Yılmaz Karakoyunlu’nun ‘Yorgun Mayıs Kısrakları’ adlı kitabı

26 04 2008

Yılmaz Karakoyunlu’nun ‘Yorgun Mayıs Kısrakları’ adlı kitabı yine çok konuşulacak. Karakoyunlu kitabında, Yahya Kemal, Nazım Hikmet ve Adnan Menderes’in evli kadınlarla yaşadığı ilşkilere yer verdi. İşte ilginç iddialar.

Yılmaz Karakoyunlu’nun ‘Yorgun Mayıs Kısrakları’ adlı kitabı yine çok konuşulacak. Karakoyunlu kitabında, Yahya Kemal, Nazım Hikmet ve Adnan Menderes’in evli kadınlarla yaşadığı ilşkilere yer verdi. İşte ilginç iddialar.

 

Yılmaz Karakoyunlu “Yorgun Mayıs Kısrakları”nda (Doğan Kitap) Cumhuriyet’in kuruluş yıllarından 1960’a kadar uzanan bir dönemi anlatıyor. Romandaki olaylar gerçek ama elbette tüm bu olaylar bir romancı olarak Karakoyunlu’nun kaleminde yeniden şekillenerek “gerçek”leşiyor.

Ve romandaki aşklar da gerçek. Nazım Hikmet’in annesi Celile hanım ile Yahya Kemal’in aşkı gerçek. Nazım Hikmet’in Piraye’ye aşkı gerçek. Adnan Menderes’in eşi Berin hanıma duyduğu sevgi, opera sanatçısı Ayhan Aydan’la yaşadığı büyük aşk, yazar Suzan Sözen ile yaşadığı ilişki gerçek.

Bir aşk daha var romanda. Gizli bir aşk. Yılmaz Karakoyunlu’nun neredeyse hiç anlatmadan sezdirdiği bir aşk…

Müyesser hanım ile yazarın aşkı. Kitabın hayali kahramanı Müyesser hanım, Karakoyunlu’nun ithafta “başımın tacı, canımın cananı efendim, Altan hanım’a… Şükranla ellerini öperim” diye seslendiği, karısı ve çocuklarının annesi Altan hanımdan başkası değil.

Ünlü insanların yaşadığı gerçek olayları anlatan bir dönem romanı bu kitap. Çok kapsamlı bir çalışma yapmış olmalısınız. Ne kadar zamandır üzerinde çalışıyorsunuz?
Yaklaşık 2,5 yıl sürdü. Tek tek o dönemin bütün belgelerini gözden geçirdim, notlarımı aldım, birbirleriyle tutarlı olanları tespit ettim ve onlardan istifade ettim. Hemen söyleyeyim: Bu bir romandır, kimsenin hayat hikayesi değildir. “Salkım Hanım’ın Taneleri”nde böyle bir not koymadığım için başıma gelmedik kalmamıştı. Bu defa tedbirli davrandım.

Ama gayet yakından tanıdığımız insanların romanı bu.
Evet, sonuç itibarıyla anlattığım olaylar gerçek ama anlatış biçimi bana ait.

Neden bu dönemi Yahya Kemal, Nazım Hikmet ve Adnan Menderes üzerinden anlatmayı tercih ettiniz?
Üçünün hayat hikayesinin birlikte gittiği yerde bir mücadele unsuru var. Türkiye’de hürriyet, demokrasi mücadelesi. Yahya Kemal ile Celile hanımın aşkını benim Nazım Hikmet’e geçişime bir vesile teşkil etsin diye kullanmadım. Yahya Kemal çok iddialı bir Osmanlı tahlilcisidir. Onun bu vasfını kullandım. Nazım Hikmet’in hayat hikayesi etrafında dönemin düşünce hürriyetini gösterdim. Anayasanın verdiği hakları kullanma karşısında son derece şiddetli bir tek parti muhalefeti var. Nazım Hikmet’in hayat hikayesinin dönüm noktası Şükrü Kaya diye bir içişleri bakanının “Bu mektup Ata’ya verilir ya da verilmez” demesine bağlı. Tek bir adama… Adnan Menderes de, bildiğiniz gibi, dönemin başbakanı.

