DİLDE AKTARMALAR VE AKTARMA ÖRNEKLERİ

6 04 2007

DİLDE AKTARMALAR VE AKTARMA ÖRNEKLERİ

Dünyanın her dilinde rastlanan ve dilcilikte aktarma olarak adlandırılan olaylar, benzetmenin bir ileri aşaması olup anlatıma güç kazandırmak için başvurulan söz sanatlarıdır.52 Örneğin inatçı bir kimse için keçi gibi sözünün kullanılması yukarıda değindiğimiz gibi, bir benzetmeyken aynı kimseden keçi biçiminde söz edilmesi bir aktarmadır. Buna devim aktarması (ya da iğretileme) diyoruz.53 Deyim aktarmasının açık iğretileme denen bir türünde, doğadaki varlıklarla ilgili adların insanlar için kullanılıp aktarılması söz konusuyken kapalı iğretileme denen türünde bunun tam tersi uygulanır; insanlarla ilgili kavramlar, doğadaki varlıklar için kullanılır: boğaz’ın, di/’in, göz’ün, kofun, ayak’m, hatta etek ve yaka sözcüklerinin doğa için kullanılışı (örneğin Çanakkale Boğazı, masanın gözü, ayağı, dağın eteği, Karşıyaka gibi). Bu anlatım biçimi, her dilde, genellikle birbirinden bağımsız olarak yerleşmiştir. Bir başka aktarma türü ise bizim somutlaştırma adını verdiğimiz olaydır ki, bu olayı aşağıda, geniş olarak ele alıyoruz. Bunun yanı sıra, duygu alanları arasında ilişki kurmaya daya- 52) Aktarmalar konusunda geniş bilgi için bkz. Doğan Aksan, Anlambilimi ve Türk Anlambilimi, s. 123-133; 149-155; Her Yönüyle Dil, III, 185-189. 53) Deyim aktarmaları konusunda yine aynı yerlere bkz.

     a) Deyimler ve Deyimlerde Aktarmalar Her dilde, belli bir durumu, bir kavramı, bir duyguyu dile getirmek üzere deyim adını verdiğimiz öğeler kullanılır. Genellikle birden çok sözcükten kurulan deyimler, seyrek olarak da tek bir sözcüğün yan anlamında kullanılmasıyla oluşabilir.55 Türkçeden örnek verecek olursak gözden düşmek, bindiği dalı kesmek, pişmiş aşa su katmak, bir baltaya sap olmak, ağzından girip burnundan çıkmak gibi binlercesini, tek öğeli olanlar için de gözde, akşamcı, gedikli, kaşarlanmış gibi deyimleri gösterebiliriz. Deyimler -bir başka ulusla olan kültür ilişkileri sonunda, ondan çevrilme, alınma değilse- bir dili konuşan toplumun dünya görüşünü, yaşam biçimini, çevre koşullarını, gelenek, görenek ve inançlarını, önem verdiği varlık ve kavramları, kısacası, maddi ve manevi kültürünü yansıtan, o toplumun düşünme biçimini, hatta nükte ve buluşlarını ortaya koyan, dilbilim açısından olduğu kadar yazın ve halkbilim açısından da önemli olan sözlerdir. Ayrıca bu öğeler her dilin iç yapısını, anlam özelliklerini de yansıtır. Bu nitelikleriyle deyimler, her dilin kendine özgü, başkalarından ayrılan bir yönünü oluşturur; bir dilin gerçekleri dile getirmedeki anlayış ve anlatış biçimini gösterir. Dilci ve halkbilim- 54) Bu son iki aktarma türü için de aynı yerlere bkz. 55) Fransızcada tocution ve expression, ingilizcede locution, phrase, term ve idiom, Almanca-da, Redensart ve Ausdruck terimleriyle karşılanan deyim konusunda geniş bilgi için bkz. Ömer Asım Aksoy, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, 3. cilt, Ankara, 1971-1977; Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil, III. cilt, s. 37-39. 91 cilef, yalnızca deyimlerine dayanarak bir toplumun bütün kültürünü inceleyebilir, önemli sonuçlar çıkarabilirler. Her şeyden önce belirtmeliyiz ki, Türkçe, deyimler açısından çok zengin bir dildir. Ömer Asım Aksoy’un yalnızca, bugünkü yazı dilimizde saptadığı deyimlerin sayısı 5742’dir. Bu sayıya elbette, lehçelerde, Anadolu ağızlarında kullanılanlar da katılabilir. Tarihsel metinlerde geçen ve bugün artık yaşamayanları da ekleyecek olursak Türkçenin deyimler yönünden belirgin zenginliği ortaya çıkar. Biz burada doğrudan doğruya deyimler üzerinde durarak bunları sergileme yoluna gitmeyecek, deyimlere, aşağıda inceleyeceğimiz çeşitli anlam olayları ve söz sanatları içinde yer verecek, bunların anlatım güçlerini sağlayan öğeleri de açıklamaya çalışacağız. Daha önceki bölümde değinilen benzetmeler gibi, aktarmalar da en geniş biçimde, deyimlerde kendini belli etmektedir. Deyimlerimizin gücünü oluşturan bu olayların derinliğine inebilmek için sözvarlığımızı bu açıdan incelemek yararlı olacaktır. Bu nedenle, ilk olarak aktarmalar üzerinde duracağız.

    b) Somutlaştırma ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri Bizim somutlaştırma adını verdiğimiz anlatım yolu, dilcilikte deyim aktarması (ya da iğretileme) diye anılan anlam olayının, aktarmaların bir türüdür.56 Her dilde görülen bu olay, soyut, anlatımı güç durumların, olayların, kavramların somut kavramlar aracıyla örneklendirilerek dile getirilmesidir. Bunun en yalın örneği olarak Türkçedeki kavramak ‘bir şeyi elle sıkıca I 56) Deyim aktarması (Yun. metafora, Fr. metaphore, ing. melaphor, Alm. Metapher ve Übert-ragung) çok eskiden beri bilinen bir aktarma türüdür. Bu konuda bkz. Doğan Aksan, An-lambilimi ve Türk Anlambilimi, s. 123 ve ötesi; 153 ve ötesi; Her Yönüyle Dil, III, 187 ve ötesi. Somutlaştırmanın değişik türleri için de aynı yere bkz. tutmak’ eyleminin ‘bir şeyi zihinde aydınlatarak iyice anlamak’ anlamındaki kullanılışını gösterebiliriz. Almancada da aynı anlam için yine ‘kavramak’ demek olan begreifen eylemine başvurulur. Dilde asıl anlamı dışında, ‘bir işte yetişip olgunlaşmak’ yerine kullanılan pişmek gibi, ezilmek, sıkılmak, kızmak, yıpranmak, bozulmak ve benzeri pek çok eylem, hep bu aktarmalarla, bir somutlaştırma sonucunda yeni yan anlamlar kazanmıştır. Bunun yanı sıra, birçok soyut kavramın kökeninde somut bir kavramın yattığı, konunun somutlaştırılarak anlatıldığı da görülür. Nasıl, Türkçede cesaretlendirmek yerine yüreklendirmek denebiliyor, yürek çoğu kez ‘cesaret’ için kullanılıyorsa Fransızcada da coeur ‘yürek’ sözcüğünden türeyen courage ‘cesaret’ anlamına gelir. İngilizcedeki heart ‘yürek’ sözcüğünden türeme hearten eylemi de ‘yüreklendirmek’ demektir. Bu örnekleri bütün dillerden sözcüklerle, kolayca çoğaltabiliriz. Somutlaştırmanın çok belirgin ve güçlü örneklerini deyimlerde görmekteyiz. Örneğin Türkçedeki doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı deyimi bir kurtuluş, bir çözüm, bir çıkış yolu bulunamayan durumları böylesine dile getirir. Temeli yine bir benzetmeye dayanan akıntıya kürek çekmek, öküz altında buzağı aramak, çayı görmeden paçaları sıvamak, iki ayağını bir pabuca sokmak, delik büyü/c yama küçük, yangına körükle gitmek… gibi yüzlerce, binlerce deyim, somutlaştırmadan kaynaklanır. Bir durum, bir olay, bir duygu anlatılırken benzeri bir somut örnek yaratmak üzere onu âdeta belli bir’ olayla sahneye koyma yoluna gidilir. Değişik dillerde görülen somutlaştırma eğiliminin Türkçenin deyimlerinde çok yaygın bulunduğunu, deyimlerin en büyük bölümünde somutlaştırmalara başvurularak anlatıma güç kazandırılmak istendiğini görüyoruz. Anlatılması güç durumların, dünyanın her yerinde insanoğlunun karşılaşabileceği birtakım davranışların, uçucu, tanımı zor duyguların somutlaştırma yoluyla, 92 93 durumu somut bir biçimde ortaya koyan deyimlerle dile getirildiğine tanık oluyoruz. Türkçe, bu kavramların anlatılmasında duruma uygun düşen sahneler çizmekte, güçlü bir ressamın birkaç çizgisiyle konusunu ortaya koyusu gibi, konuyu canlandırı-vermektedir. Burada birkaç örnek üzerinde, özellikle durmak istiyorum: Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla (işit) deyimini bir sözlük yazarken açıklamak gerekse, tanımını vermek gerçekten güçtür. Üniversitedeki öğrencilerimden, tanımlamalarını istediğimde, her seferinde çok zorlandıklarını, iyi bir tanıma ulaşamadıklarını görmüşümdür. Benim şu açıklamamın da eksiksiz olmadığını sanıyorum: “Bir şeyi, uyarmak istediğimiz kimseye doğrudan doğruya değil, onun da etkilenmesini sağlayacak yolda, kendisini kırmadan, dolaylı olarak söylemek”. Ömer Asım Aksoy, deyimi açıklarken,57 “Düşüncelerimi çok yakınım olan birisine söylüyorum. Ama maksadım bunları onun bilmesi değil, doğrudan doğruya kendisine söylemeyi uygun bulmadığım kimsenin bilmesidir. Çünkü sözlerimi ikisi birden dinlemektedir” diyor. Bu deyim Türkçenin anlatım gücünü ortaya koymakta, Türk’ün ne denli sanatlı, ince, ayrıntıya inebilen anlatım yollarına sahip bulunduğunu göstermektedir. Çeşitli lehçelerde de bulunan bu deyimin çok eski olduğu anlaşılmaktadır.58 Benzeri bir yabancı sözle karşılaştırılınca gücü daha iyi beliriyor: Fransızca-daki battre le chien devant le lion (“aslanın önünde köpeği dövmek”) deyiminde, güçlünün önünde ve ona gücü yetmeyeceği için güçsüzün dövülmesi, horlanması gibi bir ayrım da vardır. Ancak Türkçedekinin inceliği ve yararlandığı benzetmenin konuyu eksiksiz anlatmadaki becerisi de dikkati çekicidir. Alman- 57) Deyimler Sözlüğü, 2, 786. 58) Türkçenin Türkmen lehçesinde gizim sana aydyan, gelnim sen eşit biçimine rastlanıyor (bkz. I. Çeneli, Türkmen atasözlerinden örnekler: T. Folklor Ar. No. 338 [1977], 8089). 94 cadaki benzeri atasözü, man meint den Hund und schlagt den Sack (“köpek kastedilir ve çuval dövülür”) ve bir başka biçimi olan den Sack schlagen und den Esel meinen (“çuvalı dövmek ve eşeği kastetmek”) deyimi ise daha değişik imgelerden yararlanır. Türkçe anlatımın gücü ve özgünlüğü, sanırız, bu karşılaştırmalarla daha iyi belirmektedir. Burada, diller, dolayısıyla o dilleri konuşan toplumların kendine özgü düşünme, benzetme ve anlatım ayrımlarını ortaya koyacak birkaç örnek üzerinde daha duralım: Türkler bir kimseye, olmayacak bir işi basarsa bile bir iş için izin verilemeyeceğini anlatmak üzere ağzıyla kuş tutsa (faydası yok ya da nafile) biçiminde bir benzetmeye başvururlar. Burada gerçekleştirilemeyecek, becerilemeyecek bir iş için ağızla kuş tutmak gibi, gerçekten olanaksız bir olaydan yararlanan bir benzetmeye gidilmiştir. Olanaksız bir şeyi yapmayı düşünmek ya da yapmaya kalkmak anlamını verebilmek için Fran-sızcada prendre la lune avec les dents (“ayı dişler [iy]le almak, tutmak”) gibi imaja başvurulur. Almancada ise Türkçedeki ağzınla kuş tutsan faydası yok deyimine yaklaşan wenn du dich auf den Kopf stellst (“başının üzerine dikilsen”) sözüyle aynı olanaksızlık belirtilir. Türkçedeki topun ağzında olmak deyimi bir kimsenin tehlikeye çok yakın, sürekli tehlikede olduğunu anlatmak üzere kullanılır. Buna yakın anlamdaki kelle koltukta olmak deyiminin ise Farsçadaki benzeriyle (ser-i hod [ya da hîş] ber kef nihâden) (“başını ele almak”) ilişkisi olabilir. Fransızcadaki le couteau sur (ya da sous) la gorge (“bıçak boğazında”) deyimi de buna yakın bir anlamdadır; bir şeyi zor altında yapmayı, korkutularak yapmaya zorlanmayı anlatır. Türkçedeki ensesinde boza pişirmek yine çok güçlü ve özgün bir anlatımın tanığıdır. Boza gibi güç pişen bir içeceğin bir insanın ensesinde pişirilmesi gibi bir tasarım, bir kimseye 95 t ne büyük sıkıntılar çektirildiğini, ne kadar eziyet edildiğini anlatabilmek için kullanılan, zor bulunabilecek bir benzetmedir. Türkçeye, sözcüğü sözcüğüne ‘birinin sırtında şeker kırmak1 biçiminde çevrilebilecek olan Fransızca casser du sucre sur le dos de quelqu’un deyimi ise bambaşka bir kavramı (“birini çekiştirmek, hakkında atıp tutmak, dedikodusunu yapmak”) yansıtır. Türkçedeki çok değişik somutlaştırmalardan birkaç örnek üzerinde daha duralım: Nedeni anlaşılamayan, yeri ve zamanı olmayan bir yakınlık göstermenin somut bir biçimde dile getirilişini bayram değil, seyran değil (ya da düğün değil bayram değil) eniştem beni niye öptü deyiminde görüyoruz. Bu deyimle aynı zamanda yersiz ve zamansız olarak bir kimseye ilgi gösterip iltifat etmenin gizli bir nedeni olabileceği biçimindeki bir sezgi, bir yorum da nükteli biçimde anlatılmış oluyor. Çözümlenmesi, doğru yolun kestirilmesi güç, olanaksız bulunan durumlarda her seçeneği bir engel ya da bahaneyle bir yana atan kişilerin davranışlarını anlatmak üzere söylenen, “Baba bir hırsız tuttum. -Getir! -Gelmiyor; -Bırak! -Gitmiyor” sözü de aynı açıdan çok ilginçtir. Türkçe burada âdeta bir tiyatro oyunundan bir sahne vermekte, kişilerin kimi zaman rastlanan davranışlarını çok somut bir biçimde ortaya koymaktadır. Denizi (denizden) geçip çayda boğulmak da böyle bir somutlaştırma ürünüdür. Yapılması çok zor bir işi başarıp da ona oranla çok küçük bir sorunu çözemediği için başarısızlığa uğrayan bir kimsenin ya da kimselerin durumunu anlatmak üzere kullanılır. Aşağıda verilen örneklerden de görüleceği gibi, deyimlerde somutlaştırma eğilimi önemli bir rol oynar. Bunlardan, önce eylemlerle kurulmuş deyimlere yer verelim: 96 iğneyle kuyu kazmak kılı kırk yarmak ince eleyip (eğirip) sık dokumak armudun sapı var, üzümün çöpü var demek kendi yağıyla kavrulmak sinekten yağ çıkarmak (sineğin yağını hesap etmek) sakaldan kesip bıyığa eklemek ayağını yorganına göre uzatmak pişmiş aşa (soğuk) su katmak kaş yapayım derken göz çıkarmak topal eşekle kervana karışmak gâvura kızıp oruç bozmak İsa’yı küstürmek, Muhammet’i de memnun edememek ata et, ite ot vermek suyu bulandırmak Sultanahmet’te dilenip Ayasofya’da sadaka vermek Müslüman mahallesinde salyangoz satmak körler mahallesinde ayna satmak atla arpayı bozuşturmak dokuz doğurmak diken üstünde oturmak etekleri zil çalmak kabına sığamamak yüreğinin yağı erimek yüreği ağzına gelmek şeytanın yattığı yeri bilmek lep demeden leblebiyi anlamak (birini) suya götürüp susuz getirmek (birinin) ayağının altına karpuz kabuğu koymak (birinin) ayağını kaydırmak (birinin) ağzından girip burnundan çıkmak bindiği (oturduğu) dalı kesmek 97 tuttuğu dal elinde kalmak ipin ucunu kaçırmak pusulayı şaşırmak (bir) pire için yorgan yakmak baltayı taşa vurmak altın adını bakır etmek Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak doğmamış oğlana (çocuğa) don (fistan) biçmek çayı görmeden paçaları sıvamak başını taştan taşa vurmak (hangi taş sert ise ona vurmak) attan inip eşeğe binmek atını sağlam kazığa bağlamak saçını süpürge etmek göğüs germek göbeği çatlamak eli böğründe kalmak gözünü budaktan sakınmamak (birinin) kulağını bükmek göz yummak burnundan düşen bin parça olmak diş bilemek uyuyan yılanın kuyruğuna basmak akıntıya kürek çekmek tavşana kaç, tazıya tut demek öküz altında buzağı aramak aba altından değnek (sopa) göstermek ağaca çıksa pabucu yerde kalmamak cihan yansa içinde hasın olmamak nabza göre şerbet vermek bin dereden su getirmek gökte ararken yerde bulmak boy hedefi olmak (birinin) çanına ot tıkamak taşı gediğine koymak açık kapı bırakmak ayaklar baş, başlar ayak olmak hizaya gelmek hizaya getirmek dal budak salmak ok yaydan çıkmak çivisi çıkmak gemi azıya almak örtbas etmek kaşığıyla verip sapıyla göz çıkarmak59 koyduğum yerde otlamak gözünün üstünde kaşın var dememek yorgunu yokuşa sürmek tükürdüğünü yalamak yakayı ele vermek yakayı kurtarmak küpünü doldurmak (birinin) kanını kurutmak (birinin) ekmeğine yağ sürmek (birinin) gönlünü yapmak (birinin) suyuna gitmek içine kurt düşmek kurtlarını dökmek (birinin) ağzına bir parmak bal çalmak (birinin) önüne bir kemik atmak burnu kaf dağında olmak ölmüş eşek aramak 59) Lehçe ve ağızlarda çok yaygın olan bu sözün Kazan lehçesindeki biçimi kaşığı bilen bire, sabi bilen küzni cıgara, Dobruca’daki biçimi se kaşıgıman aş berer, sabıman koz şıga- nrtlır. 98 99 “Hl pes etmek öpüp başına koymak bıçak kemiğe dayanmak mendil açmak avuç açmak kesenin ağzını açmak kavuk sallamak el etek öpmek kuyruk sallamak kol kanat germek kanatları altına almak ocağını tüttürmek ocağı sönmek ocağını söndürmek (birinin) kulağına bir şey koymak kulağına küpe etmek kulağı kirişte olmak kulak kabartmak kulak asmamak mürekkep yalamak (yalamış olmak) esamisi okunmamak içine doğmak koltukları kabarmak kuru tahtada kalmak piç olmak (birinin) ağzını kapamak sırra kadem basmak canına sokacağı gelmek Bu örneklerin daha pek çoğu gösterilebilir. Bilindiği gibi, her toplumda bir durum, belli bir tepki ve bir duygunun jest ve mimiklerle dile getirildiği görülür. Bir şeye 100 olumsuz yanıt verme, bilgisi olmadığını belirtme için kişi, toplumda yaygın olan jest ve mimiklerden yararlanır. Örneğin omuzlarını hafifçe kaldırıp dudaklarını belli bir biçime getirmek Türkler için bir şeye aldırmamak, o şeyle ilgilenmemek ya da o konuda bilgisi olmamak anlamına gelir. Türkiye Türkçesinde bu jest ve mimiklerin sözcüklere dönüştürülerek bir somutlaştırmayla belli kavramları dile getirdiğini görüyoruz: parmağı ağzında kalmak ‘şaşmak’ parmak ısırmak ‘şaşmak, hayranlık belirtmek’ yaka silkmek ‘bıkmak usanmak, nefret etmek’ yüzü kızarmak ‘utanmak’ burun kıvırmak ‘önem vermemek, beğenmemek1 omuz silkmek ‘aldırmamak, ilgilenmemek’ ses çıkarmamak ‘kabullenmek, karşı çıkmamak’ gibi. Aşağıda vereceğimiz örnekler daha çok, bir yargı bildiren, bir tümce oluşturan deyimlerdir ki, kavramı genellikle, olmuş bir olaya dönüştürerek somutlaştırmayla anlatır: Ne kızı veriyor, ne dünürü küstürüyor Öküz öldü, ortaklık bitti (bozuldu) Kedi olalı, bir fare tuttu Çiğ yemedim ki karnım ağrısın Dağ fare doğurdu Eski çamlar bardak oldu50 Ölme eşeğim ölme (yaza yonca bitecek) Saçın ak mı, kara mı, önüne düşerse görürsün Kestane kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş 60) Burada bardak sözcüğünün eski anlamını (“tahta testi”) bilmeyenler değişik bir ilişki kurarak sözü eski camlar… biçimine sokmuşlardır ki, aynı deyimin bir variyantı olarak yaşayan bu biçimde cam’m yer alışı doğal bir dil olayı olarak düşünülebilir. 101 Yağmur olsa kimsenin tarlasına yağmaz Ne kokar ne bulaşır Fare deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna kabak bağlamış Tencere dibin kara, seninki benden kara Boyacı küpü değil ki (hemen daldırıp çıkarasm) Deveye “boynun eğri” demişler, “nerem doğru ki?” demiş Takke düştü, keller göründü Kel başa şimşir tarak6’1 Aşağı tükürsem sakal(ım), yukarı tükürsem bıyık(ım) Bu değirmenin suyu nereden geliyor? Alacağına şahin, vereceğine karga Gündüz külâhlı, gece silâhlı Hem nalına, hem mıhına Yukarıdaki örnekler anlam açısından dikkatle incelenecek olursa bu sözlerin her birinin birbirinden az çok ayrılan değişik durum ve olayları, insanoğlunun her toplumda karşılaşılan tutum ve davranışlarını dile getiren güçlü somutlaştırmalar olduğu görülür. Hemen hepsi ters, olmayacak, yapılması gereken bir davranışı anlatan aşağıdaki deyimler arasında, anlattıkları kavramlar açısından fark vardır: Örneğin baltayı taşa vurmak’ı ele alacak olursak çok keskin olması gereken, ancak ağacı kesmek üzere keskinleştirilen ve sert nesnelere vurulduğunda hemen bozulan baltanın taşa vurulması, hiç yapılmaması gereken, son derece yanlış bir iştir; istenmeden büyük bir hata işlemek, farkında olmadan önemli bir yanlış yapmak gibi bir durum, ancak böyle bir anlatımla somutlaştırılabilirdi.62 Pişmiş aşa (soğuk) su katmak deyimi ise yapılmakta, sonuçlanmak üzere olan bir işi engelleye- 61) Bu deyim lehçelerde de vardır. Örneğin Kazan lehçesinde “Taz (daz) başka (başa) timir tarak” biçiminde yaşar. 62) Almancada aşağı yukarı aynı durumu dile getiren einen Bock schiessen “tekeyi vurmak” deyimi kullanılır. 102 cek, işin gidişini ve sonucunu kötüleştirecek bir girişimde bulunmak anlamına gelen, böylesine bir somutlaştırmadır. Aynı kavram alanına giren kaş yapayım derken göz çıkarmak deyiminde yine büyük bir hatanın işlenmesi söz konusudur. Ancak burada bir şeyi farkında olmadan yapmak değil, iyi niyetle ve önemli olmayan bir yönünü düzeltmek amacıyla başlanan bir işte son derece kötü sonuç verecek bir yanlış adım atılması, dönülmeyecek bir sonucun alınması anlatılır. Ata et, ite ot vermek, bütün bütün yanlış ve ters bir işi gerçekleştirmek anlamındadır. Gâvura kızıp oruç bozmak ise konuyla ilgisi olmayan bir nedenle kızarak gereksiz yere, kendisine zarar verecek bir iş yapmayı anlatır. Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak yine yanlış bir davranışın anlatımıdır. Ancak burada, biraz tamah sonucu, daha iyiyi sağlamaya çalışırken eldekini yitirme gibi kötü sonuç veren yanlış bir davranış söz konusudur. Tıpkı bu örneklerde olduğu gibi, başka bir kavram alanı oluşturan aşağıdaki deyimlerde de birbirinden farklı durumlar, nitelik ve davranışlar, somutlaştırmalarla dile getirilir. (Birini) suya götürüp susuz getirmek’te insanı her durumda aldatabilecek kadar kurnaz olan bir kimsenin niteliği anlatılmıştır. Şeytanın yattığı yeri bilmek deyiminde yine kurnazlığın anlatımı söz konusu olmakla birlikte, bir kimseyi kandırma, aldatma eyleminden söz edilmez. Şeytana pabucunu ters giydirmek deyiminde ise yine aynı kavramla ilgili olmakla birlikte, daha çok tanık olunmuş bir duruma dayanan kurnazlık nitelemesi vardır. Bir başka kavram alanına geçecek olursak kendi yağıyla kavrulmak deyiminde, kendi olanaklarıyla çok tutumlu, ekini belli etmeyen bir geçim anlatılırken aynı kavram alanına giren sinekten yağ çıkarmak’ta hem hasislik hem de her işin çıkar sağlanabilecek bir yönünü hesap edip ona göre davranma dile getirilir. Sakaldan kesip bıyığa eklemek deyimi kendi yağıyla kavrulmak deyimine anlamca çok yakın olduğu halde birincisi 103 daha çok, eyleme dönüktür; geçmiş, tanık olunmuş olaylara dayanırken ikincisi süreklilik gösterir; sürekli bir geçim biçimini anlatır. Bu örnekleri de kolayca çoğaltabiliriz. Hemen her demet içinde yer alan deyimlerde değişik benzetmelerle birbirinden anlamca ayrılan somutlaştırmalarla karşılaşırız. Çoğunluğu eylemlerden oluşan yukarıdaki somutlaştırma örneklerinden sonra, tamlama ve tek öğeli deyim niteliği taşıyan kimi deyimlere de kavram alanlarına göre yer vermek istiyoruz ki, bunlarda da özgün ve güçlü benzetmelerle somutlaştırmaya başvurulduğu görülmektedir. Kavram alanlarına göre ele alınacak olursa, insanlara özgü huyların, karakterlerin, ruhsal yapıların ve niteliklerin belirlenmesinde yararlanılan deyim aktarmalarının sayısı yazı dilimizde adamakıllı kabarıktır. Bunlarda dikkati çeken bir nokta, özellikle yadırganan, hoşlanılmayan ruhsal yapıları dile getirenlerin, kötüleyici, aşağılayıcı olanların sayısının çokluğudur. Bunları, anlamca yakınlıkları açısından, öbekler halinde sıralamayı uygun bulduk: kaypak sinameki iki yüzlü fırdöndü fırıldak cambaz sinir küpü deli fişek deli bozuk kavga kaşağısı eli maşalı eli sopalı mikrop karıştırıcı kara çalı yılan iblis gâvur III feleğin çemberinden geçmiş şeytan şeytanın art ayağı kulağı kesik hinoğluhin lâf ebesi çene kavafı çalçene çenesi düşük çenesi kuvvetli çenebaz IV eli bayraklı çirkef kaçık yaltakçı şakşakçı dalkavuk kılkuyruk çanak yalayıcı yağcı sallabaş kahve dö- vücünün hınk deyicisi çıtkırıldım nanemolla VI muhallebi çocuğu hanım evlâdı anasının kuzusu mahalle karısı sokak süpürgesi fındıkçı erkek Fatma düttürü Leyla saçaklı Kaziye kokmuş VIII IX boşboğaz çaçaron dilli düdük ağzı lâf yapan ağzı kalabalık eli yufka cebi delik ipsiz boş gezenin boş kalfası kaldırım mühendisi donsuz yapışkan sulu VII pişkin yüzsüz tok evin aç kedisi arayıcı fişeği piç kurusu şeytan çekici bacaksız cin tekne kazıntısı 104 Bu örneklere, değişik alanlardan kavramları yansıtan ta- maymun, telaşe müdürü, lüzumsuz işler müdürü, so- 105 ¦ il ğuk neva, yere bakan, şıpsevdi, gelgeç, maymun iştahlı, kulağı delik, ağzı sıkı, ağzı pek, eli sıkı, mıhsıçtı, kirli çıkı… gibi pek çoğunu ekleyebiliriz. Birkaçı dışında, tümüyle olumsuz yargıları yansıtan bu örneklerden, özellikle karakter açısından güvenilmez nitelikteki insanları belirleyenlerin (I. öbek) ve gereksiz yere, çok konuşanları betimleyenlerin (III. öbek) sayısının kalabalık olduğu görülmektedir. Bizce bu durumda, Türklerin bu iki tür insanla ilgili değerlendirmelerinin etkisi olmalıdır. Özellikle çok konuşmanın ve fazla konuşan kişinin toplum içindeki değerlendirilişi ilgi çekicidir. Anlatım yolu, anlatımdaki özgünlük ve başarı açısından ele alacak olursak, çok ve yersiz konuşanlarla ilgili deyimlerden lâf ebesi ve çene kavafında bir yaratı sayılabilecek buluşlar, an-lambilim açısından “alışılmamış bağdaştırmalar”63 sayılabilecek anlatım biçimleriyle karşılaşırız. Çenebaz bir ömekseme (analo-gie) ürünüdür (krş. cambaz, hokkabaz gibi örneklere uydurulmuştur). Dilli düdük bir aktarma, çaçaron ise Cicero kişi adından bozma, onunla ilgi kuran bir anlatım biçimidir. Sinirli, kavgacı kişileri dile getiren II. öbekteki e/i maşalı, eli sopalı, eli bayraklı deyimleri doğrudan doğruya birer figür yaratarak bunların ortaya koyduğu tasarımlardan ve duygulardan yararlanmakta, etkili anlatıma yönelmektedir. IV. öbekteki-lerden kahve dövücünün hınk deyicisi, çanak yalayıcı, kılkuyruk, çok güçlü benzetme ve tasarımların tanığıdırlar. Gerek bu örneklerde, gerekse V. öbekteki kaldırım mühendisi deyiminde, aynı zamanda nükteyle ve güçlü bir yaratıyla karşılaşıyoruz. V. öbekteki çıtkırıldım ise yansımalardan da yararlanan çok canlı bir betimleme örneğidir. Doğrudan doğruya kadınlar için kullanılan VIII. öbekteki örneklerden solca/c süpürgesi, doğadaki nesnelerin insan için kullanılmasıyla oluşan bir aktarma türüdür; çok gezen, durma-63) Alışılmamış bağdaştırmalar için bkz. Doğan Aksan, Her Yönüyle Dil, III, 204-206. 106 dan sokakta dolaşan kadınları betimlemeye yönelir. Çocukları nitelemek için başvurulan öğelerin yer aldığı IX. öbekteki arayıcı fişeği de aynı yoldan anlatımın örneğidir. Tekne kazıntısı ise yaşlanmış ve artık çocuğu olmayacak kimselerin son çocuklarını anlatmada kullanılan ilgi çekici bir benzetme, özgün bir aktarmadır. İnsanların beğenilen huylarını ve niteliklerini belirlemede başvurulan aktarmalara örnek olarak da aşağıdaki deyimleri verebiliriz: uyaroğlu çöpsüz üzüm yumuşak başlı alçak gönüllü gönlü bol gönlü zengin gönlü tok gözü tok tok gözlü insan sarrafı Bu deyimler içinden, insanlar, özellikle evlenmesi söz konusu olan genç erkekler için kullanılan çöpsüz üzüm, Türkçe-nin bizce en güzel deyim aktarmalarından biridir. Üzüm gibi tatlı, sevilen bir yemişin bir de çöpünün olmayışı, onun zevkini büsbütün artırır. ‘Kusuru, takıntısı olmama’ kavramını somut bir biçimde dile getirmek için oluşturulan bu tamlama, evlenmeye aday kimselerin durumlarının çok elverişli, yakınlarının az olduğu hallerde kullanılır. İnsan sarrafı da ilgi çekici bir örnektir; yukarıda geçen çene kavafında olduğu gibi, burada da bir meslek adı, bir benzetme öğesi olarak kullanılmış, insanları iyi tanıyan, deneyimli bir kişi, tıpkı altın, gümüş gibi değerli maddelerin uzmanı olan kişi gibi düşünülmüştür. 107 w İnsanların fiziksel yapılarını, dış görünüşlerini betimlerken doğadaki varlıklardan, onlarla olan benzerliklerinden yararlanan deyim aktarmalarına da başvurulur. Bunlar çoğunlukla kötüleyici, aşağılayıcı anlamda kullanılır: irikıyım çam yarması yağ tulumu at anası tosun hamhalat II bastıbacak yerden bitme yer cücesi kavruk fındık kurdu çitlembik maymun şebek çehre züğürdü pişmiş kelle III yüzüne bakılmaz karakoncolos işkembe suratlı muşmula suratlı kepçekulak kocakafa sallabaş64 pisbıyık baston yutmuş sırık Bu örnekler içinden I. öbektekiler iri yapılı kimseler için kullanılmakta, II. öbektekiler bunun tersi niteliktekileri betimlemekte, III. öbektekiler ise yüz çirkinliğini, belirli fiziksel özellikleri dile getirmektedir. Her biri değişik bir benzetme ve buluş niteliği taşıyan bu deyimler içinden örneğin pişmiş kelle, sürekli, yerli yersiz dişlerini göstererek sırıtan bir insan için kullanılan çok başarılı bir benzetme örneğidir. Çoğunlukla, doğadaki nesnelerin insana uygulanmasıyla oluşturulan bu örnekler içinden baston yutmuş’ta da özgün, ama eğlendirici bir benzetmeyle karşılaşıyoruz. Konular, durumlar, işler, sorunlar için de aşağıdaki aktarmalara başvuruluyor: çıbanbaşı ömür törpüsü demir leblebi ateşten gömlek kör dövüşü temcit pilâvı yılan hikâyesi kurt masalı bityeniği kuyruk acısı kurusıkı çocuk oyuncağı devlet kuşu yürek yarası içler acısı 64) Burada, önceki anlamdan ayrı olarak, sürekli başını sallayan kimseleri betimlemekte kula-nıldığını belirtmeliyiz. Çoğunluğu, kötülemeli anlatımı yansıtan bu örneklerden çıban başı’nda deşilmesi, ele alınması tehlikeli olan, sürekli tehlike yaratan bir durum, bir sorun dile getirilmekte; ateşten göm-lek’te yine aynı türden bir somutlaştırmadan yararlanılmaktadır. Ömür törpüsünde soyut bir kavramın, insana durmaksızın eziyet çektiren, onu hırpalayan bir sorunun, eziyetli bir işin somut bir nesneyle dile getirilmesi söz konusudur; törpünün, sürüldüğü maddeyi aşındırma özelliğinden yararlanılarak, insanın ömrünü kısaltan konu “törpü” kavramıyla ilişkiye sokulmuştur. An-lambilim açısından önceleri alışılmamış bir bağdaştırma iken sonradan genelleşince dile yerleşmiş, alışılmış duruma gelmiştir. Demir leblebide gerçekleştirilmesi çok güç bir iş, başa çıkılması zor bir kimse anlatılmaktadır. Kör dövüşü örneğiyle de son derece güçlü bir imge yaratılmıştır. Ortak bir doğrultuda çaba harcamaları, savaşmaları gereken kimselerin, kimin ne yaptığı, hangi amaca yöneldiği, kimin kazandığı belli olmayacak bir duruma gelmiş çabalamaları betimlenirken körler arasında yapıldı- 108 109 ğı varsayılan bir dövüş tasarlanmıştır. Kuyruk acısında ve öteki örneklerde de aynı güçlü aktarmalar göze çarpıyor. Bütün bu örnekler Türkçenin, bu arada onun bugünkü en önemli temsilcisi Türkiye Türkçesinin yazı dilinin ne denli güçlü anlatıma yöneldiğine, deyim aktarmalarına ne kadar büyük ölçüde yer verdiğine tanıktır. 

    c) Anadolu Ağızlarında Somutlaştırma Anadolu ağızlarının çok zengin sözvarlığı içinde, yazı dilinde olduğu gibi, soyut kavram, durum ve davranışları somut bir biçimde, aktarmalardan yararlanarak dile getiren birçok örnek vardır. Bu örnekleri aşağıdaki öbeklerde sıralayarak gözden geçirmek istiyoruz: 1) İnsanoğlunun değişik durumlarda ortaya çıkan tutum ve davranışlarını somutlaştırarak anlatanlar: Sağdım sütünü, okşadım budunu; sağamadım sütünü, kör inek koydum adını (İsparta, Bölge I).65 Bu söz, kendisinden yararlanılırken hoş tutulan, övülen kimsenin bu yararlanma durumu sona erince hor görülmesi biçimindeki bir davranışı bir inekle onun sağılması üzerine uygulayarak dile getirir. Yaza çıkarttık danayı, beğenmez oldu anayı (Kayseri, Bolu, Bölge I) sözü ise iyi bir ortama ve koşullara kavuşan kimsenin güç beğenir, kendini beğenir duruma gelmesini bir hayvana uygulayarak anlatır. Mundar öldüğüne bakmaz, öd ağacından tabut ister (Bo- 65) İsparta’da derlenen değişik biçimi şöyledir: “Sütlü iken sağdım sütünü, sütsüz iken koca domuz koydum adını” (Silifke – içel). lu, Konya, Bölge I) deyiminde de yine bir başka davranışın dile getirildiğini görüyoruz; burada da durumunun kötülüğüne, yoksulluğuna karşın gözü yükseklerde olan kişinin davranışları anlatılır. Köy buldu da Müslüman sorar (Malatya, Bölge I), yine böyle bir anlatım biçimidir; zor koşullarda aradığını bulan, ama bununla yetinmeyen, titizlenen kimsenin tutumunu dile getirir. Yoksulluğuna, elverişsiz durumuna bakmadan dış görünüşünü iyi göstermeye kalkan, gözü yukarılarda olan insanların bu davranışlarını dile getirmek üzere kullanılan aşağıdaki, birbirine yakın sözler bu davranışın ne türlü yadırgandığını göstren ilginç örneklerdir: Evde yok un bulgur, kır ata binmiş hop hop (ne yaman) kalgır (Konya, Afyon, Bölge I) Evinde yoktur gecelik, gönlünden geçer hocalık (Kars, Bölge I) Evinde yok ayran aşı, kendi gezer bölük başı (Bilecik, Bölge I) Evinde yok bulgur, ağzı çalıyor tambur (Malatya, Bölge I) Elinde yok mangır, gözü sarayda kalgır (İsparta, Bölge I) Gece mitilde yatar, gündüz çalım satar (Elazığ, Bölge I) Başındaki fese bak, girdiği kümese bak (Bolu, Bölge I) Pantolu kumaş, evinde yoktur aş (Hakkâri, Bölge I) Kepeği yok itine, kemha yamar götüne (Ordu, Bölge I) Aba bulamaz etine, atlas yamar götüne (Ordu, Bölge II) Kılığı adam kılığı, yediği ekmek kırığı (Muğla, Bölge II) Bakmaz haline, halhal takar koluna (İçel, Bölge II) Çalımına bakarsın, çırak durasın gelir; evine bakarsın, sadaka veresin gelir (Kayseri, Bölge II) Çuvalında buğday yok, boş değirmen arar (Balıkesir, Bölge I) 110 111 Bir şinik darısı var, beş değirmende un öğütmek ister (Niğde, Bölge II) Ahırda yatar, düşünde padişah görür (Niğde, Bölge II) Malını kedi götürür, gönlünü deve götürmez (Burdur, Bölge II) İş buyursan kaykılır, bir iplik çeksen kırk yaması birden dökülür (Afyon, Bölge II) 2) Değişik insan karakterlerini somutlaştırma yoluyla dile getiren deyimler-. Hem kız evinde oynar, hem oğlan evinde (Antalya, Bölge D Dağı görür tavşan, suyu görür balık olur (Sivas, Bölge I) Suyu görür balık olur, pusu görür tilki olur (Kırşehir, Bölge II) Kurtla güler, kuzuyla ağlar (Bolu, Bölge I) Ölüyü görür ağlar, davulu görür oynar (Niğde, Bölge II) Düğün evinde oynarım, ölü evinde ağlarım (Alanya Folkloru III, 53) Davulu gördüm oynarım, ölüyü gördüm ağlarım (Alanya Folkloru III, 49) Hangi tavuğun darısı çoksa onun civciviyim (Ankara, Bölge I) Arasa’da dilenir, Kalaltı’nda sadaka verir (Gaziantep, Bölge 1)66 Mercimek ağacından kırk günde iner (Alanya Folkloru ‘ III, 76) Eşine eşine çihdi tandır başına (Erzurum)6? 66) istanbul ağzındaki Sultanahmet’te dilenip Ayasofya’da sadaka vermek deyimiyle bunun arasındaki yakınlık ilgi çekicidir. 67) Çeşitli oyunlar çevirerek bir kimsenin önemli bir mevki elde edişini dile getirir (Efrasiyap Gemalmaz, Erzurum Ağzı, III, 299). 112 Bir yargı bildiren, birer tümce kuruluşundaki bu örneklerin yanı sıra, Anadolu ağızlarında çok değişik aktarmalardan yararlanan ve çoğunluğu tamlamalardan oluşan aşağıdaki örnekler de karakterleri somut bir biçimde dile getirir: Yazı dilinde olduğu gibi, ağızlarda da ‘geveze’, ‘çok ve yersiz konuşan’ kavramı için çok değişik deyim aktarmalarından, somutlaştırmalardan yararlanılır. Yalnız bu kavram için, doğrudan doğruya ağızlarda kullanılan türetmelerin dışında, şu karşılıklara da rastlıyoruz: dilli dibek (Van, DS, IV) dil damak (Burdur, Gaziantep, DS, IV) yel değirmeni (Sivas, DS, XI) çenesi yelli (Kayseri, Bölge I) çenesi şakırdak (Bolu, DS, III) yalak (Afyon, Aydın, İzmir… DS, XI) şakşak (‘büyük taneli tespih’ anlamı da vardır; Tokat, Eskişehir, Ankara dolayları, DS, X) bağırtlak (Balıkesir, Kastamonu, Çankırı… DS, II) “Sıkılgan” kavramını adlandırırken ağızlarda ağzı yumruk (Amasya, DS, I); ağzı yumlu (İsparta, Tokat, Sivas, Konya, DS, I) gibi birden çok öğeli aktarmaların yanı sıra singin (İsparta, Giresun, Konya, Muğla, DS, X); yumulgan (Giresun, DS, XI); utansak, utancak (Çorum, Samsun, Amasya… DS, XI); udlu (İsparta, DS, XI); büznük (Kars, Erzurum, DS, II) gibi tek öğeli, aktarmalı türetmelerden de yararlanılır. Bu örneklere değişik kavram alanlarından seçtiğimiz, yine insan karakterlerini somutlaştırmayla canlandıran aşağıdaki örnekleri de ekleyebiliriz: sır tutmayan kimse’ sırrını saklayan kimse’ içinden pazarlıklı’ boğazı kısa (Edirne, DS, II) yer delen (Kars, Bölge I) dişi kamında (Niğde, DS, IV) 113 ‘saf görünen kurnaz’ ‘sessiz, anlayışsız’ ‘geç kavrayan’ ‘ağır kanlı, kaygısız’ ‘cimri, görgüsüz’ ‘yabani’ ‘görgü kurallarını bilmeyen, kaba’ ‘parasız, yardıma muhtaç’ ‘tembel’ ‘bir şeyi elinin ucuyla tutan’ ‘titiz, huysuz’ ‘sinirli’ ‘çabuk kızan’ ‘kavgacı’ ‘dönek’ ‘inatçı’ ‘kıskanç’ ‘dedikoducu’ (kadın) ‘ahlâksız’ ‘ahlâksız, arsız’ (kadın) değersiz, bayağı kimse’ heybeli melek (Niğde, Bölge II) saman sığırı (Burdur, Bölge I) soğuk beyinli (Afyon, Bölge I) gıcılamaz kağnı (Niğde, Bölge II) karaçanak (Artvin, DS, VIII) gözü dar (Niğde, Gaziantep, Bölge I) ılkıdan tutma 68 (Tokat, DS, VII) akkaya bülbülü (Edirne, DS, I) ciğeri çıkık (Alanya Folkloru, III, 101) yapışık (Niğde, DS, XI) ağır daban (İsparta, Burdur, Tokat, DS, I) mum elli (Afyon, Bölge I) huy çılcisı (Çankırı, Bölge II) ramazan tiryakisi (Aydın, Bölge II) cin kafalı (Kayseri, Bölge I) naili beygir (Afyon, Bölge I) macuncu fırıldağı (Kocaeli, Bölge II) odun kuyruk (Denizli, Bölge I) günü^ gömleği (Konya, Bölge I) haber tulumu (Rize, Bölge I) İtinalı (İsparta, DS, VIII) fışgı (Yozgat, DS, XII) adam küsuratı (Ordu, Bölge I) i ‘sevimsiz, soğuk’ ‘sevimli, cana yakın’ ‘uçarı, havai’ ‘kazandığını tutamayan’ ‘çok gezen’ ‘gereksiz yere üzülen’ ‘fettan’ (kadın) ‘utangaç’ donyağı dolması (Sivas, Bölge I) yıldızı dişi (İsparta, Tokat, Sivas, DS, XI) yel beyinli (Giresun, Bölge II) altın oluğu (Rize, Bölge I) ayağı cıvık (Gaziantep, Kayseri, Bölge I) ödenmiş borçların kefili (Denizli, Muğla Bölge I) peşkir atlamış (Mansuroğlu, Edirne Ağzı, 187) eli koynunda (Antalya, DS, V) 68) ilki (yılkı) ‘at sürüsü, yabani at sürüsü’ anlamındadır. Deyimin hayvanlar için kullanılırken insanlara da uygulandığı anlaşılıyor. 69) günü Anadolu ağızlarında, pek çok yerde ‘kıskançlık, haset’ anlamında yaşamaktadır (Is– parta, Balıkesir, Çanakkale… DS, VI). Ayrıca ‘kıskanç’ için günücü sözcüğüne de rastlıyoruz. 114 Bu anlatım biçimleri arasında değişik aktarmalardan yarar-vl lanan kimi örnekler gerçekten, ilgi çekicidir. Örneğin ‘nazlı kız’ ;¦. için çiçeklerle ilgili bir aktarmaya başvuran gölge fesleğeni (De-nizli, Bölge I), ‘kucak çocuğu’ için kucak gülü (Samsun, Bölge > II), ‘görmüş geçirmiş’ kavramını yansıtmak üzere kullanılan yedi î baharın yoğurdunu yemiş (Yozgat, Bölge I), kaç kuzu başı ye-i miş (Trabzon, Bölge II), güneyini kuzeyini otlamış (hayvanlara ;; illişkin bir benzetmeye dayanıyor, Yozgat, Sivas, Bölge I) deyimleri bu arada sayılabilir. 5; 3) İnsanı üzen, inciten durumları, karşılaşılan çeşitli olayları dile getiren deyimler: ‘i Yaşam boyunca karşılaşılan, çoğunlukla yadırganan, bir |: düş kırıklığı yaratan durumları somutlaştırarak anlatan aşağıdaki fi deyimler gerçekten, ilgi çekicidir: i Men umaram bacımdan, bacım ölür acından (Kars, Van, |Bitlis, Bölge I) İ: us Elin tazısı gider av getirir, bizimki gider çulu götürür (Sivas, Bölge I) Ellerin çocuğu büyüdü, elini aldı; benimki büyüdü, lya-ğımı aldı (Alanya Folkloru, III, 55) Ortaköylü Kör Ömer, oturmuş kürkün yamar; ben ondan ekmek umarım, o benden ufak70 umar (Niğde, Bölge II) Isınmadan ateşine, kör oldum tütününe (Giresun, Bölge I) Sürüsünü ben güderim, gelinini kel alır (Niğde, Bölge I) Bıraksam beymez7^ dökülür, bırakmasam tulum yırtılır (Bölge 1)72 Dağdan ayı gelir, ahırdan öküz çıkarır (Antalya, Bölge I) Çocuk sarı bokta, gelin al duvakta (Malatya, Bölge I) Kurdun adı çıktı, çakal dünyayı batırdı (Rize, Bölge I) Berberliği benim başımda belliyor (Gaziantep, Bölge I) Bıldır ölmüş bir eşek, gelin bu yıl ağlaşak (Gaziantep, Sivas, Bölge I) Cami yapılmadan körler dizilmiş (dizilmesin) (Bolu, Konya, Bölge I)73 Neyin üstüne neyin yeneceğini biliriz ya, ortada dönen bulgur pilavı (Niğde, Bölge I) Seçti seçti seçmeliğe74 düştü (Van, Bölge I)75 Adam sandım eşeği, kaba serdim döşeği (Adana, Konya, Bölge I) Gelin oynamayı severdi, güveyi de çalgıcı çıktı (Kayseri, Bölge 11)76 Topuğuma çıkmayan çaylar çıktı da başımda yaylar (Alanya Folkloru, III, 86) 70) ‘Ekmek ufağı, kırıntısı.’ 71) Pekmez. 72) Aynı sözün Bor’dan derlenmiş şu değişik biçimi vardır: Koyversen pekmez dökülür, koyver-meşen belin bükülür. 73) Cami yapılmadan körler kapıyı aldı (Malatya, Bölge I) biçimi de vardır. 74) Gübrelik. 75) Yazı dilindeki Dazlayan daza, kel başlı kıza düşer sözüne yakınlığı dikkati çekiyor. 76) Birbirine her yönden uyan eşler ve arkadaşlar için kullanılıyor. Hasın yangın amma, alevi dışarı çıkmıyor (Niğde, Bölge I) Ben isterdim gözü sürmeli; onlar yolladı köyden sürmeli (Trabzon, Bölge II) Beni ister ensesi bitli; ben isterim beli divitli (Samsun, Bölge II) Kaşığa koydum sığmadı; kepçeye koydum dolmadı (Malatya, Bölge 11)77 Gören doymuş usanmış; görmeyen iyi bir şey sanmış (Malatya, Bölge I) Böyle tilkinin böyle kuyruğu olur (Sivas, Bölge I)78 Ektiğim biçtiğim nohut, çarşıya geldin de leblebi mi oldun? (Malatya, Yozgat, Bölge 1)79 Elin derdi güzel ile körpede; benim derdim bir kilecik arpada (İçel, Bölge I) Yediğim soğan olsun, sardığım civan olsun (Konya, Böl- gel) Üç gün/ü/c seyis olmuş, kırk senelik gübre karıştırıyor (Dağlıoğlu, İsparta, 79) Genellikle bir yargı bildiren, tümce biçimindeki bu sözlerden sonra, Anadolu ağızlarındaki kimi deyimlere de yer vermek istiyoruz ki, bunlarda insanoğlunun yaşam boyu karşılaştığı değişik durumlar, bu durumlar karşısındaki tutumlar yine somutlaştırmayla ve bir eylem biçiminde dile getirilir: Cansız koyundan süt sağmak (Malatya, Bölge I) Ördek demeden göle bakmak (Rize, Bölge I) Köre bir pabuç verip de oraya basma, buraya basma demek (Konya, Bölge I) 77) Yazı dilindeki Doluya koydum almadı, boşa koydum dolmadı sözünün değişik biçimi. 78) Yazı dilindeki Böyle başa böyle tıraş deyimi benzeri. 79) Eskiden fakirken zenginleşip eski dostları tanımayanlara, genelde, kadınlarca söylenir. Şehre gitti, leblebi oldu biçimi de vardır. 116 117 Sındırgı’yı sıyartıp Karaağaç’a kandil takmak (Balıkesir, Bölge 1)80 İğneyurdundan geçirmek (Edirne, M. Mansuroğlu, 187)81 Kilimin dört ucunu suya koyvermek (Malatya, Elazığ, Bölge I) Davuluna davuluna vurup bir de kasnağına kasnağına vurmak (Balıkesir, Bölge 1)82 Kulağından gebe etmek (Afyon, Bölge II)83 Gözlerini içine çevirmek8A (Denizli, Samsun, Bölge I, II) Sazını saklamak (Tokat, Bölge 1)85 Ağza sığdıramamak (T. Günay, Rize Ağzı, 18/84)86 Ciğere el atmak (Niğde, Bölge I) Ak üstünde karayı görmekten hoşlanmamak (Adana, Bölge I) Körü yara kıstırmak (Erzincan, Bölge II) Taş elinde olmak (Kırşehir, DS, X) Hem camide, hem kilisede mum yakmak (Trabzon, Böl-gell) Sakala göre tarak vermek (Burdur, Ankara, Bölge I) Kar üstünde kırağı kadar sevmek (M. Mansuroğlu, Edirne 187)87 Pişene kadar sabredip soğuyana kadar sabretmemek (Gaziantep, Bölge I) Göçü yükletmek (Niğde, Bölge II) 80) ‘Pek çok işin üstesinden gelip birçok deneyim kazanmış olmak’ anlamında, İstanbul ağzında da kullanılmaktadır. 81) Bu incelemede İne yurdundan geçirmek biçiminde verilmiş olup ‘güç bir işi başarmak’ biçiminde açıklanmıştır. 82) ‘Önce aşırı iltifatta bulunup sonra kusurunu yüzüne vurmak’. 83) Telkinde bulunmak.’ 84) ‘Derin derin düşünmek.’ 85) ‘Baştan ses çıkarmayıp bir işin sonunu beklemek.’ 86) ‘Ağza sıhturamamak’ biçiminde verilmiştir; ‘cesaret edip söyleyememek’, ‘söylemeye utan; mak’ anlamındadır. 87) Kırağı sözcüğü kıra olarak verilmiştir. 118 Sırtı kavak dibine gelmek (Ordu, Bölge I) Yangına çıra ile koşmak (Ordu, Bölge I) Oynayan taşa ayak asmak (Hakkari, Bölge I) Güneşinde mendil kurumamak (Trabzon, Bölge II) Korktuğu kora basmak (İsparta, Bölge I) Minareye dışından çıkmak (Gaziantep, Bölge I) Sözü heybenin delik gözüne atmak (Kayseri, Bölge I) Eşeği dah demek (Niğde, DS, V)88 Yumurtadan yonga soymak (Tokat, Ordu, Bölge I)89 Sol memeden emdirmek (Alanya Folkloru, III, 110)90 Başını pıtırak çuvalına sokmak (Alanya Folkloru, III, 102)91 Kediyle çuvala girmek (M.H.Bayrı, HBH, IV, No. 37. 19) Anadolu ağızlarında somutlaştırma ürünü deyimlerin zenginliği yukarıdaki örneklerde de görülmektedir. Daha önce de değindiğimiz gibi, belli bir kavrama ya da bir kavram alanına eğilecek olursak bu zenginlik daha da belirginleşmektedir. Örneğin, eylem biçimindeki örneklerden “kızmak, sinirlenmek” kavram alanındaki değişik, aktarmalı anlatım biçimleri dikkati çekecek kadar boldur: Derisine sığamamak ‘çok kızmak’ (Tokat, Bölge I) Kan tulumu olmak ‘çok kızmak’ (Giresun, Bölge I) Çehresi kırk kat olmak (İsparta, Bölge I) ve Çehresinden katran akmak ‘çok sinirlenmek’ (İsparta, Bölge I) Cin atma binmek ‘çok fazla sinirlenmek’ (Bolu, Çankırı, Bölge I) 88) ‘işi iyi gitmek, kazancı hızla artmak.’ 89) ‘Çok cimri olmak.’ 90) ‘Öksüz, üveyi evlat muamelesi yapmak.’ g1) ‘Başını derde, belâya sokmak.’ Burada pıtırak, puturak biçimindedir. 119 r Dalağına dokunmak ‘öfkelendirmek’ (Alanya Folkloru, III, 104) Yaşam boyunca karşılaşılan durumları yukarıda gösterildiği gibi, yerine göre yargı bildiren bir tümce, yerine göre de bir eylem biçiminde dile getiren örneklerin yanı sıra Anadolu ağızlarında karşılıklı konuşma biçiminde düzenlenmiş kimi deyimler de vardır ki, bunlar da anlatılmak istenen durumu sahneleyerek somutlaştırmaya yönelirler: Örneğin, Ben “misafir almam” derim, sen “eşeğimi nereye bağlayayım?” dersin (Konya) ya da bunun değişik biçimi olan – Misafir, seni hana koyan yok. – Okumu yayımı nere koyam? (Elazığ) gibi.92 Anadolu ağızlarında somutlaştırma ürünü olarak gözden geçirdiğimiz, her biri güçlü bir anlatımı dile getiren yukarıdaki sözler içinden kimileri gerçekten özgün ve üzerinde durmayı gerektirecek kadar ilgi çekicidir. Örneğin “Berberliği benim başımda belliyor” sözü, yazı dilinde tecrübe tahtası, tecrübe tahtasına çevirmek biçiminde anlatım bulan kavramın kişiye zarar veren yönünü, acemiliğin yarattığı tedirginliği daha etkileyici bir yolda ortaya koymaktadır. Yazı dilinde “Yüz verirsin Ali’ye, gelir eder halıya” biçimindeki somutlaştırma ürünü kendisine iyi davranılan, ancak buna layık olmadığı sonradan anlaşılan kimsenin beklenmedik kötü davranışını dile getirirken, “Adam sandım eşeği, kaba serdim döşeği” aynı durumun bir başka yoldan anlatılışıdır. Yazı dilindeki “Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş” deyimi birbirine uyan, birbiriyle uyumlu bir çift oluşturan eş ve ar- 92) Bu türden deyimlerimizin daha çok ortak dilimizdeki örneklerine yer veren, Kerim Yund’un “Sorumlu-yanıtlı savlarımız” (T. Folk. Ar. 17 (1977), 8046-47) adlı yazısında; “- Leylek benim neden komşum? – Yazın, gelir, kışın gider” “Kele -Yıkandın mı demişler; -Tarandım bile! demiş” gibi örnekler biraraya getirilmiştir. Aynı araştırıcının “Sorulu savlarımız” (T. Folk. Ar. 15 (1973), 7060-62) adlı yazısında ise “Ana gezer, kız gezer, bu çeyizi kim düzer?” “Kel nerede, Azapbaşı hamamı nerede?” gibi, soru biçimindeki örneklere yer verilmiştir. 120 kadaşları somut bir biçimde, tencereyle kapağı tasarımından yararlanarak anlatır. Kayseri’den derlenen “Gelin oynamayı severdi; güveyi de çalgıcı çıktı” deyimi yine aynı durumu bambaşka bir yoldan, değişik kavramlara dayanarak canlandırmaktadır. Çizilen tablo hem nükteli, eğlendirici, hem de çekici ve güçlüdür. Bütün bu örneklerin yanı sıra, yine somutlaştırma ürünü olan ve değişik olayları etkili bir biçimde dile getiren aşağıdaki türden deyim aktarmalarıyla da karşılaşıyoruz: kırk düğüm ‘çözülmesi olanaksız iş’ (Niğde, DS, VIII) sokma kuyruk ‘iç güveyisi’ (Bolu, Bölge I) iki avrat aşı ‘birkaç kişinin karışmasıyla ortaya çıkan kötü iş’ (Gaziantep, Bölge II) ufak uşak bit yavşak (İsparta, Bölge I) ve sarı kız sanca-ğanlan yetmiş iki enceğenlen (Kırklareli, Bölge I). Bu son iki deyim çoluk çocukla birlikte gidilen bir yerde oluşturulan kalabalığı yansıtmaktadır. 

    ç) Türkiye Türkçesinde Öteki Deyim Aktarmaları Dünyadaki bütün dillerde olduğu gibi, Türkçenin bütün lehçelerinde ve Türkiye Türkçesinde de deyim aktarmalarının somutlaştırma adını verdiğimiz türünün dışında kalan örneklerine sık sık rastlanır. Kısa yoldan, kolay ve güçlü, yerine göre de etkili anlatım sağlayan bu anlatım biçimlerine, türlerine göre, aşağıda yer veriyoruz. 1) Organ adlarının, vücutla ilgili sözcüklerin ve insana özgü niteliklerin doğaya uygulanması:93 Bu türde, insanın anlatım sırasında doğadaki varlıkları, in- 93) Bu konuda geniş bilgi için bkz. Doğan Aksan, Anlambilimi ve Türk Anlambilimi, s. 124-126. 121 san organlarının ve vücutla ilgili nesnelerin adlarıyla anması söz konusudur. Bu aktarma sırasında bu nesnelerin vücutla ilgili kavramlara biçim ve işlev açısından yakınlığı, benzerliği temel alınır. Örneğin, Türkçedeki göz sözcüğü bu eğilimle biçim açısından benzerliği olan başka nesneler için de kullanılmaktadır: Peynirdeki gözler, dolabın gözü, bir göz oda gibi anlatımlarla iğne gibi nesnelerdeki deliği, ağaç dalındaki tomurcuklu yeri ve bir kaynakta suyun çıktığı yeri anlatmak üzere göz’den yararlanılması bu tutumun örnekleridir. Aynı tutum, ufak tefek ayrımlarla her dilde görülür: Arapçadaki ayn sözcüğü de ‘göz’le birlikte ‘kaynak’ anlamını taşır; Fransızcadaki oeil göstergesiyle yine gözle birlikte, eşyanın göze benzeyen bölümleri anlatılır; İn-gilizcedeki eye da aynı zamanda ‘iğne deliği’, ‘ilmek’, ‘ilik’ demektir. Türkçedeki ağız sözcüğünü bardağın ağzı, fırın ağzı gibi tamlamalarda doğaya uygulayarak kullandığımız gibi, Fransızcadaki bouche sözcüğünü de bir fırının ağzını anlatmada (la bo-uche d’un four) kullanabiliriz. Bu örnekler daha birçok dildeki belirtileriyle, kolayca artırılabilir. Türkiye Türkçesinde el, kol, ayak, bacak, dirsek, taban, topuk, parmak, tırnak, boyun, boğaz, dil, burun, kaş, diş, kulak, baş, alın, bel, sırt, meme gibi göstergelerin böylece, doğadaki nesnelere aktarılmaları sonucunda çokanlamlı duruma geldikleri görülür. Bunlardan bir bölümü dil, burun, boğaz, bel, sırt gibi, birer coğrafya terimi niteliği kazanırken bir bölümü de dirsek, topuk, diş gibi, değişik alanların terimi olmuşlardır. Otomobil lastiklerinin dışa gelen bölümlerine yanak denmesi de aynı eğilimin belirtisidir. Aynı tutum, insan vücuduyla birlikte, giysilerle, bunların bölümleriyle ilgili kavramların da aktarılmasına yol açar: Karşı yaka, dağın eteği, silindir gömleği gibi kullanımlar bunun örneğidir. İnsana özgü niteliklerin, bu niteliklerle ilgili sıfatların doğa- 122 ya aktarılması da benzeri bir tutumun tanığıdır. Şiirde ve düzyazıda başvurulan ve yazın çalışmalarında kapalı iğretileme (Osmanlıca istiâre-i mekniye) adı verilen bu eğilimle varlıkların ki-şileştirildiği, somut ve soyut kavramların böylece güçlü ve canlı bir biçimde dile getirildiği görülmektedir. Deli deniz, hırçın deniz, hasta deniz (Ahmet Haşim’de geçer), deniz hıçkırıyordu gibi örnekler, gülen ay, ay uyumuş, ay dalıyor; rüzgârın nefesi, rüzgârın fısıltıları, rüzgâr saçlarımı okşarken; bakire zambak (Yahya Kemal), yorgun sarı yapraklar (Ahmet Haşim), çılgın düşünceler, haydut bir akşamdı (Attilâ İlhan) gibi kullanımlar aynı anlatım biçiminin belirtileridir. 2) Doğayla ilgili sözcüklerin insana uygulanması:^ Doğadaki nesneleri gösteren öğelerin ve doğadaki varlıkların niteliklerinin insanlar için kullanılması da her dilde görülen bir aktarma türüdür. Bu eğilimle Türkiye Türkçesinde aslan, koç, kuzu, tilki, kaz, kurt, çakal, öküz, eşek, ayı, domuz, köpek (it), maymun gibi göstergelerin insanları betimleyerek adlandıran öğeler olarak kullanıldıkları görülür. Bunlar içinden bir bölümü aslan, koç, kuzu(m) örneklerinde olduğu gibi, yüceltme amacıyla, sevgi göstermek için yararlanılan sözcükler iken çoğunluğu, tilki, çakal, eşek, domuz öğeleri gibi, aşağılayıcı niteliktedirler. Yine, çoğunlukla aşağılayıcı amaçla armut, kabak, balkabağı, hıyar gibi sebze ve meyve adlarından yararlanılır. Yazın incelemelerinde açık iğretileme (istiâre-i musarra-ha) adını alan bu tür aktarmalardan bir bölümü, doğadaki, çevremizdeki nesnelerin ve bunlara ilişkin niteliklerin insanlara aktarılması yoluyla doğmuş ve sulu, pişkin, yırtık, yapışkan, çir-kef, fırıldak gibi, dile yerleşmişlerdir. Daha önceki bölümlerde değindiğimiz, bu deyim aktarmalarının mikrop, pişmiş kelle, 94) Geniş bilgi için bkz. aynı yer, s. 150-153. 123 sokak süpürgesi, çıbanbaşı, bityeniği, çocuk oyuncağı gibi örnekleri, somutlaştırma çabasının ağır bastığı öğeler olarak ayrı bir bölümde biraraya getirilmişlerdir. Aynı eğilime, yazın dilinde etkileyici anlatım biçimi olarak sık rastlanır; ilgi çekici örnekleri kimi zaman dile yerleşir. Divan şiirinde mâh, meh ‘ay’, seru ‘servi’, büt ‘put, güzel’ gibi sözcüklerin doğrudan doğruya sevgiliyi anlatmak üzere kullanılışı, gon-ca’nın ağız, dürr ‘inci’nin gözyaşı yerine geçmesi, nihai ‘fidan’ın güzel, ölçülü vücut yapısını ve bu niteliği taşıyan sevgiliyi dile getirmesi, aynı anlam olayının belirtileridir. Halk şiirinde de aynı türden aktarmalara başvurulur. “İpek bürük bürünmüş/ Niksar’ın fidanları” diyen halk ozanı fidan sözcüğüyle Niksar’ın fidan gibi kızlarını çok etkili bir biçimde canlandırmaktadır. Bir nesneyi, göze batıcı, çarpıcı özelliklerini belirtebilmek için doğadaki, benzeri nesnelerin adlarıyla anma eğilimi yine açık iğretileme denen aktarmaları ortaya çıkarır. Türkiye Türk-çesindeki kavramları gözden geçirirken (bkz. II.2.c. bölümü) üzerinde durduğumuz, değişik kavram alanlarında birçok nesne bu yolla güçlü, çekici anlatıma kavuşmuşlardır. Örneğin çiçeklere ad olan gelinyanağı, kızgüzeli, aslanağzı, tavşankulağı, kuşburnu, aslanpençesi, devetabanı, horozibiği, öküzgözü gibi öğeler bu türdendir. Türkçede kendine özgü bir anlatım biçiminin ve büyük bir zenginliğin tanığı olan limonküfü, camgöbeği, vişneçürüğü, gülkurusu, yavruağzı, kavuniçi, tavşankanı, ördekgagası gibi pek çok renk tonları yine bu yoldaki aktarmaların ürünüdür. Kadınbudu, dilberdudağı, bülbülyuvası gibi yemek ve tatlı adlarını da burada sayabiliriz. 3) Duyularla ilgili kavramlar arasında aktarmalar: Yine etkileyici, güçlü anlatım sağlamak üzere her dilde zaman zaman yararlanılan bir aktarma türüdür. Sevgi, yakınlık 124 dolu bir sesi bir Fransız une voix chaude ‘sıcak bir ses’ diye nitelerken ses gibi, işitme alanının bir kavramını sıcak gibi, dokunma duyusuyla ilgili bir sıfatla birleştirmektedir. Aynı anlatım biçimi Türkçede de vardır; sıcak bir ses kullanımının yanı sıra ılık bir ses, yumuşak bir ses, tatlı bir ses tamlamalarından da yararlanabiliriz. Hemen her dilde söze, tatlı, acı gibi sıfatların yakıştırıldığını görürüz ki, bu da aynı türden bir aktarmadır. İranlı, suhenân-ı şîrîn tamlamasıyla aynı bağdaştırmaya giderken Rus da sladkie reci sözüyle aynı türden bir aktarmaya başvurur. Türkçede, bu yoldaki anlatım biçimi Köktürk yazıtlarında da görülür; süçig sab ‘tatlı söz’ tamlamasıyla karşılaşılır.95 Bunun yanı sıra tatlı konuşmak, tatlı tatlı anlatmak, acı söylemek, acı söz kullanımlarından yararlanılır. Tatlı gibi, tadalma duyusuyla ilgili bir sıfat, görme duyusuyla ilgili olan renk kavramları için de kullanılmaktadır: Tatlı kahverengi, tatlı renkler gibi. Ayrıca, yine aynı türden acı san, acı yeşil, çiğ renkler bağdaştırmalarına da rastlıyoruz. 

        d) Anadolu Ağızlarında Öteki Deyim Aktarmaları Yazı dilindeki belirtilerine önceki bölümde değindiğimiz aktarma türlerinin Anadolu ağızlarında da zengin örnekleriyle karşılaşıyoruz. Değişik, çoğu yazı dilimizde bulunmayan kavramları dile getirmek üzere türetmeler yapan, böylece büyük bir zenginliğe kavuşan ağızlarda, somutlaştırma dışında kalan deyim aktarması türlerini aşağıda ele alıyoruz. 1) Organ adlarının, vücutla ilgili sözcüklerin, insana öz-9ü niteliklerin doğaya uygulanması: Bu aktarma türü Anadolu ağızlarında da çok yaygındır. 95) Örneğin Kül Tigin yazıtı, güney yönü, 6. satır. 125 Baş, göz, el, ayak, dirsek, diz, bilek gibi vücut bölümleri ve organ adlarıyla giysilerin ve giysi bölümlerinin doğadaki nesneleri anlatmada kullanılmasının yanı sıra, ağızlarda yaşayan, birçoğu Eski Türkçeden gelme sözcüklerden de aynı yolda yararlanıldığı görülür. Örneğin Eski Türkçede ‘sırt’ anlamında geçen, bugün Anadolu’da eyin, eğni, eğin biçimlerinde, aynı anlamda ve ‘göğüs kemiği’, ‘vücut’, ‘beden’ anlamlarında kullanılan eğin sözcüğü9^ ‘üst baş, giyecek, iç çamaşırı’ anlamlarını da kazanmıştır. XI. yüzyıl metinlerimizde ‘göğsün başı’ anlamında, töş biçiminde geçen, bugün ağızlarda döş olarak yaşayan sözcük Anadolu’da ‘ön taraf (Erzincan, Hatay, DS, X), ‘yamaç, bayır’ (Zonguldak, Kars, DS, IV) anlamlarıyla kullanılmakta, dağ döşü ise Ağrı dolaylarında ‘dağ eteği’ anlamında geçmektedir. Ortak dilde rastlanmamakla birlikte, Anadolu’da dağ kellesi ‘dağın tepesi’ tamlaması da vardır. (Bayburt, Kars, Ağrı, DS, IV). Aynı biçimde böğür sözcüğü de Anadolu’da ‘dağ yamacı’ (İsparta, Burdur, Denizli, İzmir, Tokat… DS, II) anlamında kullanılır. ‘Baş belâsı’, ‘zararlı’ anlamındaki böğür kazığı, böğür oku gibi aktarmalar da (Amasya, Erzurum) aynı anlatımın somutlaştırmaya yönelen örnekleridir. Koltuk, kolçak sözcüklerinin de ağızlarda bu yoldaki kullanımlarına rastlıyoruz: Kolçak ‘bir çarkı döndürmek için kullanılan kol’ (Adana, DS, VIII); koltuk ‘fırının köşesi’ (Samsun) ve ‘mısır ve buğday fidesinin yanlarından çıkan filizler’ (İçel, DS, VIII) anlamlarına gelir. Anadolu ağızlarındaki bu eğilim, yer adlarında kendini iyice belli eder. Yurdumuzdaki köy adları incelenecek olursa yaka sözcüğüyle yapılmış Yakaköy, Yakabağ, Yakaboyu, Alayaka, Yakacık gibi 60 kadar yerleşim yeri adıyla karşılaşılmaktadır.97 Aynı kaynakta, boğaz sözcüğüyle kurulmuş Boğazköy, Boğaz- 96) Divanü Lûgat-it-Türk (Çeviri), I; 77-25. 97) Bkz. Türkiye’de Meskûn Yerler Kılavuzu, 2 cilt, yayımlayan T.C. İçişleri Bakanlığı, Ankara, 1946; Mülkî idare Bölümleri, yayımlayan T.C. İçişleri Bakanlığı, Ankara, 1968; Köylerimiz, yayımlayan T.C. içişleri Bakanlığı, Ankara, 1968. 126 başı, Boğazcık, İçboğaz, Yukarıboğaz gibi pek çok köy adı karşımıza çıkıyor. Belcik, Beldağı, Beldibi gibi adları oluşturan bel sözcüğü ve bunun türevi belen (50’den fazla yerleşim merkezinin adıdır) yine çok yaygındır. Göz sözcüğü ve bunu türevleriyle yapılmış Göztepe, Gözpınarı, Göze/i, Gözce, Gözlüku-yu, Gözkaya, Gözenek, Sugözü, Sugöze gibi adlar da çok sık rastlanan örneklerdendir. Aynı tutumu baş sözcüğünde (Subaşı, Çayırbaşı, Çaybaşı gibi örneklerde), ayrıca ağız, kol, yüz, boyun sözcüklerinde de görüyoruz. Anadolu ağızlarındaki, insanla ilgili sözcüklerin birer aktarmayla doğadaki nesneler için kullanılışına tanık olan örnekler arasından belli bir kavrama yönelecek olursak ilginç adlandırmalarla da karşılaşırız. Örneğin yukarıda yerebatan, yerege-çen, yerekaçan, kızılot gibi karşılıklarına değindiğimiz ‘ha-vuç’un gelinparmağı (Eskişehir, Çankırı, Ankara… DS, VI), kı-nalıparmak (Konya, DS, XII), heybegüzeli (Afyon, DS, VII) gibi adları bu sebzeyle ilgili birçok addan yalnızca birkaçıdır. 2) Doğayla ilgili sözcüklerin insana uygulanması: İnsanların çeşitli niteliklerinin, tutum ve davranışlarının dile getirilmesinde, yine, anlatıma güç vermek üzere, doğadaki nesnelerden yararlanılması, yazı dilinde de gördüğümüz bir deyim aktarması türüdür. Anadolu ağızlarında bu açık iğretileme olayının özgün örnekleriyle karşılaşıyoruz. Örneğin yoğurt, pekmez, su gibi sıvıların kaplarından sızan son damlalara Anadolu ağızlarında verilen sırkıntı adı (Aydın, Eskişehir, Tokat, Kars, İçel dolayları, DS, XI), Konya dolaylarında ‘tortu’ anlamına gelirken İçel dolaylarında ‘yaşlanmış erkeğin son çocuğu’ anlamında kullanılır ki (DS, X), yazı dilindeki tekne kazıntısına benzeyen bir aktarmanın belirtisidir. Aynı tutumla, ‘hayvanların, içinde yem yediği, su içtiği kap’ demek olan yalak ve bunun değişik biçim- 127 r leri ‘geveze, boşboğaz, söz taşıyarak ara bozan’ (Afyon, İzmir… DS, XI) anlamına gelmektedir. Yukarıda geçen, ‘büyük taneli tespih’ ve ‘ses veren oyuncak’ demek olan şakşak sözcüğü de aynı türden bir aktarmayla ‘geveze’ yerine kullanılmaktadır (Kütahya, Tokat, Eskişehir, Ankara… DS, XI). ‘Zamk’ anlamına gelen yapışkan sözcüğüyle de aynı eğilimle, ‘uyuşuk, tembel’ kavramı yansıtılıyor. (Niğde, İsparta, Bolu… DS, XI) Bunun tam tersi, ‘çok gezen, sürtük’ diye nitelenen kimseler için de yalaka (İsparta, DS, XI) sözcüğüne başvuruluyor. Yapışkanın aynı zamanda ‘arsız, sırnaşık’ anlamına da -tıpkı yazı dilinde olduğu gibi- rastlıyoruz (İsparta, Bolu, Muğla, aynı yer). Ayrıca, bir çeşit yapışkan ota verilen yapışak adı (İsparta, Denizli, Muğla… DS, XI) yine ‘arsız, sırnaşık’ anlamını yansıtmak üzere kullanılıyor. Ağızlardaki ilginç bir aktarma da ‘genç, taze, deneyimsiz’ kimseleri anlatmada başvurulan koruk sözcüğüdür (Niğde, İçel… DS, VII). Yazı dilinde yontulmamış biçiminde anlatım bulan ve görgü kurallarından yoksun, toplum yaşamına uymayan kimseler için kullanılan sıfatın yontulmadık ve yonulacak biçimlerine ise yine Anadolu’da rastlıyoruz (Afyon, İsparta, Burdur, Denizli… DS, XI). Bunların yanı sıra ezgin sıfatı ‘paraca durumu bozuk kimse’ (Burdur, Denizli, Kütahya… DS, V) yangın yangılı, yangunlu, yanık sözcükleri ise ‘sevdalı’ (İsparta, Denizli, Aydın, Eskişehir… DS, XI), anlamında göze çarpıyor. Kaba bir niteleme olarak da ‘bağırsak gazı’ anlamındaki ye/Jeme’nin ‘terbiyesiz, yüzsüz’ yerine kullanıldığı görülüyor (Çorum, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon, Rize… DS, XI). Yine doğadaki nesneler için kullanılan aşağıdaki eylemlerin insanlara aktarıldığını belirtmeliyiz: yeşillenmek: ‘cinsel isteklerini davranışlarıyla belli etmek’ (Afyon, İsparta, Burdur… DS, XI) 128 sürekten çıkmak: (süreyhden çıhmah) eylemi, saygısızca, utanmadan bağırıp çağıran kadınlar için kullanılmakta, ‘hayvan sürüsü’ anlamındaki sürek sözcüğüyle kurulmuş bulunmaktadır. (Bayburt, Kars… DS, X) kurtlanmak ‘kıskanmak, çekememek’ (Afyon, İsparta, İzmir, Çanakkale, DS, VIII) nodullamak9® ‘uyarmak, hatırlatmak’ (Kocaeli, Zonguldak, Samsun, DS, IX) gibi. 3) Duyularla ilgili kavramlar arasında aktarmalar: Bu türün Türkiye Türkçesi yazı dilinde gördüğümüz tatlı söz, acı söz, tatlı konuşmak… gibi örnekleri ağızlarda da geniş biçimde kullanılır. 

    e) Ad Aktarması ve Türkiye Türkçesindeki Örnekleri Aktarmalı deyimlerin bir bölümü, çok eskiden beri bir söz sanatı olarak konuşma dilinde, şiir dilinde ve genellikle etkilemeye yönelik anlatımda kullanılan ad aktarması” adındaki anlam olayından yararlanarak konuyu dile getirir. Deyim aktarmaları gibi, yine aktarmaya başvuran ve kimi zaman onunla karışan bu anlatım yolunda bir kavramı doğrudan doğruya değil, onunla ilişkili bulunan ya da onu dolaylı yoldan ortaya koyan, betimleyen kavram ya da kavramlarla anlatmak söz konusudur. Örne- 98) Nodul, üvendirenin ucundaki sivri demire verilen addır. Nodullamak ‘hayvanı üvendire ile dürtmek1 anlamındayken bir somutlaştırman deyim aktarmasıyla buradaki anlamı da kazanmıştır. 99) Ad aktarması Yunanca metonümia bileşik sözcüğünden gelme Fr. metonymie, Alm. Me-tonymie, Ing. nnetonomy terimleriyle anlatılan bir retorik ve stilistik terimidir. Osmanlıcada mecâz-ı mürsel tamlamasıyla karşılanan bu kavram için eğretileme, iğretileme sözcükleri de kullanılmıştır. Ad aktarması konusunda geniş bilgi için bkz. Doğan Aksan, Anlambilimi ve Türk Anlambilimi, s. 131-133; 157-158. 129 r ğin ‘ağlamak’ yerine gözyaşı dökmek, ‘yaşlanmak’ anlamında yaşını başını almak, hatta nükteli bir aktarma olan nüfus kâğıdı eskimek bu türden anlatım biçimleridir. “Hastalanmak’ yerine yatağa düşmek, ‘susamak’ yerine hararet basmak, acele etmek’ yerine elini çabuk tutmak, ‘dinlemek’ yerine kulak vermek, “büyük bir dikkatle dinleme’yi anlatmak üzere de kulak kesilmek yine ad aktarmasından yararlanılmasının tanığıdır. Güçlü bir anlatım sağlamaya yönelik olan bu söz sanatının her dilde görülen örnekleri arasında yakınlıklar da bulunmaktadır. Örneğin Türkçedeki, yukarıda geçen kulak kesilmek deyiminin Farsçadaki benzeri gûş şuden (“kulak olmak”) yine aynı anlamı yansıtmakta, Fransızcada monter sur le tröne ‘tahta çıkmak’ deyiminin ‘kral olmak’ anlamına gelişi gibi Türkçedeki tahta çıkmak da yine kral olmayı anlatmaktadır. İngilizcedeki to hold one’s tongue deyimiyle Türkçedeki dili tutulmak ‘konuşamayacak duruma gelmek’ kavramı aynı doğrultuda söze dönüştürür. Hele çok zayıf kimseleri anlatmak üzere kullandığımız bir deri bir kemik deyimine skin and bones biçiminde, İn-gilizcede de rastlanmakta olması, İngilizcedeki to have one fo-ot in the grave ve Almancadaki mit einem Fuss schon im Grab stehen deyimlerinin dilimizdeki bir ayağı çukurda olmak ile aynı anlamda, aynı yönde dile getirilmiş olması ilgi çekicidir. Öte yandan, bir bütünün yerine onun bir bölümünü, parçasını anmak; bölüm, parça yerine de onun bağlı bulunduğu bütünü dile getirmek biçimindeki bir başka aktarma olayı daha vardır. Yunancada sünekdokhe adıyla anılan bu türde,100 örneğin, köyde kırda yetişmiş, eğitim görmemiş kimseyi anlatmak üzere çarıklı deyiminin, hekimler için beyaz gömlekliler, din adamları ve profesörler için kara cüppeliler, Kuva-yı Milliye’den 100) Fransızcada synecdoque, synecdoche, Ingilizcede synecdoche, Almancada synekdoche. Olay Latincede pars pro toto (bütün yerine parça) ve totum pro parte (parça yerine bütün) biçiminde formülleştirilmiştir. 130 olanlar için de Kalpaklıların kullanılışı, bütün yerine parçanın anıldığı bu tür adlandırmalardır. ‘Oy vermek’, ‘seçime katılmak’ kavramının sandı/c başına gitmek biçiminde dile getirilmesi, yelkenli tekneden söz ederken onun yerine yelkenin kullanılması (Yarışa dokuz yelken katıldı gibi), tenis oyuncusu için de raket sözcüğünün kullanılması (Yabancı raketler yarışıyor gibi) aynı yoldan anlatım biçimleridir. Parça yerine bütünden söz edilmesine dayanan bir anlatım yolu da yine aynı aktarmalardandır: Beethoven’u dinledik (dinlenen, bestecinin bütün yapıtları değildir), Dün akşam Reşat Nuri’yi okudum ya da Bu mutlaka bir Picasso’dur gibi. Türkçede, eskiden beri ad aktarmalarının ilginç örnekleriyle karşılaşıyoruz. Bugün de bir yandan özel adlarda (Atatürk yerine Büyük Önder, Büyük Kurtarıcı, Ulu Önder; Fatih Sultan Mehmet için İstanbul Fatihi; İstanbul için Yedi Tepe, T.C. Cumhurbaşkanlığı için Çankaya… gibi kullanımlarda) karşımıza çıkan tutumun, dilin öteki öğelerinde de kimi nükteli ve alaylı bir anlatımın tanığı olan pek çok örneği göze çarpmaktadır. Örneğin parmağı ağzında kalmak deyimi şaşmayı gösteren bir jestle şaşma olayının kendisini anlatmaktadır. Ağzı kulaklarına varmak çok sevinçli olmayı, sürekli gülmeyi anlatır. Kınalar yakmak (yakınmak) bir olaydan büyük sevinç duymayı, bunu belli etmeyi; takkesini (külahını) havaya atmak, özellikle beklenmedik, umulandan daha iyi bir sonuç karşısında ya da bu olasılık düşünüldüğünde aşırı sevinç belirtisi göstermeyi dile getirir. Yüreği yağ bağlamak’ta ise, özellikle, kin duyulan bir kimsenin kötü duruma düşmesi karşısında duyulan sevinme ve rahatlık açıklanır. Bu deyimlerle anlatılanın tam tersi, ağzını bıçak açmamak deyiminde ortaya çıkar. Ad aktarması, sözvarlığını geliştiren, genişleten bir etken olarak bir kavramın birçok anlatım biçimini de dile kazandırır. 131 Örneğin ‘ölmek’ kavramının, ilgili başka kavramlarla dile getirilişini gösteren can vermek, iki eli yanına gelmek (İki elim yanıma gelecek gibi), gözünü kapamak, vadesi yetmek, vadesi tamam olmak, öbür dünyaya gitmek, öbür (öteki) dünyayı boylamak, dört kolluya binmek, namazı kılınmak deyimleri, başka başka kullanım yerleri olan, ama hepsi de aktarmalardan yararlanan anlatım biçimleridir. Yine aynı kavram alanındaki, yukarıda geçen bir ayağı çukurda (olmak) deyimi ölmeye yakın oluşu, yaşlılığı dile getirirken, yere bakmak, gözlerini toprağa dikmek deyimleri de aynı kavramı anlatmaktadır. Özellikle, kendi kabahatleri nedeniyle bir kimsenin ölümünün ya da kötü sonunun yaklaştığını belirtmek üzere kullanılan suyu ısınmak deyimi yine aynı kavram alanındadır. ‘Konuşmakla ilgili kavram alanındaki çene çalmak ‘gevezelik etmek’, ‘sohbet etmek’ kavramını yansıtırken çene yarıştırmak karşılıklı, çoğunlukla tartışmalı olarak konuşmayı; çenesi açılmak, durmadan konuşmayı; çenesini yormak, nefes tüketmek, bir kimseye bir şeyi anlatmak, öğretmek üzere yorucu bir biçimde konuşmayı; çenesini tutmak sır saklamayı dile getirir. Bunlara laf etmek, söz etmek gibilerini de ekleyebiliriz. Değişik kavram alanlarından, başka örnekleri de göstermeye çalışalım: ‘Beklemek’ kavramını yansıtmak üzere, değişik değerlerle kullanılan yoluna bakmak, yolunu gözlemek, kulağı kirişte olmak; kovmak’ için kapı dışarı etmek; ‘azarlanmak, paylanmak’ için laf işitmek; ‘bağımsız, başına buyruk olmak’ kavramını yansıtan karışanı görüşeni olmamak; hakkında iyi düşünmediği halde bir kimseye iyi davranmayı anlatmak üzere yüz (ün)e gülmek; ‘evlendirmek’ yerine başını bağlamak ve (kız için) kocaya vermek yine aynı türden örneklerdendir. Ayrıca, yukarıda değindiğimiz kimi örneklerde olduğu gibi, bir olayı, bir davranışı, onunla ilgili bir jesti, bir mimiği anarak 132 anlatma biçimindeki aktarmaları da burada söz konusu edebiliriz: ‘Çağırmak’ için el etmek; ‘bir kimseye, aralarındaki anlaşmayı hatırlatmak, yakınlık göstermeye çalışmak’ anlamında göz kırpmak; bir işe başlamak eylemini dile getirmek üzere kolları sıvamak, paçaları sıvamak; ‘girişimde bulunmak, bir işe girişmek’ anlamında el atmak, ele almak aynı olayın belirtilerin-dendir. Öte yandan, kalıplaşmış birtakım anlatım biçimleri, deyimler, temelde yine ad aktarmasından yararlanmaktadır. Örneğin ‘ileri dönemde gebe’ anlamında karnı burnunda, ‘oldukça önemli, önemli’ demek olan hatırı sayılır, ‘görünüş, giyim kuşam’ anlamında kalıp kıyafet gibileri de buraya eklenebilir. 

    f) Anadolu Ağızlarında Ad Aktarması Yazı dilimizdeki ad aktarmalarının Anadolu ağızlarında da değişik türleriyle ve kendine özgü örneklerle yaşadığına tanık oluyoruz. Gerek doğadaki nesneleri dile getiren somut kavramlarda, gerekse soyut kavramların anlatımında ağızlarda da ad aktarmalarına başvurulmaktadır. Ortak dilimizde Farsça kaynaklı ayna yerleşik olarak kullanılırken ağızlarda bunun Türkçe kökenli değişik karşılıklarına rastlanır ki, kavramı ayrı ayrı anlatım yollarından dile getirir: Kıhkhk (Aydın, İzmir, DS, VIII), bakanak (Kütahya, İstanbul, Kayseri, DS, II), bakar ve bakbakı (aynı yerler), yüzgörgü (yüz-görgüsü, yüzüngör, yüzgü, yüzüngü) (Bursa, Tekirdağ, DS, XI), bunların yanında, çok eski bir sözcük olan gözgüm (Afyon, İsparta, Bursa, Eskişehir… DS, VI), bunun gözgeç, gözgör, gö-zünge, gözüngü, gözünke gibi biçimleri, seçence (Malatya, DS, X), düzünge, düzenge, düzüngü (İstanbul, Kırklareli, Bur- 101) Daha, Eski Türkçe döneminde, Uygur metinlerde geçen ve bugün birçok lehçede yaşayan sözcük Divan’da közüngü (III, 45, 132) ve közngü (III, 379) olarak görülmektedir. 133 sa, Muğla, DS, IV) ve daha başkaları.102 ‘Kuşak, kemer’ kavramı için belbağı (İsparta, Burdur, Denizli, Ordu, DS, II); ‘perde’ için tutku (Konya, DS, XII); ‘fotoğraf için kılık, ‘fotoğrafçı’ için kılıkçı (Antalya, DS, VIII); ‘topaç’ için döndirek (Balıkesir, Çanakkale, DS, IV) ve döndürük, döndürek, döndön ve döndür-geç gibi değişik biçimleri (DS, IV); ‘bisiklet’ için el arabası (Sivas, DS, V) ve cansız at (İsparta, Burdur, Erzurum… DS, III); Farsça kökenli ‘girdap’ için döneğen (Bolu, Çankırı, DS, IV) ve dönek, dölenbeç, dölenk, dömbeç, dönme, dönük gibi değişik biçimleri (aynı yer) örneklerin yalnızca birkaçıdır. Anadolu ağızlarında hayvan adları arasında ad aktarmalarından yararlanan ilginç örnekler de vardır. Eski Anadolu Türk-çesinde örü ‘kalkıp, dik’ sözcüğüyle yapılan kuyruğuörü birleşik adı ‘akrep’ için kullanılmaktaydı (Tarama Sözlüğü, IV). Aynı sözcüğü bugün kuyröğlü, kuyrölü, kuyruğölü, kuyrugörü bi-çimleriyle İsparta, Denizli, Aydın, İzmir, Konya, Niğde çevrelerinde yaşar görüyoruz (DS, VIII). Bu örneğe, yukarıda 2.e. bölümünde değindiğimiz çeşitli hayvan adlarını da ekleyebiliriz: Teknelibağa ‘kaplumbağa’; karanlıkkuşu ‘yarasa’; ışı/böceği, ışıldakböcü, ışıldayık, ışlakböce ‘ateşböceği’ gibi. Bunların yanı sıra, yılana verilen adlar arasından, aynı zamanda birer güzel adlandırma (euphemismus) örneği oluşturan uzun, uzunböcü, uzunoğlan, uzungelin (Erzincan, Elazığ, Antalya ve öteki bölgelerde, DS, XI) sözcükleri de sayılabilir. Sebze adlarından ‘havuç’ karşılığı olan yerebatan, yereka-çan, kızılot; ‘gökkuşağı’nın pek çok karşılıkları arasından alye-şil kuşak, alakuşak ve bulutların yağmur yağacak biçimde oluşunu anlatan emzikleme (Sivas, DS, V) yine ad aktarması örneklerindendir. Soyut kavramların anlatımında kullanılanlara örnek olarak “da ‘başsağlığı’ için, yazı dilinde taziye(t) varken Anadolu’da karşımıza çıkan ölgülük (Muğla, DS, XII), ‘cimri’ kavramını yansıtan tutak (Manisa, Balıkesir, Kütahya, DS, X), sıkçıl (Afyon, İsparta, Balıkesir… DS, X) ve yukarıda geçen kısırgan, kıskıç, kısnak, kıskıs sözcükleri, ‘yadigâr’ karşılığı anacak, andaç, ‘tahammül’ için götürüm, ‘mütehammil’ için götürümlü, ‘lezzetli’ yerine kullanılan içimli (İzmir, DS, VII), ‘mola’ anlamındaki diğ-nek (Kayseri, DS, IV) sözcükleri de ad aktarması niteliği göstermektedir. ‘Susmak, susmayı uygun bulmak’ kavramını dile getiren dili dibine çekmek (Niğde, Bölge I) de ilgi çekici bir örnek oluşturuyor. Bu gibi örneklerin daha pek çoğu gösterilebilir. Kalıp sözlerdeki ad aktarmalarına, ayrıca değineceğiz. 102) Aynı kavramın burada değinmediğimiz başka karşılıkları da vardır.


İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: