanlık gösterene kadar ad vermezlerdi
. Ad verme işlemi merasimle
yapılırdı.
(Dede korkut destanlarından Boğaç Han destanı hatırlanırsa,

orada da çocuk bir kahramanlık gösterdikten sonra ad almış, ve bu ad
alma işlemi de bir törenle gerçekleştirilmiştir.M.K.)
bir kişi ölene
kadar bir düzine ad ve nam sahibi olabilirdi. ”

“Mayalarda buluğ çağına eren çocuklara ok ve yay verilirdi. Kafkasya
Türklerinde hala yaşatıldığı üzere, kadın kocasını adı ile çağırmaz,
“Evin büyüğü”, “çocukların babası” gibi sıfatlar kullanırdı.
Kına
yakma bütün Kızılderili kabilelerinde, Anadolu ve Orta Asyalı
Altaylılar gibi uygulanmaktadır. Beşik kertmesi töresi aynı şekilde

yaygın bir töredir.”
(Age. S. 317)

“İnkalarda aşağı sınıftan yani “Kara budun”dan olan birisi bir boğayı
öldürmeden evlenme hakkı kazanamazdı. ”

“Mohavk ve Atabaşkan kabilelerinde Kore Türkleri olan İlu’lar gibi,
nişanlı kızlar saçlarına nişan tüyü takarlar.”

“Loğusa kadın bütün Altaylılar gibi kutsal sayılır. Loğusanın kırkını
yaparlar. Ölülerini bütün Altaylılar gibi, silahları ve atı ile

birlikte “Kur-gan”lara gömerler.
Kan davası bir töre olarak
uygulanır.”

“Cenaze merasimlerinde bütün Altaylılar gibi ölü ağlayıcıları
tutarlar.
(Anadolu’da, Ankara yöresinde bu gelenek “Yasçı Tutmak”

olarak yakın zamana kadar uygulanmaktaydı. Son zamanlarda azalmış
durumdadır. Aynı gelenek yine Ankara il sınırları içindeki Kürt
köylerinde de uygulanmaktaydı ve halen uygulanıyor.
M.K.)

Mayalar ölüm yıl dönümünde “Yıl aşı” verirler, cenaze törenlerinde erkekler
yüzlerine kara boyalar sürerlerdi.” (Age. S. 317)

“Toltek Kızılderililerinin gebelik ve bereket tanrısı “Tez Katlı Poka”
(Tez katlı boğa)dır. Kızılderililerde cennet ve sırat köprüsü kavramı

vardır.
Cennete Vakui (Akui- Altından ırmaklar akan yer) derler.”

“Siu Kızılderilileri’nin 1870 yılı sonlarında Papıti, Muhave, Kalamat,
Şoson, Irok gibi kabilelerinde “Hu” çekerek Bektaşi semahlarına

benzeyen ayinler yaptıkları tespit edilmiştir.

(Tunç derililer.s.246)”

“İnkalarda Kopuz benzeri bir saz kullanıldığı tespit edilmiştir. Aztek
ve Mayalar “Ç-şıra” (şıra) isimli içki içerler. İnkalar ise bu içkiye
“Çira” derlerdi.” (Age.318)

Kızılderili ve Türk Dillerinde Kullanılan Ortak Kelimeler

Toplam 600 lehçeden oluşan Kızılderili lehçelerinin ortak büyük
kütlesi Atabaşkan Kızılderililerinin dilidir.
Bu dil Altay
dillerindendir. Bu dil diğer dillerin ortak buluşma noktası
niteliğindedir. Bazı örnekler:

Yatkı : Ev, yatılan yer

Dodohişça : Dudak

Lı-ık : Vatan, ili

Tamazkal : Hamam, temiz kal

T-sün : Uzun

Hogan : Kerpiç ev, Hopan

Missigi : Mısır

Tepek : Tepe

Hu : Selam

Tete : Dede

Türe : Türe, Töre

Atış-ka : Ateş

Yanunda : Yanında

Aş-köz : Yemek

Tapa : Tuba

Yu : Su, yu-mak, yıkamak

İldiş : Dişleme

Cesitliligin ve farkliligin degerini anlayabilmemiz ve koruyabilmemiz
dilegiyle

 





YAPILARINA GÖRE CÜMLELER

24 04 2007

D. YAPILARINA GÖRE CÜMLELER Her cümle bir yargı bildirir. Ancak bazı cümlelerde birden fazla yargı bildiren unsur bulunur. Bunlar bazen iki ayrı yüklemle, bazen yan cümleciklerle sağlanır. Cümlenin yapısına geçmeden önce yapıyı belirleyen temel ve yan cümleleri görelim.  

Temel Cümle Bir cümlenin yüklemi temel cümledir. Cümlenin bildirmek istediği asıl yargı da bu cümleyle verilir. Diğer öğeler temel cümleyi açıklayan tamamlayıcı öğelerdir.  

Örneğin;“Akşama geleceğim.”cümlesinde “geleceğim” yüklemi temel öğe, “akşama” sözü de onun tamamlayıcı öğesidir. 

Yan CümleTam bir yargı bildirmeyen, temel cümlenin bir öğesi durumunda bulunan ve kendi içinde değişik tamamlayıcı öğeler de alabilen söz öbeğidir.Yan cümleler iki şekilde yapılabilir: Fiilimsilerle ve çekimli fiillerle. 

• Fiilimsilerle yapılanlar:Cümle içinde temel cümlenin bir öğesi olan ya da bir öğenin tamamlayıcısı olan fiilimsiler yan cümlecik yapar. 

Örneğin;“Öğretmen sınıfa girince herkes ayağa kalktı.”cümlesinde “ayağa kalktı” yüklemdir. “Ne zaman ayağa kalktı?” sorusuna “Öğretmen sınıfa girince” cevabı geliyor. Cümlede zarf tümleci olan bu öğe “girince” bağfiili üzerine kuruludur. Görüldüğü gibi fiilimsi, bir öğe durumundadır. Öyleyse zarf tümleci bir yan cümleciktir. “Bana fotoğrafını gönderen okuruma teşekkür ederim.”cümlesinde ise “teşekkür ederim” yüklemdir. “Kime teşekkür ederim?” sorusuna “Bana fotoğrafını gönderen okuruma” dolaylı tümleci cevap verir. Cümlede “gönderen” sıfat-fiilini görüyoruz. Bu söz “okur” isminin sıfatı durumundadır. Yani dolaylı tümlecin tamamlayıcı öğesidir. Tamamladığı öğeyle birlikte yan cümle yapmış ve dolaylı tümleç görevini üstlenmiştir.“Karadeniz’de denize fazla açılmak tehlikelidir.”“Davetime gelmeyişine çok üzüldüm.”“Onunla nerede buluşacağınızı biliyor musunuz?”“Babasını görmeden okuluna gitmezdi.”“Kapıyı açar açmaz karşımda onu gördüm.”cümlelerinde altı çizili söz öbekleri fiilimsiyle yapılan yan cümleciklerdir. 

• Çekimli Fiillerle yapılanlar :Fiilin yüklem olabilmesi için çekimli olması gerektiğini söylemiştik. Ancak her çekimli fiil yüklem olmaz, bazen cümlenin tamamlayıcı öğesi olur. İşte bu durumda, yani çekimli bir fiilin bir öğe olduğu durumda, bu fiil yan cümlecik olur.  

Örneğin;“O da gelirse gideriz.”cümlesinde “gideriz” yüklemdir; “O da gelirse” zarf tümlecidir. Bu tümleci oluşturan “gelirse” sözü “gelmek” fiilinin geniş zamanının şartıyla çekimlenmiştir. Görüldüğü gibi çekimli bir fiil temel cümlenin öğesi durumundadır ve yan cümlecik oluşturmuştur. “O bana, ben de geleceğim, dedi.”cümlesinde ise “dedi” yüklemdir; “ben de geleceğim” sözü ise nesnedir. Bu öğe aynı zamanda “geleceğim” sözünün çekimli olmasından dolayı bir cümle özelliği de gösteriyor. Bu yüzden nesne görevindeki bu cümle, bir yan cümlecik oluşturmuştur. Şimdi cümleleri yapılarına göre inceleyerek konuyu daha da pekiştirelim. 

1. Basit Cümleİçinde yan cümlecik bulunmayan cümlelerdir. Bu cümleler tek bir yargı bildirir.“Bu sıcakta evde oturulur mu?”cümlesi basit bir cümledir. Çünkü “oturulur mu” yükleminden başka yargı bildiren öğe yoktur. Yan cümlecik kullanılmayan bir cümle basit demektir. Basit cümle demek, kısa cümle demek değildir.“Bahçenin ana kapısından, üstü başı perişan, zavallı bir adam, elinde eski, yırtık bir torbayla içeriye girdi.”cümlesi uzun bir cümledir. Ancak tek bir yargı bildirdiğinden, yani içinde yan cümlecik bulunmadığından basittir.“Kalabalıktan biri yavaşça kürsüye doğru ilerledi.”“İri iri şeftalileri büyük bir zevkle dalından kopardı.”“Sözlerime içten içe gülüyorlardı.”cümleleri yapısına göre basit cümlelerdir. 

2. Bileşik CümleTek bir yüklemi olan ve içinde yan cümlecik bulunan cümlelerdir. Yan cümlenin özelliğine ve yükleme bağlanışına göre değişik gruplara ayrılır. 

a. Girişik CümleYan cümleciğin fiilimsi olduğu cümlelerdir. “Çocukların sağlıklı büyümesi için gayret gösterilmeli.”cümlesinde “gayret gösterilmeli” yüklemdir. Diğer söz öbeği zarf tümlecidir. Bu tümleç içindeki “büyümesi” isim-fiili yan cümle yapmıştır. Fiilimsi hangi öğe içindeyse, görevi o öğeyle özdeştir. Bu cümlede zarf tümleci içinde olduğundan kendisi de zarf tümlecidir.“Çiçekleri koparan çocukları sonunda yakaladım.”cümlesinde “yakaladım” yüklemdir. “Çiçekleri koparan çocukları” nesnedir. Nesne içindeki “koparan” sıfat-fiili yan cümlecik yapmış, yan cümleciğin görevi de nesnedir.“Kimsenin kalbini kırmadan görevini yaptı.”cümlesinde “yaptı” yüklem, “kimsenin kalbini kırmadan” zarf tümlecidir. “Kırmadan” fiilimsi olduğundan yan cümleciktir.Bazen yan cümlecik yüklemin içinde de olabilir.“Kimsenin bilmediği, ıssız güzel bir yerdi.”cümlesi bir sıfat tamlaması olduğundan, olduğu gibi yüklemdir. Yüklem içindeki “bilmediği” sıfat-fiili sıfat görevindedir. Yani yüklemin temel unsuru olan “yer” isminin tamamlayıcı öğesi olduğundan yan cümleciktir.Bazı cümlelerde ise fiilimsi yüklem görevindedir.“Romancının görevi okuyucuyu aydınlatmaktır.”cümlesinde “aydınlatmaktır” fiilimsisi, temel cümleyi oluşturduğundan cümlede yan cümlecik yoktur. Cümle basit bir cümledir. 

b. Şart CümlesiTemel cümleye şart koşan bir yan cümlecikten oluşan cümlelerdir.Yan cümle daima -se, -sa şart kipiyle çekimlenir.“Bir kişi daha olursa kadroyu tamamlıyoruz.”cümlesinde “tamamlıyoruz” yüklemdir. “Bir kişi daha olursa ” öğesi ise şart bildiren yan cümleciktir.“Sınava iyi hazırlanmışsa, onu mutlaka kazanır.”cümlesinde “kazanır” yüklemdir, “sınava iyi hazırlanmışsa” öğesi ise temel cümleye şart koşan bir yan cümleciktir.Şart anlamı veren her cümle yapıca şart cümlesi değildir.“Yarın gelmek üzere şimdi dağılabilirsiniz.”cümlesinde şart anlamı olmasına rağmen cümle yapısına göre şart cümlesi değildir. “Gelmek” sözü fiilimsi olduğundan cümle girişik bileşik cümledir. 

c. İlgi CümlesiÇekimlenmiş bir fiilden oluşan yan cümleciğin, temel cümleye “ki” bağlacıyla bağlandığı cümlelerdir. Temel cümle çoğu zaman “ki” den önceki öğedir.“Anladım ki o da beni seviyormuş.”cümlesinde “anladım” yüklemdir. “Neyi anladım?” diye sorarsak “o da beni seviyormuş” sözü gelir; bu nesnedir. Aslında bir cümle olabilen söz öbeği nesne görevinde kullanıldığı için yan cümlecik oluşturmuştur. Yükleme “ki” bağlacıyla bağlandığı için cümle ilgi bileşik cümlesidir. 

d. İç İçe Bileşik CümleCümle içinde bulunan başka bir cümlenin yüklemin bir öğesi durumunda bulunduğu ya da bir öğenin tamamlayıcısı olduğu cümlelerdir.“İçeriye girerken duyduğum, dışarıda bekle, sözü beni korkuttu.”cümlesinde “korkuttu” yüklemdir. “Korkutan ne?” sorusuna “dışarıda bekle, sözü” cevap veriyor. Özne olan bu öğenin içinde bulunan “dışarıda bekle” söz öbeği aslında bir cümle olabilir; çünkü “bekle”, çekimlenmiş bir fiildir. Cümle olabilecekken temel cümlenin öğesi durumunda bulunan bu öğe, bir yan cümleciktir.Cümlenin yüklemine göre gösterdiği durum da çoğu zaman yapıyla birlikte adlandırılır. 

Örneğin;“Bu konuyu iyi bilmek çok önemlidir.”cümlesi yüklem isim soylu olduğu için isim cümlesi, “bilmek” yan cümleciğinden dolayı bileşik cümledir. İkisini birden ifade edecek olursak, cümle bileşik isim cümlesidir. 

3. Sıralı – Bağlı CümleEn az iki yüklemi bulunan cümlelerdir.  

Örneğin;“Kalktı, gitti.”cümlesinde “kalktı” ve “gitti” yüklemleri birbirinin öğesi durumunda bulunmayan ayrı yüklemlerdir ve sıralı cümle oluşturmuşlardır.Eğer yüklemler birbirlerine bir bağlaçla bağlanmışlarsa buna bağlı cümle denir.“Aradım, fakat evde yoktun.”cümlesinde “aradım” cümlesiyle “evde yoktun” cümlesi birbirine “fakat” bağlacıyla bağlanmıştır. Dolayısıyla bağlı cümle oluşturmuştur.“Seni çağırdım, çünkü sana bir haberim var.”“Mademki sen de gelecektin, niçin bana haber vermedin?”“Ne konuyu biliyorsun ne de öğrenmeye çalışıyorsun.”cümleleri değişik bağlaçlarla bağlanan bağlı cümlelerdir.Sıralı cümlelerde yüklemlerin ortak öğesi bulunabilir. Bu tür cümlelere bağımlı sıralı cümle denir.  

Örneğin;“Öğrenciler kitaplarını aldılar, çantalarına koydular.”cümlesinde “aldılar” birinci cümlenin yüklemidir. “Öğrenciler” özne, “kitaplarını” nesnedir. İkinci cümlenin yüklemi “koydular” dır. Bu cümlenin de öznesi “öğrenciler”; nesnesi “kitaplarını”dır. Görüldüğü gibi hem “aldılar” hem “koydular” yüklemlerinin özneleri ve nesneleri ortaktır. Bu nedenle cümle bağımlı sıralı cümledir.Sıralı cümlede yüklemlerin hiçbir ortak öğesi yoksa cümle “bağımsız sıralı cümle” adını alır.“Çocuklar bahçede oynuyordu; anneleri onları bekliyordu.”cümlesinde “oynuyordu” ve “bekliyordu” yüklemlerinin hiçbir ortak öğesinin olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla cümle bağımsız sıralı cümledir.





ANLAMINA GÖRE CÜMLELER

24 04 2007

ANLAMINA GÖRE CÜMLELERElbette her cümlenin bir anlamı vardır. Ancak cümleler bu anlamı değişik yapılarla bildirir. Bazen bir yargıyı haber verir. Bazen anlamı, soruyla bildirir. Bazense bir duyguyu aktararak ifade eder. İşte bu bildirme şekillerine göre cümleyi üç grupta inceliyoruz. 

1. Haber CümlesiBir yargıyı olumlu ya da olumsuz biçimde aktaran cümlelerdir. Bir eylemin yapıldığını, yapılabileceğini, bir varlığın bulunduğunu ifade eden cümleler olumlu, tersini ifade edenler olumsuzdur. Olumlu cümlelerde mantıkça istenen bir durumun bulunması gerekir.Aşağıdaki yüklemleri inceleyerek bunu açıklayalım.Olumlu geldikoşmalıvarparalıgüzelOlumsuzgelmedikoşmamalıyokparasızgüzel değilGörüldüğü gibi olumlu yüklemler “-ma, -me” olumsuzluk ekiyle, “değil” olumsuzluk edatıyla, “-sız” gibi olumsuz anlam veren eklerle olumsuz hale getirilebiliyor.Bazı cümlelerde ise yapıca yukarıdaki olumsuzluklar bulunduğu halde cümle anlamca olumlu olabilir. Bu, çoğu kez iki olumsuzluğun bir arada bulunduğu yargılarda görülür.  

Örneğin;“Aslında o seni tanımıyor değildi.”cümlesinde “tanımıyor değil” yükleminde iki olumsuzluk vardır ve bunlar yüklemin “tanıyor” şeklinde olumlu bir yargı vermesini sağlamışlardır.Bazı cümlelerde ise olumsuzluk, soru yoluyla sağlanır.“Ben onu unutabilir miyim hiç?”cümlesinde yüklem olumlu olduğu halde cümlenin anlamı soru yoluyla olumsuz hale getirilmiştir.Bazı cümlelerde olumsuzluk bağlaçlarla sağlanır.“Ne konuyu biliyor ne soruyu soruyor.cümlelerinde ne… ne…. bağlacı,“Sanki o seni seviyor da.”cümlesinde “sanki” bağlacı cümleye olumsuz anlam katmıştır. 

2. Soru CümlesiCevap almak amacıyla hazırlanan cümlelerdir. Bunlar değişik soru sözcükleriyle sağlanır.“Siz de bizimle gelir misiniz?”“Sana bu ceketi kim almıştı?”“Ne zaman bizi ziyaret edeceksiniz?”cümleleri birer soru cümlesidir.Soru cümlelerinde de olumluluk-olumsuzluk olabilir. Bunu yüklemin yapıca olumlu ya da olumsuz olması belirler. 

Örneğin;“Bu olayı o da biliyor mu?”cümlesinde yüklem olumlu olduğundan cümle olumlu soru cümlesidir.“Dünkü davete o da gelmedi mi?”cümlesi yüklemi olumsuz olduğu için, olumsuz soru cümlesidir. 

3. Ünlem CümlesiYargıyı bir duygu aktararak ortaya koyan cümlelerdir. Çoğu zaman kızgınlık, sevinme, alınma, heyecan gibi bir duygu aktarır ya da seslenme bildirir.“Ne güzel bir kitap bu!”“Hey, bana baksana sen!”cümleleri ünlem cümlesidir.Bunların dışında bazı kaynaklarda istek cümlesi, şart cümlesi, emir cümlesi, gereklilik cümlesi gibi anlamına göre cümleler de verilmiştir. Ancak bu, cümlenin yapısıyla ilgili olmayan sadece anlama bağlı özelliktir. Eğer bunu göz önüne alırsak, her cümleye bir ad bulmak gerekebilir.“Konuşabilirsin ama biraz alçak sesle.”cümlesi şart,“Şimdi bir soğuk su olsa da içsek.”cümlesi istek,“Yarına kadar bu ödevler bitecek.”cümlesi emir,“Bugünün işini yarına bırakmamalısın.”cümlesi gereklilik anlamı veren cümlelerdir.





ÖĞE DİZİLİŞİNE GÖRE CÜMLELER

24 04 2007

B. ÖĞE DİZİLİŞİNE GÖRE CÜMLELERTürkçe’de cümleyi oluşturan öğeler belli bir mantık dizilişine göre sıralanır. Hatta tamlamayı oluşturan sözcüklerin bile bir sıraya göre dizilmesi gerekir. Bu dizilişlerde en önemli unsur yüklemdir. Çünkü dilimizde yüklemin daima sonda bulunması gerekir. İşte öğelerin bu sıralanışına göre, cümleler iki grupta incelenir. 

1. Kurallı CümleYüklemi sonda bulunan, yani öğelerin Türkçe’nin kurallarına göre sıralandığı cümlelerdir. “Buralarda eskiden çok güzel evler vardı.”cümlesinde “vardı” yüklemi sonda bulunduğu için cümle kurallıdır. 

2. Devrik CümleYüklemi sonda bulunmayan cümlelerdir.“Bu kitabı iki yıl önce okumuştum ben.”cümlesinde yüklem “okumuştum” öğesidir. Ondan sonra “ben” öznesi geldiğinden yüklem sonda değildir. Öyleyse cümle devriktir.Bazı cümlelerde ise cümlenin temel öğesi olan yüklemin bulunmadığı görülür. Gerçi “öğe dizilişine göre” dendiğinde sadece kurallı, devrik anlaşılır, ancak yüklemin bulunmaması da cümlede öğe dizilişini etkiler. Yüklemin bulunmadığı cümlelere ise eksiltili cümle denir. 

Eksiltili CümleYüklemi bulunmayan cümlelerdir. Yargının ne olduğu okuyucunun yorumuna bırakılır.  

Örneğin;“Karşımızda geniş ve yemyeşil bir ova… Onun tam ortasında küçük ama çok güzel bir göl…”cümlelerinde yüklem yoktur. Üç noktalar yüklemin eksik olduğunu gösterir. Ancak biz cümlede “vardı, görünüyordu, bulunuyordu” gibi bir yargının verilmek istendiğini anlıyoruz. Öyleyse bu cümleler eksiltili cümlelerdir.





YÜKLEMLERİNE GÖRE CÜMLELER

24 04 2007

CÜMLE ÇEŞİTLERİ Cümleler, kendini oluşturan sözcüklerin anlamlarına, cümlede bulundukları yerlere, türlerine göre değişik özellikler gösterir. İşte bu özelliklere göre cümleler değişik gruplar altında incelenir. Bu grupları biz dörde ayırabiliriz.A. Yüklemlerine Göre CümlelerB. Öğe Dizilişlerine Göre CümlelerC. Anlamlarına Göre CümlelerD. Yapılarına Göre Cümleler 

A. YÜKLEMLERİNE GÖRE CÜMLELERBuna “yükleminin türüne göre” de denilebilir. Çünkü cümleyi yüklemine göre incelerken yüklemi oluşturan sözcüklerin türüne bakılır.  

1. Fiil CümlesiYüklem durumunda bulunan söz, çekimlenmiş bir fiilse, cümle fiil cümlesidir. “Soğuk günler artık geride kaldı.”cümlesinde “kaldı” yüklemdir. Bu yüklem “kalmak” fiilinin bilinen geçmiş zamanda çekimlenmesiyle oluştuğundan, cümle, yüklemine göre fiil cümlesi olur. 

2. İsim CümlesiYüklem çekimli bir fiil değilse, ister isimden ister edattan isterse fiilimsiden oluşsun isim cümlesi sayılır. Yani adına aldanıp sadece ismin yüklem olduğu cümleler olarak anlamamak lazım bunu.“Bu roman, yazarın okuduğum ilk kitabıydı.” cümlesinde yüklem “kitabıydı” sözü üzerine kuruludur ve “kitap” ismi “idi” ekfiilini alarak yüklem olmuştur. Elbette yüklem bu cümlede “yazarın okuduğum ilk kitabıydı” şeklinde bir isim ve sıfat tamlamasından oluşan söz öbeğidir.