“Üçünün ortak özelliği evli kadınları ayartmaları”
Üçünün yaşadığı aşklar da benzer.
Evet, her üçünün de hayat hikayesinde ortak bir nokta daha var. Her üçü de evli kadınlarla aşk yaşıyor. Yahya Kemal, Celile’yi; Nazım Hikmet, Piraye’yi; Menderes, Ayhan Aydan’ı ayartıyor.

Bir de Çineli Müyesser hanım var. Ki bence romanın en etkileyici kadın karakteri. O kim?
Çineli Müyesser işte o. (Az evvel karısının oturduğumuz bahçedeki ağaçlardan henüz toplanmış taze meyveleri bize uzattığı kapıyı gösteriyor.) Çineli Müyesser adında bir kadın yok hayatta. Ama o karakterde gördüğünüz her şey, hepsi Altan hanımdır. İştirakiyuncu Müyesser. İştirakiyuncu eski bir kelimedir, Türkçe karşılığı “komünist”tir. Müyesser’de Altan hanımı anlattım.

“Yeni romanımın adı: Ezan Vakti Beethoven”
Romanda Müyesser hanım Menderes’e “Bütün isyanlara bir bak, hepsinde bir irtica hortlaması var” diyor.
Evet, doğrudur. Hepsinde bir irtica hortlaması vardır. Bugün de aynı şey. Değişmedi. Dünyada en kabul edemediğim şey rücu kavramıdır. İrtica oradan gelir. Geriye dönüştür… Bizde laikliğin romanı yazılmadı. Benim bir iddiam var, bunu da romanlaştıracağım.

Sahi, var mı üzerinde çalıştığınız başka bir roman?
İlginç bir romana başladım. Adı, size biraz tuhaf gelecek şimdi ama yine de söyleyeceğim: “Ezan Vakti Beethoven”. Bu kitapta konservatuvar mezunu genç bir müzisyen kız ile olgun ve hızlı bir solcu gazete yöneticisinin aşkı etrafında 12 Eylül öncesi ve sonrası sosyalizmin çöküşünü ve yanlış sosyalizm tartışmalarını anlatıyorum.

“Yahya Kemal’in korkak bir tarafı var. Kolay teslim oluyor”

Nazım Hikmet annesi ile Yahya Kemal’in aşkına karşı. Bir gün “Hocam olarak girdiğiniz eve, babam olarak giremezsiniz” diye bir not yazıp Yahya Kemal’in cebine koyuyor

Yahya Kemal, Nazım Hikmet’in annesi Celile hanımla büyük bir aşk yaşıyor, tam evlenecekken Celile hanımı terk ediyor. Hadi bu neyse, yıllar sonra Celile hanım Nazım Hikmet’le ilgili bir ricada bulunuyor ondan, bunun için de kılını bile kıpırdatmıyor. Ne hain bir adammış Yahya Kemal. Ya da ne bileyim… Siz daha kibarcasını söyleyin.
Bana göre Yahya Kemal’in korkak bir tarafı var. Celile hanıma karşı o zamanki Teşkilatı Mahsusa’nın yani bugünkü MİT’in uyarısı üzerine bu ilişkinin başına iş açacağını düşünüyor. Yahya Kemal rahatına çok düşkün bir adam. Çocukluğu zor geçmiş, eziyetler içinde büyümüş ama bu onun şahsında hayata karşı bir mücadele azmi, kararlılığı kazandırmamış. Bu benim yorumum. Böyle bir direnci yok. Teslim oluyor.

Oysa Celile hanım çok kuvvetli bir karakter.
Celile çok bilgili, çok kuvvetli bir kadın. İyi yetişmiş bir paşa kızı, bir başka paşanın gelini. Ve çok güzel bir kadın. Bir otoportresi var. Bakmalara doyamıyorsunuz. Tüm bunların yanında da Celile iddialı bir kadın. Kocasının bazı unvanları var ama tatmin edici değerleri yok. Bu yüzden Celile için oğlu Nazım Hikmet çok önemli. Ben bunu okudum, Nazım doğduğunda “Getirin oğlumu, ben varlığımı idrak etmek istiyorum” diyor. “Sevinçle bebeğimi kucağıma aldım” değil yani.

Ama Nazım Hikmet annesinin Yahya Kemal’le ilişkisine karşı. Hatta bir not yazıp Yahya Kemal’in cebine koyuyor: “Hocam olarak girdiğiniz eve, babam olarak giremezsiniz” diye. Nazım’ın annesine karşı tavrı nasıl?
Nazım Hikmet babasından saygıyla ve şefkatle bahseder. Babasına karşı sevgili, saygılı davranır. Ama bunların hepsi acıma duygusunun tahrik ettiği davranış türleridir. Nazım’ın annesi Celile hanıma olan bağlılığının içerisinde ise hayranlık vardır, takdir vardır. Nazım annesine karşı şükran duygusu beslemez, babasına şükran duyar. Ama annesini takdir eder.

Ya Nazım Hikmet’le Yahya Kemal’in ilişkisi?
Nazım Hikmet, Yahya Kemal’in Bahriye Mektebi’nde edebiyat talebesidir. Necip Fazıl da aynı şekilde. Yani bizim şiirimizin temel direklerinden ikisi Yahya Kemal’in öğrencisiydi. Ama Yahya Kemal’in Nazım’la olan ilişkisi annesinden kaynaklanan bir ilişki olarak değerlendiriliyor hep. Değil. Kitapta Yahya Kemal’in Nazım Hikmet’le ilgili bir değerlendirmesi var. Yahya Kemal böyle bir laf etmedi. Ama Yahya Kemal ve Nazım’ın şiir dünyasını bilen bir yazar olarak ona şöyle bir cümle söyletiyorum kitapta: “Bizim koskocaman bir kasidede zorlandığımızı herif üç mısrada anlatıyor.”

“Suzan Sözen çok güzel bir kadındı. Onu bir gün Teşvikiye’deki bir manavdan incir alırken seyrettim. Simsiyah saçlar, bembeyaz sedef gibi bir ten, o sedef gibi bir tende lacivert-mavi gözler… Boynu neredeyse bir karış uzunluğundaydı. Muazzam bir kadındı”
Bir de Adnan Menderes-Suzan Sözen ilişkisi var kitapta. Suzan Sözen yaşıyor mu? Onunla da konuştunuz mu?
Suzan hanım zannederim hâlâ yaşıyordur. Onunla birkaç kez telefonla konuştuk. Hatıralarını anlatmadı, mahfuz tutacağını söyledi. Bu yüzden onların ilişkisini Suzan hanımın “Sahibini Arayan Kadın” adlı romanından aldığım cümlelerle aktardım. Suzan Sözen bu kitapta Razminar diye bir karakter yaratmıştır. O karakter Adnan Menderes’tir. Şunu söyleyebilirim: Suzan hanım ile Menderes arasında sadece cinsel bir ilişkinin hakimiyetini hissediyorum. Bu benim romancı hissedişim. Bence kadın bir Menderes hayali yarattı ve Menderes vuslatıyla rahatladı. Ayhan hanımda ise bir Menderes gerçeği var. Ayhan hanım o gerçeği avuçladı ve beraber oldu.

Nasıl biriydi Suzan Sözen?
Suzan Sözen eski İstanbul polis müdürünün eşiydi. Çok güzel bir kadındı. Onu bir gün Teşvikiye’deki bir manavdan incir alırken seyrettim. Zannedersiniz ki Aden’den kopup gelmiş bir kadını uzaktan seyrediyorsunuz. O kadar muhteşemdi. Simsiyah saçlar, bembeyaz sedef gibi bir ten, o sedef gibi bir tende lacivert-mavi gözler… Dudaklar yanaklara kıvrılırken iki yanda iki tane küçük gamze yapıyor. Çenesinin boynuna uzandığı yerde Afrodit’in omzu dönmüş gibi sanki. Üstelik omuzlarını açıkta bırakan dekolte bir kıyafetle görmüştüm onu. Boynu bir karış uzunluğundaydı. O kadar muazzam bir kadın.

Nasıl bir yazardı sizce?
Bakmayın, herkes onu sıradan bir romancı olarak görür ama bence Menderes’e duyduğu bu aşk olmasaydı, bir Kerime Nadir ya da bir Muazzez Tahsin olabilirdi. Hayal hanesini bir adamın varlığında zengin tutmaya çalıştığı için üretici niteliklerinde aşınmalar olmuştur. Dolayısıyla tasvirlerinde muhteşemdir ama hadise tespitlerinde ve takdimlerinde zaaf içindedir. Niye? Aşık çünkü. Onu anlatır. Sadece bir insanı anlatır. Bu bir insanın kendi rüyasını kendi lehine yorumlaması için gösterdiği gayrete benzer. Bu olmasaydı, bir Peride Celal olurdu demiyorum ama Kerime Nadir olurdu mesela.

“Ayhan Aydan kitabı henüz okumadı. Okuduğunda ailesiyle ilgili bölümlere sanırım kızacak”

Adnan Menderes ile Ayhan Aydan hanım arasındaki aşk bilinir ama bu kitapta bu aşka dair pek çok detay da var. Mesela Menderes, Ayhan hanıma “Tatarım” dermiş. Bu doğru mu? Ve yine kitaptan anladığım kadarıyla neredeyse evliliğe doğru giden bir aşk var aralarında.
Tabii tabii… O çocuk doğurma hadisesinde yazdığım teferruat var. Ayhan hanım bana tüm bu teferruatları anlattı. “Yalnız anlattıklarımdan bir tanesini yazma” dedi. Ve onu da yazmadım. O sır artık Ayhan hanım, Adnan bey ve benim aramda.

Nasıl ikna ettiniz Ayhan hanımı?
Ayhan hanımın son derece samimi olduğu bir parlamenter arkadaşım sayesinde bir araya geldik. Ayhan hanım evvela çok tereddüt etti. Sonra benim romanlarımı okumuş, etkilenmiş. “Tamam gelsin” dedi. Gittik. Birinci toplantı sekiz saat sürdü. “Ben bunları bir hazmedeyim” dedim. Aradan bir ay kadar geçti. 23 Temmuz’da, doğum gününde Ayhan hanıma bir sürpriz yaparak pasta gönderdim.

Doğum gününü nereden biliyordunuz?
O da zaten bu yüzden çok etkilendi. Hem sürprizim çok hoşuna gitti hem de sizinle aynı soruyu sordu. Operanın arşivlerine kadar indiğimi anlattım. “Bu kadar didik didik etme tahammülünü ve kabiliyetini gösteren bir insana ben her şeyi anlatırım” dedi o zaman. Ve anlattı.

Menderes, Ayhan hanıma ilgisini ortaya koyduğunda Ayhan hanım 25 yaşında. Evli bir kadın ve çocuğu var. Açıkçası bu noktada Ayhan hanımın büyükannesinin tavrı, bu ilişkiyi neredeyse çıkarcı bir anlayışla desteklemesi biraz sevimsiz. Ayhan hanım bu kitabı okudu mu? Bu büyükanne karakterine tepkisi ne oldu?
Henüz okumadı. Ve tahmin ediyorum okuduğunda biraz kızacak. “Bunlar nedir?” diye fırtına yaratacak. Ama o büyükanne karakteri benim romancı tarafım. Ayhan hanım bana olayları tarif etti. Ben de bir romancı olarak o olayların kahramanlarına karakteristik tarifler verdim. Bu romanda büyükanne tam bir Osmanlı kadını. Arkasında güçlü bir erkeğin bulunmasından doğan bütün imkanları ve fırsatları kullanmasını istiyor.

Bir de aralarındaki ilişkiyi Ayhan hanımın kocasına Menderes’in söylemesi…
Bana da çok enteresan gelen bir teferruat bu. Menderes, babasından ister gibi, Ayhan hanımı kocasından istiyor. Menderes kadınların himayesinde büyümüş bir çocuk. Berin hanımla evlenmiş. Berin hanıma saygıdeğer bir kadınla kurulmuş bir evlilik içinde üç çocuk anasına gösterilecek itibarı gösteriyor. Bu noktada hiçbir tereddüdü yok. Fakat Ayhan hanımla birlikte aşkı tanıdıktan sonra hüviyeti değişiyor. Ne oluyor? Kadın evde çocukları himaye eden olmaktan çıkıyor, sadece kendisine ait bir varlığa dönüşüyor. Artık bu noktadan sonra da o kadının kocasını falan tanımaz. “Bana aitsin, istediğim zaman döşeğimdesin” diyor. Nazım’ın Piraye’nin kocasını adam yerine koymadığı gibi.

Ve Yahya Kemal’in, Celile hanımın kocasını hiç umursamadığı gibi…
Evet, her üçünün de hayat hikayesinde ortak bir nokta var. Her üçü de evli kadınlara aşık oluyor. Yahya Kemal, Celile’yi; Nazım, Piraye’yi, Menderes ise Ayhan Aydan’ı ayartıyor.

Bu üç erkeğin bir diğer ortak noktası da kadınlara hoyrat davranmaları…
Hoyratlar, doğru. Ama Yahya Kemal şair, elinde bir enstrüman var. Yahya Kemal “Canan, aramızda bir adındı” dediğinde, buradaki “canan”, Celile’dir. “Bir uykuyu cananla birlikte uyuyanlar…” diyor mesela. Muazzam bir mısradır. Sevgisini böyle anlatıyor. Nazım’da da öyle. Nazım da diyor ki “Pirayem eteklerini öperim”. Ne demek bu biliyor musunuz? Piraye’ye “haseki” diyor. Bu iki hoyrat adam bu cümlelerle görünüşteki hoyratlığın içine müthiş bir sevgi inceliği katıyor.

Adnan Menderes… Onun elinde böyle bir enstrüman yok.
Ben Ayhan hanıma imzalanmış o fotoğrafı gördüm. “Şefkatle sevdiğim Ayhan’a…” Siz hiç böyle bir ithaf gördünüz mü? Hepimiz sevdiğimize güzel ithaflarda bulunuruz. Ama bu… Büyüleyici.

“Adnan beyin elinden sadece sucuklu yumurta yenirmiş”

Adnan Menderes’in Ayhan Aydan’ın evinde, hizmetçi kız Rinda’nın gözü önünde sucuklu yumurta yaptığı bir bölüm var. Rinda diye biri var mı, bu sucuklu yumurta hikayesinin ne kadarı gerçek?
Rinda diye biri varmış gerçekten. Tuncelili bir Kürt kızı. Fakat nerede olduğu bilinmiyor. Sahanda sucuklu yumurta bölümü tamamen hayal. Ama sucuklu yumurtayı bana oğlu anlattı. Berin hanım “Adnan beyin elinden sadece sucuklu yumurta yenir” dermiş. Mutfakta başka bir şey yapamazmış ama sucuklu yumurtayı güzel pişirirmiş.


İşlemler

Information

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s




%d blogcu bunu beğendi: